|
|
|
|
İHRACATTA ÖDEME YÖNTEMLERİ Dış Ticarette altı farklı ödeme yöntemi uygulanmaktadır:
Bu ödeme yöntemlerinin hangisinin kullanılacağı; 1. Mal ve sektör bazında yerleşik gelenekler, 2. Alıcı ile satıcı arasındaki güvenin derecesi, 3. Ülkenin genel politikası, 4. Nakit ödeme gücü belirlemektedir.
(CASH IN ADVANCE/CASH BEFORE DELIVERY / ADVANCE PAYMENT / PREPAYMENT) Tanım: İhracatçı tarafından ihraç edilen malların bedellerinin, ithalatçı tarafından malın teslim alınmasından önce, gerek bankalar yolu ile ve gerekse alıcının kendisi veya vekili ya da onun adına hareket eden üçüncü bir kişi tarafından satıcıya peşin olarak ödenmesidir. Peşin Ödemenin Özellikleri • Peşin ödeme genellikle birbirlerini çok iyi tanıyan alıcı ve satıcı arasında yapılmaktadır. Tam anlamıyla güvene dayanan bu ödeme şekli, ihracatçı açısından en elverişli ödeme yöntemi olmasına rağmen, uygulamada en az rastlanılanıdır. Burada bütün risk alıcı üzerindedir. Çünkü mallar gönderilmeden parasını ödemektedir. • Malların sevki, satıcı, firmadan yahut ülkenin şartlarından kaynaklanan nedenlerle aksayabilir ve gecikebilir. Bu durumda alıcı firma en azından paranın kendisinde beklemesi ile kazanabileceği faiz gelirinden mahrum olur. • Diğer taraftan peşin ödeme şekli, ihracatçı açısından bir ön finansman niteliğini taşımakta, bunun kaynağı ise alıcı (ithalatçı) olmaktadır. • Uluslararası piyasalarda genellikle satıcı tekeli olan mallarda ve bazen de alıcı bakımından peşin ödeme iskontalarının yüksekliği nedeniyle bu tür ödemeler cazip olabilmektedir. • Peşin bedellerin üçüncü kişilere devri mümkün değildir. • Uluslararası piyasalarda yoğun rekabet ortamı ve kısıtlı pazar olanakları dolayısıyla pek sık kullanılan bir ödeme şekli olmamakla birlikte nadirende olsa kullanılan bir ödeme şeklidir. Uygulamada daha çok mal bedellerine ilişkin avans olarak kullanılabilmektedir. • Bu ödeme şekli, piyasada fazla talep gören malların satışında kullanılmaktadır. İhracatçı, mallarına yoğun talep olduğu için müşteri bulamamak gibi bir riski yoktur. Bu durum, kendini en fazla güvence altına alacağı ödeme şeklini alıcıya kabul ettirmesi bakımından üstün bir pazarlık gücü sağlamaktadır. • Alıcı firma prefinansmanı ihracata konu olan ürünün üretiminin finansmanında kullanılmak üzere ithalatçıdan bedelin kısmen veya tamamen sağlanmasıdır. Alıcı firma prefinansmanında peşin ödemede olduğu gibi mal gönderilmeden önce para gelmektedir. Peşin Ödemede Kambiyo Yükümlülüğü İhracat bedeli belirli bir süre içinde yurda getirilmelidir. Getirilmemesi durumunda ihracatçının sorumluluğu doğmaktadır. Banka aracılığı ile yurda getirilen ihracat bedelinin ispatı sorun yaratmazken, ithalatçı veya onun yetkilisi tarafından nakit olarak getirilen mal bedelinin ispatı önem taşımaktadır. Peşin ödeme yönteminde, mal bedeli banka havalesi ile gönderilebileceği gibi ilgili veya temsilcisi tarafından nakit olarak yanlarında getirilebilir. İhracat bedelleri gerek döviz, gerek Türk Lirası olarak efektif şeklinde de yurda getirilebilir. Bu şekilde yurda getirilen efektiflerin ihracat bedeli olarak alışının yapılabilmesi için bankalarca gümrük idarelerince düzenlenen döviz beyan tutanağı (DBT) aranır. Bankalarca efektiflerin ihracat bedeli olarak alışının yapılabilmesi için efektiflerin DBT'nin düzenlenme tarihinden itibaren 15 gün içinde bankalara tevdi edilmesi gerekmekte olup bu süre içinde bankalara tevdi edilen efektiflerin ilgilinin talebine istinaden alışının yapılarak döviz alım belgesine bağlanması veya adlarına açılan DTH'lere alınarak bu hesaptan bilahare döviz alışı yapılması mümkündür. DBT ibraz edilmek suretiyle kendisine efektif tevdi edilen bankalarca, DBT ekinde ilgilinin ithalatçı veya ihracatçı firma tarafından yetkilendirildiğine dair noter veya konsolosluklarca düzenlenmiş belge ile efektif getiren kişinin pasaportunun aranması ayrıca pasaportun hüviyeti belirleyen sayfası ile yurda girişi gösteren sayfanın birer fotokopisinin DBT'ye eklenmesi gerekmektedir. Bir de Merkez Bankası’nca peşin bedel karşılığı ihracatın 18 ay içinde yapılması gerekmektedir. Ayrıca peşin bedelin vadesinin başlangıç tarihi Döviz Alım Belgesi’nin (DAB) düzenlendiği tarihtir. Ülkemizde Merkez Bankası açısından prefinansmanlı ödemenin de peşin döviz hükmünde değerlendirildiğini belirtmek gerekmektedir.
Tanım: İhracat bedellerinin tamamen veya kısmen mal ve/veya hizmet ithali suretiyle mahsuben ödenmesi ve aralarındaki artı ya da eksi farkın nakit olarak kapatılması şeklinde yapılan bir ödeme şeklidir. Mahsuben Ödemenin Özellikleri: • İhracat bedelleri fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içerisinde muhabir banka hesaplarına alacak olarak kaydedilecek ve mahsup talebi de bu süre içerisinde yapılacaktır. • Hizmet ihracı bedellerinin tahsili zorunlu olmadığından bu bedeller için mahsup talebi de bu süre içerisinde yapılacaktır. • Mal ve hizmet ihracı bedellerinin mahsuben ödemede kullanılacak kısmının alışının yapılmamış yani TL’ye çevrilmemiş olması gerekmektedir. • Mahsuben ödemede kullanılabilecek azami döviz tutarı varsa T.C.Merkez Bankası’na yapılacak zorunlu döviz devri tutarından sonra kalan tutardır. Ancak, zorunlu döviz devrinin mükellefi bankalar olduğundan süresi içinde bu mükellefiyetin bankalarca kendi pozisyonlarından karşılanmak suretiyle yerine getirilmesi halinde ihraç bedeli dövizlerin tamamının mahsuben ödemede kullanılması mümkündür. • İhracat bedeli dövizlerin fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içinde tahsil edilerek DTH'a alınması halinde bu dövizler 180 inci günün sonuna kadar mahsuben ödemede kullanılabilmektedir. • Aramızda ikili hesap ilişkisinin devam ettiği ülkelere gerçekleştirilen ve bedelleri bu hesaplardan ödenen mal ve hizmet ihracına ilişkin dövizler ile prefinansman kredisi ve peşin dövizler mahsuben ödeme kullanılamaz. • Aracı ihracatçı vasıtasıyla yapılan ihracatta, ihracatçının onayı ve imalatçı firma unvanının GB'de kayıtlı olması şartıyla ihracat bedelleri, imalatçının yukarıda sayılan bütün döviz giderlerinin mahsuben ödenmesinde kullanılabilmektedir. Bu durumda DAB ihracatçı, DSB'de imalatçı firma adına düzenlenmektedir. • İhracat bedelinin mahsuben ödemede kullanılabilecek tutarının ithalat bedelini karşılamaması durumunda bakiye ithalat bedeli genel esaslar dahilinde ödenmektedir • Mahsup işleminde aynı kur üzerinden DAB ve DSB düzenlenir. Mahsuben ödemede kullanılacak (alışı yapılacak) dövizle mahsuben ödenecek giderlerle ilgili döviz cinsinin farklı olması halinde mahsuben ödenecek azami tutar T.C.Merkez Bankası çapraz kuru esas alınmak suretiyle tespit edilmektedir. Bu durumda DAB alışı yapılan, DSB transfer edilen döviz cinsinden düzenlenir.
C- VESAİK MUKABİLİ ÖDEME / POLİÇE İLE SATIŞ / DOCUMENTARY COLLECTIONS / CAD Tanım: Bir malın ihraç ülkesinden yola çıkarılmış olduğunu gösteren belgesinin ihracat bedelini ödeyerek bankadan alınması yoluyla yapılan ödeme şeklidir. Bir başka ifade ile bankanın ihraç bedelini tahsil ettikten sonra vesaikleri ithalatçıya teslim ettiği ödeme türüdür. Uluslararası ticarette yaygın olarak kullanılan bir ödeme aracıdır. Vesaik Mukabili Ödeme İşleminin Özellikleri • İhracatçı için risk taşıyan bir ödeme şeklidir. • Vesaik mukabili ödemede ithal konusu malın ülkeye gelmiş olması şart değildir. • Bu tür ödemede ihracatçı sevk ettiği mallar karşılığı bu malların sevk edildiğini gösteren belgeler (vesaik) karşılığında bir kredi kullanmaktadır. • Gerek ithalatçının ülkesindeki bankanın ve gerekse ihracatçının ülkesindeki bankasının hiçbir ödeme taahhüdü bulunmamaktadır. Vesaik Mukabili Ödeme yönteminde bankaların aval veya garanti vermemişlerse satış işleminin aksamadan gelişmesini garanti edecek herhangi bir yükümlülükleri söz konusu değildir. Bankalar sadece ihracatçının kendilerine verdiği vesaikin ithalatçının ülkesindeki muhabirlerine gönderilmesini ve tahsil emrindeki direktifler uyarınca alıcıya teslimi sorumluluğunu taşırlar. • Vesaik mukabili ödemenin birinci türü görüldüğünde ödemeli poliçe (sight bill of exchange), sevk belgeleri ithalatçıya ancak ödemeyi yaptığı takdirde teslim edilir. Vesaik mukabili ödemenin ikinci türü “ticari kabul” (commercial acceptance) olup, belgeler alıcıya, adına çekilen poliçedeki bedeli ödeyeceği dair “kabul” alındıktan sonra teslim edilir. İhracatçının bankası kabul edilmiş poliçeyi saklar ve süresi geldiğinde tahsil eder. • Kabul edilmiş bir poliçe güvenli midir? Kabul edilmiş poliçe “bir borcun hukuki delili” sayılır. En azından alıcı, senetlerini ödemeyen birisi olarak ilan edilecek ve uluslararası piyasada ciddi bir itibar kaybı olacaktır. Fakat, satıcılar, ödememe riskine karşı genellikle ibraz bankasının veya birinci sınıf bir diğer bankanın “aval” veya “garanti” vermesini istemelidir. • Kabul edilmiş poliçenin ihracatçıya bir finansman imkanı sağlama özelliği de vardır. İhracatçı bu poliçeyi bankasına cari faiz haddinden “iskonto” ettirebilir. • Uluslararası ticarette vesaik mukabili yanında, “mal mukabili ödemeler” de yapılabilmektedir. Bu uygulama da ise, ihracatçı, herhangi bir ödeme yapılmadan veya bir poliçe tanzim etmeden, malları ithalatçıya gönderir. Mal bedeli sözleşmede belirlenen ilerdeki bir tarihte veya mallar satıldıktan sonre ödenir. Açıkça görüldüğü gibi, böyle bir uygulama ihracatçı için oldukça risklidir. • Vesaik mukabili ödeme şeklinde kullanılan belgelerden biri konişmentodur. Konişmento ithalatçının bankası adına kesilmektedir. Bir başka ifade ile konişmentoda gönderilen (cosignee) bölümünde ithalatçının bankasının isim, unvan ve adresi yazılır.Bildirim yapılacak kişi (notify) bölümünde ise alıcı firmanın isim, unvan ve adresi yazılır.İthalatçının bankası (tahsil bankası) mal bedelini tahsil edince konişmentoyu ithalatçıya cira eder. Böylece ithalatçı, bankanın kendisine konişmentoyu ciro etmesi üzerine malların alıcısı sıfatını kazanmaktadır. Vesaik Mukabili Ödeme İşleminin Tarafları a- İhracatçı (Drawer, exporter, principal) Yüklediği mallara ilişkin belgeleri tahsil talimatı ile birlikte bankasına verir. Akreditifte amir, ithalatçı olduğu halde tahsil vesaikinde amir ihracatçıdır.b- Tahsile gönderen banka (Muhabir Banka/Remitting bank) İhracatçının seçtiği bir bankadır. İhracatçının belgelerini ithalatçının ülkesindeki bankaya göndermektedir. Belgeleri kendi talimat mektubu ekinde gönderir. İhracatçının vereceği talimatları yerine getirir ve ödeme yapılana kadar takip eder. c- Tahsil eden veya ibraz eden banka (Amir Banka/Collecting or presenting bank) Tahsil vesaikini ödeme ya da kabul karşılığında ithalatçıya veren bankadır. Ayrı bir banka olabileceği gibi tahsile gönderen bankanın şubeside olabilir. Banka, tahsil ettiği paraları havale eder. Poliçe bedelinin ödenmemesi durumunda muhabirin talimatına uyar, örneğin protesto eder. Vesaik bu bankaya çoğunlukla “Remitting bank” tarafından gönderilir. Ancak kimi zaman doğrudan doğruya ihracatçının gönderdiği de görülebilir. Ayrıca ihracatçının o ülkedeki temsilcisi de vesaiki verebilir. d- İthalatçı (Dravee, importer) Kendisine sunulan belgelerin bedelini öder ya da vadeli bir poliçeyi kabul eder. Vesaik Mukabili Ödeme Şeklinin Aşamaları 1. Aşama: İhracatçı ve ithalatçı satış sözleşmesi yaparlar, 2. Aşama: İhracatçı, mallarını ithalatçıya teslim edilmek üzere sevk eder, 3. Aşama: İhracatçı ilgili sevk belgelerini kendi ülkesindeki bankaya verir, 4. Aşama: İhracatçıdan vesaiki alan banka, “vesaik mukabili” şartı ile ithalatçının bankasına gönderir, 5. Aşama: İthalatçının bankası gelen vesaikin ithalatçıya ihbarını yapar, 6. Aşama: İthalatçı bankasına mal bedellerini(ithalat bedellerini) yatırır, 7. Aşama: İthalatçının bankası ithalat bedellerinin ihracatçının bankasına transferini yapar ve sevk belgelerini ithalatçıya teslim eder, 8. Aşama: İhracatçının bankası mal bedellerini ihracatçıya öder, 9. Aşama: Mallar taşıyıcı tarafından ithalatçının bulunduğu gümrük idaresine getirilir, 10. Aşama: Bankadan vesaikleri alan ithalatçı gümrük idaresine başvurarak, malların ithalatını gerçekleştirir. (İthalatçı artık ilgili belgeleri nakliye firmasına ibraz ederek malları çekebilir.) Vesaik Mukabili Ödeme İşlemi İle İlgili Kurallar Uluslararası Ticaret Odası vesaik mukabili ödeme yöntemi ile ilgili mevcut kuralları Tahsiller İçin Yeknesak Kurallar (Uniform Rules for Collections/U:R:C) başlığı altında 522 sayılı broşürde toplamıştır. Taraflar, bu kuralların uygulanmaması hususunda açıkça anlaşma yapabilirler. Bu durumda, vesaik mukabili ödeme ile ilgili bir sorun ortaya çıktığında 522 sayılı broşürün uygulanması mümkün olmayacaktır. Sözünü ettiğimiz 522 sayılı broşür vesaik sözcüğünü iki bölüme ayırmaktadır. Mali Vesaik (Financal Documents): Poliçeler, çekler, ödeme taahhütleri, ödeme makbuzları gibi para tahsilinde kullanılan belgelerdir. Ticari Vesaik (Commercial Documents): Faturalar, konişmentolar, FCR, vb. nakliye belgeleri, navlun belgeleri ve mali olmayan herhangi bir senet ticari belgedir. Aynı broşür (ICC, URC 522) tahsilat sözcüğünü, aldıkları talimat üzerine bankaların yukarıda belirtilen mali ve ticari belgeleri ödeme veya kabul (acceptance) karşılığında işleme koymaları olarak tanımlanmakta ve tahsilatı iki bölüme ayırmaktadır. Temiz Tahsil (Clean Collection): Ticari senetler olmadan yalnızca mali senetlerin tahsili anlamındadır. Travelers çeklerin tahsile gönderilmesi gibi, Vesaik Karşılığı Tahsilat: Ticari belgeler ekindeki mali belgenin bedelinin tahsilidir. (Documentary Collections): (Konişmento ve ticari fatura ekindeki poliçe bedelinin tahsil edilmesi gibi.) Ekinde mali belge olmayan ticari belgelerin bedelinin tahsilidir. (Poliçesi olmayan yükleme vesaikinin fatura bedelinin tahsil edilmesi gibi.) Tahsil vesaiki “Documentary Collections” ile ilgili uluslararası uygulamaları biçimlendirmek ve ortak bir temel oluşturmak için uluslararası Ticaret Odası, daha öncede vurguladığımız gibi bir broşür yayınlanmıştır. İlk olarak “Ticari Senetlerin Tahsili için Yeknesak Kurallar” adını taşıyan 254 sayılı broşür 1967 yılında çıkarılmış ancak gelişmeler dikkate alınarak yeniden gözden geçirilmiş ve yeni broşür 522 sayı ile yürürlüğe girmiştir. Bu broşür “Tahsiller için Yeknesak Kurallar” (Uniform Rules for Collection/URC) adını taşımaktadır. Yasal yaptırımlar yoktur. Bu nedenle böyle bir işlemde yeralan tüm taraflar ilgili ülkelerin yasaları ve kuralları ile bağımlı olduklarını unutmamalıdır. Tahsil emrinde ödeme veya poliçenin kabul edilmemesi halinde yapılacak işlemler, faiz, komisyon vesair masrafların kime ait olacağı ve tahsil edilen paranın ne şekilde ödeneceği açıkça belirtilir. Aksi halde işlemler uluslararası ödemelerle ilgili “522 sayılı broşür” gereğince yapılır. Tahsil Vesaikinin İhracatçı Riskleri • İthalatçı Tarafından Malların Kabul Edilmemesi: Uygulamada en çok görülen risk, malların ithalatçı tarafından kabul edilmemesidir. Bunun nedeni o malın piyasa fiyatının saptanan fiyatın altına düşmesi olabilir. Satıcının sözleşme koşullarını yerine getirmedeki önemsiz ve amaçlı olmayan bir yanlışını öne süren alıcı malları reddederek yeni ve kendi lehine olan düşük fiyattan yararlanma yoluna gidebilir. Böyle bir tutum karşısında ihracatçı hayli güç bir durumda kalabilmektedir. Malları yabancı bir ülkede beklemekte ve büyük bir olasılıkla da depolama giderleri artmaktadır. Yeni bir alıcı bulunsa bile mallar daha düşük bir fiyattan satılabilmektedir. Bu tür bir olanağın bulunmaması durumunda malların ithal ülkesinden getirilmesi gerekmektedir. • Poliçenin Vadesinde Ödenmemesi: İhracatçıların karşılaşabileceği diğer bir risk de ithalatçının kabul etmiş olduğu poliçeyi vadesi geldiğinde ödememesidir. İhracatçı, görüldüğünde ödemeli bir poliçe karşılığında satış yapmaya göre çok daha dezavantajlı bir durumdadır. Çünkü ithalatçı poliçeyi kabul etmekle belgeleri almaya hak kazanmıştır. Bunun sonucu olarak da malları çekecektir. Bir başka ifadeyle ihracatçı mallarını kaybetmiş de olabilecektir. Görüldüğünde ödemeli bir poliçenin bedelini ödemeyen ithalatçıya belgeler verilmeyecek, malları çekemeyecek, ihracatçı da mallar üzerindeki sahipliğini koruyor olacaktır. • Kambiyo kısıtlamaları: İhracatçı için risklerden bir diğeridir. İthalatçı iyi niyetli olduğu halde, ülkesinin döviz tahsisi uygulaması ihracatçının parasını almasını geciktirebilir, hatta tümüyle engelleyebilir. Bu bağlamda, daha genel bir anlatımla ülke riski ihracatçı için düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken önemli bir konudur. • Alıcının Mali Güçlük İçinde Olması: Alıcının mali güçlüklerle karşı karşıya kalmış olması durumu da satıcıyı güç durumda bırakacaktır. Çünkü alıcı belgeleri almak için gerekli tutarı ödemeyecektir. • Alıcının Basiretli Bir Tacir Gibi Davranmaması: Satıcı bilmeden ticari ahlaktan yoksun bir alıcı ile bağlantıya girmiş olabilir. Bu kişi geçerli hiçbir neden bulunmaması durumunda malları almama tehdidinde bulunarak satıcıyı malını düşük fiyattan satmaya zorlayabilir. Satıcı istemeden böyle bir durumu kabullenmek zorunda kalabilir. Tahsil Vesaikinden Doğan İhracatçı Risklerini Azaltmanın Başlıca Yolları • İthalatçı ve ülkesi konusunda sürekli olarak sağlıklı ve taze bilgilere sahip olmak. Eğer o ithalatçıya ilk kez mal satılacaksa çeşitli kaynaklardan (daha önceden ona mal satan diğer ihracatçılar vb.) bilgi toplamaya çalışılmalıdır. • Mallarını, varış limandaki antrepoyu da kapsayacak biçimde sigorta ettirmek, • Dış ticaret işlemine başlamadan önce ithalatçıdan bir miktar nakit sağlamak veya malın bir bölümünü (bu olası zararları karşılacak büyüklükte olmalıdır) peşin olarak almak yapılması gereken işlemdir. • Tahsil vesaiki ihracatçı için açık hesaba (open account) göre daha güvenli bir ödeme yöntemi iken akreditifle karşılaştırıldığında daha az güven verici olduğu görülür. • İhracatçılar ödemeyi güvence altına almadan mallarını hazırlayarak yüklemek ve çeşitli hizmetlerde bulunmak durumunda kaldıklarından, ancak aşağıda belirtilen durumları dikkate alarak vesaik karşılığı ödeme sistemini seçmelidir. Alıcı ve satıcının birbirlerini güvenilir olarak tanımaları, Alıcının ödemeyi yapmak için kesin olarak istekli olduğu konusunda kuşku olmaması, İthalat yapılan ülkenin politika, ekonomi ve yasalar açısından istikrarlı olması, İthalat yapılan ülkenin uluslararası ödemeler sisteminin kambiyo kısıtlamaları veya diğer kısıtlamalar ile tehlikeye düşmemesi, İhracatçının ithalatçının ülkesindeki kambiyo kurallarını iyi bilmesi. Genel Yapısı Dolayısı ile Tahsil Vesaikinin İhracatçı için Avantajları • İthalatçı ödeme yapmadan ya da vadeli bir poliçeyi kabul etmeden malları çekemeyeceğini bilir. • Ödeme veya kabule değin mallar üzerindeki sahipliliğini sürdürür. • Bu yöntem yalın ve ucuzdur. Tahsil Vesaikinin İthalatçı İçin Dezavantajları • İthalatçı mal bedelini ödemeden veya poliçeyi kabul etmeden malları göremez (Tahsil vesaikinin yapısından kaynaklanan bu duruma ters bir uygulama kimi ülkelerde görülebilmektedir.)• Poliçenin kabul edilmesi sözkonusu olduğunda yasal bir yükümlülük altına giren alıcı ticari saygınlığını ortaya koymakta, bir anlamda ipotek altına almaktadır. • İhracatçının saygınlığı, iyi niyeti ve malları siparişe uygun olarak hazırlayıp hazırlamadığı konusunda tam anlamıyla emin olamaz. Bu riski azaltmanın en iyi yolu gözetim raporu istemektir. Tahsil Vesaikinin İthalatçı İçin Avantajları • Malların ülkesine ulaşmasından sonra ödeme yapabilmesi ithalatçıya bir anlamda finansman sağlar. • Ucuz ve yalın bir yöntem olması maliyeti düşürür. • Ödeme yapmadan önce vesaiki, kimi zaman da malları inceleyebilmesi lehte bir durumdur. Vesaik Mukabili İşlemde Alınan Vergi Resim ve Harçlar • Talimat Damga Pulu • Transfer Komisyonu var ise Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) • İthalat Harcı (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) cari döviz satış kuru üzerinden) • Transfer Döviz satışı yapılarak sonuçlanıyor ise Kambiyo Gider Vergisi (KGV) • Kabul kredili işlem ise kabul tarihinde TCMB Döviz satış kuru üzerinden Damga Vergisi (D.V.) • Kabul kredili işlem ise fiili ithalatdan önce TCMB Döviz alış kuru üzerinden Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF)
D- MAL MUKABİLİ ÖDEME (AÇIK HESAP/OPEN ACCOUNT) Tanım: İhraç edilen malın bedelinin, bu malın ithalatçı tarafından teslim alınmasından sonra ödenmesi şeklinde yapılan bir ödeme türüdür. İthalatçının gelen malı devralmasıyla bu malın mülkiyeti değil, ancak zilyedliği kendisine geçer. Malların mülkiyetinin devri ise ancak bu malların devir ve teslimine ilişkin belgelerin ithalatçıya teslim edilmesi ile mümkündür. Mal Mukabili Ödemenin Özellikleri • Taraflar birbirlerini iyi tanırlar ve karşılıklı güvenleri vardır. • İhracatçı için en riskli ödeme şeklidir. Çünkü mal bedelinin ödenmesi ile ilgili hiçbir güvence yoktur. Bir başka ifade ile ihracatçı gönderdiği malın parasını alamama ya da kesintiyle alma gibi risklerle karşı karşıya kalabilir. • İthalatçı için ideal bir ödeme yöntemidir. • Alıcı ve satıcının uzun zamanlardan beri birbirleriyle iş yaptıkları ve birbirlerine tam güven duydukları durumlarda uygulanabilen bir yöntemdir. • Belirli bir ödeme tarihi taşımaması yönünden esnek bir uygulamadır. Mal Mukabili Ödeme İşleminin Aşamaları 1. Aşama: İhracatçı ile ithalatçı aralarında belirli bir mal için satış sözleşmesi yaparlar. 2. Aşama: İhracatçı, ihraç konusu malları ithalatçıya iletilmek üzere taşıyıcısına teslim eder. 3. Aşama: İhracatçı malların sevkini müteakip, bu sevke ilişkin sevk evraklarını kendi ülkesindeki bankasına (muhabir bankaya) verir. 4. Aşama: Sevk belgeleri ithalatçıya gönderilir. 5. Aşama: Taşıyıcı tarafından ihracat konusu malar, ithalatçının bulunduğu ülkedeki gümrük idaresine veya gümrüğün denetimindeki sundurma/antrepoya ve benzerine getirilip teslim edilir. 6. Aşama: İthalatçı gümrük idaresine müracaatla ve işlemlerini ikmal ederek mallarını gümrükten çeker. 7. Aşama: İthalatçı tarafından malların bedelinin transferi için bankaya müracaat edilerek mal bedelleri bankaya (amir bankaya) ödenir. 8. Aşama: Amir banka tarafından bu mal bedellerinin tahsilini müteakip Türk Parası Transfer belgesi veya Döviz Satış Belgesi düzenlenerek, muhabir bankaya (ihracatçının ülkesindeki bankaya) transfer edilir. 9. Aşama: İhracatçı ülkesindeki bankadan (muhabir bankadan) ihraç ettiği mallarının bedellerini tahsil eder.
E- KABUL KREDİLİ ÖDEME (ACCEPTANCE CREDİT) Tanım: Mal bedelinin belli bir vadede ödenmesini taahhüt eden ve bu ödemeye bir Poliçenin araç olduğu ödeme şeklidir. Bir başka ifade ile kabul kredisi satılan malın bedelinin bir poliçeye bağlandığı vadede satıcıya ödendiği bir ödeme şeklidir. Bu kredi vesaik ile birlikte ibraz edilen poliçenin ithalatçı veya buna ilaveten ithalatçının bankası tarafından kabul edilmek suretiyle kullanılır. Kabul kredili ödemede taraflara bankalar aracılık ederler ve bunun için komisyon alırlar. Satıcının düzenlediği poliçe sadece alıcı tarafından kabul edilmiş ise “trade acceptance” vardır. Poliçenin bir banka tarafından kabul edilmesi öngörülebilir. Bu durumda banka poliçeyi kabul eder veya ithalatçının kabulüne aval verebilir. Buna “banker’s acceptance” denilmektedir. Bu ödeme şeklinde vadeli alım yapmak isteyen ithalatçıya karşı ihracatçı, poliçeye bankanın kabul veya aval varmesiyle kendini garanti altına almış olmaktadır. Kabul Kredili Ödemenin Çeşitleri: a- Kabul Kredili Vesaik Mukabili Bu ödeme şeklinde malların alıcıya gönderilmesinden sonra bankanın mal bedelini tahsil etmesi yerine poliçeyi alıcıya kabul ettirdikten veya bu kabule kendisinin de avalini verdikten sonra vesaiki alıcıya teslim edip daha sonra poliçe vadesinde mal bedelinin ihracatçıya ödendiği ödeme şeklidir. b- Kabul Kredili Mal Mukabili Mal mukabili işlemlerde ithalatçı önce malı çeker sonra mevzuatta belirlenen sürede mal bedelini öder. Bu işlemde ise ödeme yapması gereken süre içerisinde poliçe kabul edilecek poliçe vadesinde ise ödeme yapılacaktır. Böylece süre açısından ithalatçıya ikinci bir finansman kolaylığı yaratılmaktadır. c- Kabul Kredili Akreditif İhracatçının küşat mektubuna uygun vesaiki bankaya ibraz ettiğinde mal bedelini tahsil etmeyip banka tarafından kabul edilmiş poliçenin vadesinde ödeneceğini taahhüt altına alan bir ödeme şeklidir. Burada poliçe vesaik ekinde ilave olarak, teyitli akreditifte teyit bankası adına, teyitsiz akreditifte ise genellikle amir banka adına tanzim edilir. Kabul edilen bu poliçe ile ihracatçı tarafından kendi bankası ya da başka bir bankaya kırdırılabilir.
F- KARŞI-TİCARET (COUNTER-TRADE) Tanım : Genel anlamda bir takas muamelesidir. Ödemek için yeterli dövizi olmayan, fakat satmak istediği malı olan ülkelerin çoğu kez başvurduğu bir yoldur. Bu ticaret şekilleri daha çok finansman zorluklarının yaşandığı ülkelere yönelik ihracatta gündeme gelmektedir. Karşı - Ticaretin Çeşitleri a- Takas: Finansal ödeme veya fon transferlerinin yer almadığı bir Tek sözleşme ile gerçekleştirilen, eşit değerde olduğu kabul edilen iki mal grubunun doğrudan ve eşanlı olarak değiştirildiği işlemdir. Takasanl aşmaları aynı müşteri ile uzun vadeli ve düzenli işlemleri değil, genellikle bir defaya mahsus işlemleri (one-off deals) kapsamaktadır. T.C. Merkez Bankası’nın I-M Sayılı Genelgesinin ihracata ilişkin hükümleri takas işlemini özel takas ve bağlı muamele olarak ikiye ayırmıştır. b- Özel takas: Mal ve/veya hizmet ihraç ve ithalinde karşılıklı olarak tarafların aynı gerçek veya tüzel kişiler olması halinde, ihraca ve ithale konu olan malların bedellerinin herhangi bir para hareketi söz konusu olmaksızın kısmen veya tamamen birbirleriyle takas edilebilmesi olarak tanımlamıştır. c-Bağlı Muamele: Dış Ticarette, ihracata konu malların, hizmetlerin ve teknolojilerin bedellerinin dış ticarette taraf olan ülkeler ve firmalar arasında yapılan anlaşmaya istinaden para yerine geçen diğer mal, hizmet ve teknoloji ithalatıyla karşılanması ve aradaki artı ya da eksi farkların döviz transferleri ile kapatılmasıdır. Gümrük Birliği’ne üye ülkeler dışında üçüncü ülkelerce yapılacak dış ticaret faaliyetlerinde gerektiğinde kullanılmak üzere ithal edilen mal, hizmet ve teknoloji ihracıyla karşıladığı, ithal veya ihraç fazlalığının döviz olarak tediye veya tahsil edildiği bir ödeme şeklidir. d- Kliring (Clearing): Takasın biraz daha geliştirilmiş bir şeklidir. Kliring anlaşması imzalayan ülkelerde ithalatçılar, ithal ettikleri malların bedelini kendi ülkelerinde kliring hesaplarını tutmakla görevlendirilen Merkez Bankası veya Kliring Ofisi gibi bir kuruma ulusal paraları cinsinden öderler. Bu şekilde oluşturulan hesaplar dönem sonunda karşı ülke ithalatçılarının da kendi ilgili kurumuna yatırmış oldukları paralardan oluşan hesaplarla denkleştirilir. Eğer arada bir açık söz konusu ise, bu açık önceden anlaşılan herhangi bir konvertibil döviz ile kapatılır. e- Karşı-alım (Counter-purchase): Satıcının ihracat sözleşmesindeki değerin belirli bir yüzdesindeki malı karşı taraftan ya bizzat satınalması ya da satışın bir üçüncü tarafca gerçekleştirilmesini sağlamaya dayanan bir işlemdir. Karşı ticaretin en yaygın kullanılan şeklidir. İhracatçının böyle bir taahhüde girmeden önce, üçüncü tarafla anlaşması gerekir. f- Dengeleme (Compensation): Satıcının ihraç ettiği mal bedelinin tümünü veya bir kısmını mal karşılığı alması anlamındadır. Dolayısıyla tam dengeleme (full-compensation) ve kısmi dengeleme (partial-compensation) şeklinde iki kısma ayrılmaktadır. 1. Geri-alım: Dengelemenin bir başka şeklidir. Burada ihraç edilen malların (ki, bunlar sermaye malları veya anahtar teslimi projeler niteliğindedir) bedeli, bu mallar vasıtasıyla gerçekleştirilecek üretimin satın alınmasıyla ödenmektedir. 2. Üçlü-ticaret (Swicts deals): Bir ülke tarafından ödenecek hesabın başka bir ya da daha fazla ülkeye transfer edildiği işlemdir. Karşı-ticaret olayı oldukça karmaşıktır. Az gelişmiş ülkeler çeşitli mülahazalarla bu yola başvururken tekniğini yeterince bilmedikleri için aleyhte sonuçlarla karşılaşabilmektedirler. O nedenle, anlaşma yapmadan önce, dünya piyasaları hakkında çok iyi bir bilgi ile birlikte, anlaşılacak şartların çok dikkatli biçimde değerlendirilmesi gerekir.Takas veya Bağlı Muamele Yoluyla Yapılacak İhracatın Özellikleri • Talepler, yabancı firma veya firmalar ile yapılan anlaşma ve “Bağlı Muamele veya Takas Başvuru Formu”ndan altı nüsha düzenlenmek süretiyle müracaat yazısı ile ihracatçı birliklerine yapılır. • Bağlı muamele veya takas izinlerinin süresi altı aydır. Hesapların izlenebilmesi için ithalat ve ihracat işlemleri aynı banka tarafından yürütülür. • İki ülke arasındaki işlemler TAKAS; ikiden fazla ülke arasında yapılan işlemler ise BAĞLI MUAMELE olarak adlandırılmaktadır.
G- KONSİNYE İHRACAT - KONSİNYASYON (CONSIGNATIONS) Tanım : Kesin satışı daha sonra yapılmak üzere dış alıcılara, komisyonculara, ihracatçının yurt dışındaki şube temsilciliklerine mal gönderilmesi şeklinde yapılan ihracat şeklidir. Satılmak üzere gönderilen malları teslim alan ilgili kişi veya kuruluşlar malı rayiç değerinden satar, komisyon vb. giderleri satış gelirinden düşer ve kalan tutarı yetkili banka aracılığıyla döviz cinsinden ihracatçıya yollarlar.Konsinye ihracatın Özellikleri • Tamamen güvene dayalı bir yöntemdir. • Konsinye satışta ihracatçı firmanın varlığı dış pazarda açıkça görülmekle birlikte, satışta kesinlik olmaması dolayısıyla da risk sözkonusudur. Beklemeden doğan zararlar ihracatçı hesabına kaydedilir. Ayrıca malın satılıncaya kadar her an için satıcıya, alacak ve satış masrafları dikkate alınmaksızın, geri gönderilmesi ihtimali vardır. İhracatçının malı, kontrolü olmaksızın ülke dışında politik nedenlerle kambiyo kısıtlamalarından ve hatta iklim sebebiyle doğacak riskler altında kalmaktadır. Bu durumda, satıcının elinde bir kambiyo senedi bulunmadığı gibi, alıcının kusurlarından doğacak zararını karşılayacak bir garantisi de bulunmamaktadır. • Konsinye satışlarda bedellerin gönderilmesi ve satış türünün ortaya çıkardığı problemler açık hesaptakiyle hemen hemen aynıdır. • Konsinye satışların riskli oluşu, uygulamada “müşterek hesap” denilen ve konsinye satışları kısmen garanti altına alan yeni bir satış şeklini doğurmuştur. Bu şekilde yapılan ihracat yine konsinye olmakla birlikte, konsinyatör tarafından ihracatçıya asgari bir satış fiyatı garanti edilir ve bu fiyatla satış fiyatı arasındaki farkın giderler düşüldükten sonra kalan kısmı ihracatçı ile alıcı (konsinyatör) arasında paylaşılır. • Konsinye ve müşterek hesap yoluyla yapılan ihracat genellikle, bir piyasaya ilk defa giren ve tanıtılmak üzere gönderilen mallar ile niteliği itibariyle satışı uzun süren, çürüyebilir ve bozulabilen malları kapsar. • Konsinye ihracat talepleri ihracatçı birliklerine yapılır. Konsinye ihraç izinlerinin süresi 90 gündür. Konsinye olarak gönderilen malların fiili ihraç tarihinden itibaren 1 (bir) yıl içinde satılması gerekmektedir.
(LETTER OF CREDIT - L/C) Tanım: İhraç edilen malın bedelinin ödenmesi konusunda belirli koşulların yerine getirilmesinden sonra ödemenin yapılacağına ilişkin bir çeşit teminattır. Şartlı bir ödeme taahhüdü olarak tanımlanabilir. İhracatçı (amir) bankasından (amir banka-issuing bank) ihracatçı (lehdar-beneficiary) lehine bir akreditif açmasını ve ihracatçının ülkesindeki bir muhabir banka (negotiating bank) aracılığıyla haberder edilmesini ister. İhracatçı gerekli belgeleri doğru, eksiksiz, kurallara uygun ve kredinin geçerlilik süresi içerisinde bankasına sunarsa, o takdirde ödeme yapılır. Akreditif İşleminin Özellikleri • Uluslararası ticarette en sık kullanılan ödeme şeklidir. • Akreditif hem ihracatçıyı, hem de ithalatçıyı koruyan bir işlemdir. • Akreditif, ithalatçının verdiği talimat doğrultusunda, ithalatçının çalıştığı bankanın belirli bir meblağa kadar ve belirli bir vade için istenilen koşulların yerine getirilmesi ve ihracatçı tarafından ihraç edilen malların ihracına ilişkin belgelerin ibrazı karşılığında ihracatçıya ödeme yapılacağını taahhüt etmesidir. • İthalatçı firma, kendi bankasına verdiği emirle ithal edeceği malın karşılığını ihracatçı firmanın bankasına, mal ihraç edildiği takdirde ödemeyi taahhüt ettiğini bir kredi mektubu ile bildirir. Bu kredi mektubu akreditiftir. • Bu sistem, diğer ödeme yöntemlerine göre daha pahalı olmasına rağmen, en güvenilir olanıdır. Hem satıcıya hem de alıcıya çeşitli faydaları vardır. Mal bedelinin banka taahhüdünde olması, transfer riskinin büyük ölçüde ortadan kalkması, satıcı ve alıcının kredi imkanı elde etmesi, gerekli koşulların yerine getirilmesinin (belgelerin incelenmesi) bankaca sağlanması bu faydalar arasındadır. • Akreditife bankalar ve belgeler üzerinden işlem yaparlar. Çünkü akreditif işlemleri mallarla ilgili olmayıp yapılacak hizmet ve işlerle ilgilidir. • Akreditifler dayandırıldıkları satış sözleşmelerinden veya diğer sözleşmelerden ayrı işlemlerdir. Akreditif İşleminin Tarafları Amir: Malların ithalatçısı , alıcısıdır. Amir Banka (Açan Banka/Issuing/Opening Bank): İthalatçının bankası olup, akreditifi açan bankadır. İhracatçı akreditif vadesi içinde istenilen koşulları yerine getirirse ödeme yapmakla yükümlüdür. Muhabir Banka (İhbar Bankası/Advising Bank): İthalat konusu malların bedelini ödeyen bankadır. Bir başka ifade ile, akreditif açıldığının ithalatçıya ihbar edildiği, teyid edildiği ve ihracatçıya ödemenin yapıldığı bankadır. Söz konusu banka, sadece akreditifin açıldığına ilişkin olarak satıcıya bildirimde bulunursa “ihbar bankası” adını alır. İhbar bankasının ihracatçıya karşı ödeme konusunda herhangi bir yükümlülüğü yoktur. Ayrıca gerekli belgelerin ibrazı halinde ödemede bulunacağına ilişkin kendi taahhüdünü de ekleyerek satıcıya bildirimde bulunursa “teyid bankası-confirming bank” olarak adlandırılır. Lehdar: İhracatçı, satıcıdır.
Akreditif İşleminin Aşamaları 1. Aşama: Alıcı ile satıcı (ithalatçı ile ihracatçı) belirli bir malın alım-satımı için bir satış sözleşmesi yaparlar. Bu sözleşmede malın cinsi, vasıfları, miktarı, fiyatı, döviz cinsi, malların sevki, satış şekli ve ödeme şekli (burada akreditiftir) yer alır. 2. Aşama: İthalatçı ile ihracatçı anlaşarak bu malın ithali için akreditif açtırmayı kararlaştırırlar. İthalatçı, bankasından ihracatçı lehine bir akreditif açmasını ister. İthalatçının bankaya yaptığı başvuruya, akreditif teklifi, akreditif emri, akreditif talimatı adları verilmektedir. Akreditif metninde, ihracatçıya, ancak malları sevk ettiğini tevsik eden belgeleri muhabir bankaya sunmasından sonra ödemenin yapılabileceği hükmü bulunur. 3. Aşama: İthalatçının bankası akreditifi ihracatçının ülkesindeki muhabir bankaya iletir (İthalatçının bankası yürürlükteki mevzuat ve uluslararası kurallar açısından inceleyerek ithalatçının akreditif talimatını muhabir bankaya iletmektedir). İthalatçının bankasının hazırladığı akreditif metnine “küşat mektubu” denilmektedir. Muhabir bankadan, ihracatçıya akreditifin açıldığını ve ödeme için hangi belgelerin gerekli olduğunu bildirmesi istenir. 4. Aşama: Muhabir banka akreditifin koşullarını inceler ve akreditif metninin bir suretini ihracatçıya bildirir. 5. Aşama: Akreditif ihbarını alan ihracatçı, koşulları inceler; yerine getiremeyeceği bir şart varsa bunun değiştirilmesini muhabir banka vasıtasıyla ithalatçıdan ister. İhracatçı akreditif koşulları yerine getirebileceğine inandığı takdirde artık malları yükleme ve gönderme durumuna gelmiştir. 6. Aşama: İhraç konusu mallara ilişkin olarak, taşıyıçı tarafından yüklemeye ait vesaik ihracatçıya verilir. 7. Aşama: İhracatçı akreditif koşullarına uygun olarak malları sevk eder ve gerekli belgeleri muhabir bankaya verir. Bu banka akreditif kurallarınca belirtilen teyid eden banka veya ödemeyi ve poliçeyi kabul eden muhabir banka olabilir. 8. Aşama: Muhabir banka ibraz edilen belgeleri akreditif koşullarını dikkate alarak inceler. Belgeler uygun bulunursa akreditif bedeli (mal bedeli) ihracatçıya ödenir veya gerekiyorsa ihracatçının tanzim edeceği poliçeyi kabul eder veya ciro eder. Akreditif ciroyu içermekte ise banka rucü etmeden (dönüş hakkı olmadan) ödemeyi yapar. Eğer akreditif teyid edilmemişse rücu (dönüş) sözkonusu olur. Uygun bulunmadığı takdirde ihracatçıdan gerekli düzeltmeyi/düzeltmeleri yapmasını ister. 9. Aşama: Muhabir banka belgeleri ve varsa ciro edilmiş poliçeyi ithalatçının bankasına iletir ve ödemeyi tahsil eder. 10. Aşama: Vesaiki alan amir banka, akreditif koşullarına uygun olup olmadığını inceler, İthalatçının bankası belgeleri elinde bulundurduğu için, malların mülkiyetine de sahiptir. İthalatçının komisyon dahil akreditif bedelinin tamamını bankasına ödemesinden sonra banka malların mülkiyetini ithalatçıya devreder. 11. Aşama: Mallar taşıyıcı tarafından gümrüğe ya da gümrük denetimindeki bir antrepoya/sundurmaya gümrük işlemleri yapılmak üzere teslim edilir. 12. Aşama:
İthalat konusu işlemlere ilişkin
vesaiki alan ithalatçı gümrük idaresine müracaat ederek işlemleri ikmal eder
ve mallarını teslim alır.
1.Taraflar Arası Alım Satım Sözleşmesi Yapılır. 2.İthalatçı Tarafından, Bankasına, İhracatçı Adına L/C Açması İçin Talimat Verilir. 3.Amir Banka Tarafından, Muhabir Bankaya L/C İletilir. 4.Muhabir Banka, İhracatçıyı Bilgilendirir. 5.İhracatçı, İthalatçıya Malları Gönderir. 6.İhracatçı Vesaiki Bankasına İletir, mal bedelini tahsil eder. 7.Muhabir banka belgeleri, amir bankaya iletir ve ödemeyi tahsil eder 8.Amir banka akreditif bedeli ödendiğinde belgeleri ithalatçıya teslim eder.
Akreditif Türleri a- Kabilirücu (Cayılabilir-Revocable) ve Gayri Kabilirücu (Cayılamaz-Irrevocable ) Akreditifler I. Cayılabilir (Kabilirücu) Akreditif: Amir bankanın ihracatçının nam ve hesabına açtığı krediyi her an kendi isteğiyle iptal edebildiği akreditif çeşididir. Mal bedelinin ödeneceğine dair bir garanti olmasına rağmen alıcı için kesin olmayan, heran vazgeçilebilir bir durum söz konusudur. Ancak iptal mektubunun satıcının eline geçmesinden önce satıcı akreditif koşullarına uygun olarak yüklemeyi yapar ve vesaiki bankaya ibraz ederse, o taktirde banka akreditif bedelini ödemek zorundadır. Bankaların garantisi bulunmadığından, bu durum ihracatçı için bir risk taşımaktadır. Bu tip akreditif güvenli olmadığı için, uygulamada nadiren kullanılmaktadır. II: Cayılamaz (Gayri Kabilirücu) Akreditif: Amir banka ve akreditif amirinin onayı olmadan süresinden önce geriye alınması, bozulması ve iptali mümkün olmayan akreditiflerdir. Gerekli şartlar yerine getirildiği takdirde, akreditif bedelinin amir bankaca ödeneceği taahhüt edilmiştir. Dolayısıyla birincisine nazaran daha güvenlidir. Tüm taraflarca kabul edilmedikçe iptal edilemez ve değiştirilemez. Bu tür akreditifler daima belirli bir meblağ kadar ve belirli bir vade ile açılırlar. Gayri kabilirücu akreditifte amir bankanın ödemesi güvence altında olmakla beraber, ihracatçının ülkesindeki muhabir bankanın ödemeyi yapması garanti değildir. Bu nedenle, akreditifler “teyitli” hale getirilerek daha güvenli bir yol oluşturulmuştur. Gayri kabilirücu ya da kabilirücu olduğuna dair herhangi bir kayıt taşımayan akreditifler, gayri kabilirücu akreditif olarak kabul edilirler. b- Teyitli (Confirmed) ve Teyitsiz (Unconfirmed) Akreditifler: I. Teyitli Akreditifler: Akreditifi açan amir bankanın muhabir bankaya akreditifi teyit etmesi talimatını verdiği ve böylece muhabir bankanın da açılan akreditifi teyit ettiği akreditif türüdür. Teyitli akreditifte muhabir banka da akreditifi “teyit” ederek bedellerin ödeneceği hususunda ilave teminat vermektedir. O halde herhangi bir ödenmeme durumunda, muhabir banka amir bankanın yükümlülüğünü üstlenmiş olur. Uygulamada sadece gayri kabilirücu akreditifler teyitli olarak açılırlar (teyitli gayri kabilirücu akreditifler). Bu akreditifler ilgili üç tarafın (amir banka, teyit bankası ve lehdar) muvafakatı olmadan iptal edilemez. II. Teyitsiz Akreditif: Muhabir bankanın rolü sadece akreditifin açıldığını bildirmekten ibarettir. Muhabir banka yalnızca ihbar eder, ancak ödeme konusunda herhangi bir taahhüt üstlenmez. Teyitli akreditiflerde teyit bankası üstleneceği riske karşılık bir komisyon aldığı için, tabiatıyla akreditif masrafları yükselmektedir. O nedenle ithalatçılar genellikle teyitsiz akreditifleri tercih ederler.
c- Rotatif-Döner Akreditif (Revolving Credit): Rotatif akreditif genellikle belirli bir müşteriden sürekli veya yüksek tutarlı alımlarda kullanılır. Böylece hem işlemlerin tekrarlanması külfetinden kurtulma, hem de yüksek miktarda siparişin fiyat avantajından yararlanma imkanı söz konusudur. Rotatif akreditifler kullanıldıkça ayrıca bir talimata ya da bildirime gerek kalmaksızın otomatik olarak yenilenerek aynı şartlarla yeniden kullanılabilen akreditiftir. Rotatif akreditiflerde dönerlik şartı genellikle iki şekilde olmaktadır. Miktara göre ve süreye göre. Miktara göre devreden akreditiflerde, akreditif tutarı, kaç kere dönebileceği ve böylece ödemeler toplamının sınırı belirlenmektedir. Süreye göre devreden akreditiflerde ise, her sevkiyatın yapılacağı dönem de belirlenir. Bu tip akreditifler “biriken” (cumulative) veya “birikmeyen” (non-cumulative) olmak üzere iki şekilde açılabilir. Biriken rotatif akreditifte, ilk dönemde kısmen veya tamamen kullanılmamış miktar, müteakip dönemdeki tutara eklenerek kullanılabilir. Birikmeyen akreditifte ise kullanılmayan kısımdan onu izleyen dönemde faydalanılamaz.
d- Red-Clause (Kırmızı Şartlı/Peşin Ödemeli) ve Green-Clause (Yeşil Şartlı) Akreditifler: I. Red Clause Akreditif: Akreditif tutarının tamamının ya da bir kısmının, muhabir bankaya sevk belgeleri ibraz edilmeden ihracatçıya avans veya peşin olarak ödenmesi şeklinde yapılan bir akreditif şeklidir. Peşin Ödemeli Akreditif ithalatçının ihracatçıya tanıdığı bir ön finansman niteliğindedir. Bu akreditiflere red clause olarak adlandırılmasının nedeni, akreditife konulan avans şartının önceleri kırmızı şartla yazılmış olmasıdır.
II. Green Clause (Yeşit Şartlı) Akreditifler: Red clause’a çok benzemektedir. Burada mallar önce bir üçüncü şahsa (depo firması) banka adına teslim edilmekte ve ambar teslim makbuzu bankaya verilmek suretiyle karşılığında avans alınabilmektedir. Böylece banka ithalatçının riskini bir ölçüde azaltmaktadır. Fakat yine de risk tamamen ortadan kalkmaz ve nihai sorumluluk alıcı üzerinde kalır. Görüldüğü gibi, red clause ve green clause akreditifler temelde ihracatı finanse etmek işlevi görmektedirler. Böylece ihracatçı ülkedeki kredi faizlerinin ithalatçı ülkedekinden yüksek olduğu zamanlarda, ihracatçılar için düşük maliyetli finansman olanağı sağlamaktadır.
e- Karşılıklı (Back-To-Back) Akreditif: “Karşılıklı” akreditifler, transit ticarette, aracı vasıtasıyla yapılan satışlarda kullanılırlar. Transit ticarete aracı firma, hem ithalatçı hem de ihracatçı durumundadır. Aracı firma satış yapacağı ülkede lehine açılmış bulunan akreditifi teminat göstererek, kendisinin ithalat yapacağı ülke (firma) lehine bir akreditif açabilir. İşte bu ikincisine, karşılık gösterilmek suretiyle açıldığı için, karşılıklı akreditif adı verilir. Burada, ihracat akreditifi ile karşılıklı akreditife konu olan belgelerin çok az farklılıklarla (ki bu farklar, aracı firma komisyonu, belge hazırlamada geçen süre farkı vs. nedenlerden kaynaklanır) aynı olması gerekir. Bunu, aracı firmanın bankası, hem amir hem de muhabir banka olması sebebiyle sağlama olanağına sahiptir. Söz konusu banka genellikle aynı zamanda teyit bankası da olacağından, büyük sorumluluk üstlenmektedir. O nedenle, karşılıklı akreditif, bankalar tarafından riski yüksek olduğu için komisyonu da yüksek olmasına rağmen, sınırlı uygulanmaktadır.
f- Devredilebilir (Transferable) Akreditif: Devredilebilir akreditif, lehtarı tarafından üçüncü bir şahsa devredilebilen akreditiftir. Aslında, karşılıklı akreditifle aynı amaca hizmet eder. Devir işleminin, ilk akreditif talimatındaki esas ve koşulları taşıması gerekir. Yalnız, ikinci akreditifte akreditif tutarının ve malların birim fiyatının azaltılması, akreditif vadesi belgeleri ibraz süresi ve en son sevk tarihinin kısaltılması ve sigorta yüzdesinin ise arttırılması mümkündür. Bu akreditifler, taşıdıkları devir koşullarına göre tamamen veya kısmen devredildikleri gibi, kısımlar halinde birden fazla kişilere devredilebilmesi de mümkündür. Söz konusu akreditifler sadece bir kez devredilebilir, ikinci bir devir söz konusu olamaz. Bir başka ifade ile ilk lehdar bu akreditifi bir veya birden fazla lehdara devredebilir, ancak kendisine devir yapılan lehdar bunu ikinci bir devirle bir başka lehdara devredemezler. Burada, devredilebilir akreditifle karıştırılabilen fakat ondan tamamen farklı bir uygulama olan “akreditif alacağının devri” konusuna da değinmek gerekir. Uygulamada, bu çeşit akreditifler, daha çok ilk lehdarın komisyoncu olması ve malı kendisi sevk etmeyip malı sevk edecek ikinci bir lehdara devretmesi gibi durumlarda söz konusu olmaktadır. Devredilebilir akreditifte, akreditifle ilgili bütün haklar, fakat “akreditif alacağının devri”nde ise sadece alacak devri söz konusudur. g- Garanti Akreditifi (Teminat Akreditifi /Stand-by Credits) İthalatçı ile ihracatçı arasında yapılan sözleşmeden doğan borçların ödenmemesi halinde ödemeyi garanti altına alan, ithalatçının bankasının ithalatçının üstlendiği yükümlülüğün yerine getirilmesini ihracatçıya garanti etmesi suretiyle yapılan akreditiftir. Garanti akreditifleri şekil yönünden diğerlerine benzemekle birlikte, mahiyeti itibariyle akreditiften ziyade bir teminat (garanti) niteliğindedir. Stand-by akreditifler ile belirli bir taahhhüdün yerine getirilmesi garanti altına alınmış olur. Taahhüdün yerine getirilmemesi halinde, bu durum bankaya tevsik edildiğinde, akreditif bedeli tahsil edilir. Stand-by akreditifler, uluslararası kredi işlerinde kredilerin teminatı, açık hesap gibi belirli bir garantiden yoksun ihracat satışlarının garantisi ve bazı tip teminat mektuplarının kontrol garantisi olarak kullanılabilmektedirler. Bu akreditifin diğer ticari (mal) akreditiflerinden farkı, ithalatçının talimatıyla ihracatçı lehine değil, ihracatçının talimatıyla ithalatçı lehine açılması ve akreditif vesaikinin ibraz edilmemesi halinde ödeme yapılmasını garanti etmesidir.
h- Yetki Mektupları Ödeme yetkisi ve iştira yetkisi olmak üzere iki şekilde uygulanan yetki mektuplarının akreditif kapsamı içerisinde sayılmasının sebebi, bunların da aynı fonksiyonu görmesidir. “Ödeme yetkisi” (authority to pay)nin en önemli özelliği cayılabilir bir akreditif olmasıdır. Burada, ithalatçının bankasının (amir banka) ihracatçının ülkesindeki muhabirine, ihracatçının mal bedeli karşılığı gerekli belgelerle birlikte keşide ettiği poliçeleri ödemesi hususunda yetki vermesi söz konusudur. Ödeme yetkisi her ne kadar bir transfer riskinin olmadığını gösteriyor ve ihracatçılar açısından bir finansman aracı niteliğini taşıyorsa da, cayılabilir niteliği dolayısıyla pek yaygın kullanılmamaktadır. “İştira yetkisi” (authority to purchase) ise, poliçelerin gerekli belgeler ilişiğinde alınıp iskonto edilmesi için amir bankaca muhabir bankaya verilen bir yetkidir. Bunun ödeme yetkisinden farkları, poliçelerin alıcı üzerine çekilmesi ve cayılabilir-cayılamaz, teyitli-teyitsiz ve kabilirücu-gayri kabilirücu (with recourse-without recourse) olarak tanzim edilebilmesidir. i- Vadeli Akreditif (Ödenmesi Ertelemeli Akreditif / Deffered Payment) İthalatçı ve ihracatçı arasındaki satış sözleşmesine göre akreditif bedelinin ibrazında değil de, bu belgelerin ibrazından belirli bir süre sonra ihracatçıya ödenmesini sağlayan akreditif türüdür. İhraç konusu malın bedeli buna ilişkin vesaikin muhabir bankaya ibrazı esnasında değil, ödeme vadesinde ödenir. Ödeme vadesi herhangi bir süreyle sınırlı olmaksızın serbestçe tayin ve tespit edilebilir. Ödenmesi ertelemeli akreditif vadeli poliçe uygulamasına benzemekle birlikte, ondan farklıdır. Burada ihracatçı bankaya kabul edilmek üzere bir poliçe keşide etmek yerine, belirli bir süre sonra, görüldüğü anda ödenecek bir poliçe keşide eder. Böyle bir uygulama için, akreditif bankasının söz gelimi vesaikin ibrazından 90 gün sonra akreditif tutarını ödeyeceği şeklindeki bir soyut borç vaadi gereklidir. Ödenmesi ertelemeli akreditifte vade genellikle taşıma süresi kadardır. İthalatçı bu yolla masrafları azaltmayı amaçlar. Fakat bu yöntem, hem uygulamada çeşitli problemler doğurabilecek mahiyettedir hem de banka kabullü vadeli bir poliçe de aynı işi görebilir. Uygulamada ortaya çıkabilecek problemler ithalatçının borçlu olduğunu gösteren bir vesaikin bulunmamasından kaynaklanır. O nedenle, ödenmesi ertelemeli akreditiflerin açılması hususunda bankalar isteksiz davranmaktadırlar.
Akreditif Mektubunda Yer Alan Bilgilere İlişkin Açıklamalar (*) 1. Amir Bankanın adı ve adresi (Amir Banka genellikle ithalatçının kendi bankası olup,ithalatçının talimatı üzerine akreditifi açar.) 2. Akreditifle ilgili işlemleri içeren banka referans numarası 3. Akreditif vadesi 4. Akreditifi açtıran ithalatçının adı ve adresi 5. İhracatçının (lehdar) adı ve adresi 6. Akreditifi ihbar eden bankanın adı ve adresi. Bu banka genellikle ihracatçının kendi bankasıdır. 7. Akreditifin tutarı ve döviz cinsi 8. Akreditifte belirtilen ödeme şekli 9. İhracatçının tam sipariş tutarının altında sevkiyat (kısmi sevkiyat) yapmasına izin verilip verilmediği 10. Malların bir araçtan diğerine aktarma yapılmasına izin verilip verilmediği 11. Malların nakliye firmasına teslim edildiği yer ve bunun için verilen en son tarih 12. Malların gönderildiği yerin adı 13. Banka tarafından ödeme yapılmadan önce ihracatçının bankasına sunması gereken belgelerin türü ve miktarına ilişkin liste 14. Akreditif vadesi içinde, nakliyeye ilişkin belgelerin verildiği tarihten itibaren diğer belirli belgelerin sunulması için verilen süre
Akreditif İşlemlerinde Görülen Yaygın Sorunlar (*) 3. Eğer akreditif vadesi içinde istenilen belgelerle birlikte sunulmaz ise geçerli sayılmayacaktır. 5. Eğer İhracatçının (lehdar) ismi doğru olarak belirtilmezse akreditife itibar edilmeyebilir. 7. Akreditifte belirtilen tutarın diğer belgelerde belirtilen tutarla aynı olması gerekmektedir. 9. Eğer akreditifte kısmi sevkiyata izin verilmiyor ise malların tümünün gemiye yüklenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde akreditif kabul edilmeyecektir. 10. Akreditifte aktarmaya izin verilmediği halde aktarma yapılmış ise, gecikmeler ve ekstra maliyetler ihracatçıya yüklenecektir. 11. Eğer akreditifteki yükleme koşullarına uyulmaz ise akreditif geçerli sayılmayabilir. 13. Eğer belgeler akreditifte belirtilen gerçek format ve sayıya uygun değil ise gecikmeler ve ekstra maliyetler olabilmektedir. 14. Eğer belgeler belirtilen zaman içinde sunulmazsa akreditif geçersiz sayılabilmektedir. -------------------------------------------------------------- (*) Akreditif örneğinde yer alan bölüm numaralarına göre açıklanmaktadır. Akreditifli Ödeme İşlemi İle İlgili Kurallar Uluslararası platformda akreditife ilişkin düzenleyici kararlar, 1919 yılında ticari hayatta liberalizasyonu sağlamak, iş dünyası için ortak bir politika tespit etmek amacıyla kurulan ve merkezi Paris’te bulunan Milletlerarası Ticaret Odası (MTO-ICC)’nca alınmaktadır. MTO tamamen özel nitelikli bir kuruluş olup, resmi bir niteliği yoktur. Bir başka deyişle, MTO’nun aldığı kararlar tavsiye niteliğindedir. MTO akreditifler hakkında uygulanmak üzere yeknesak kurallar tespit etmiştir. Bu kurallar, ilk defa MTO’nun 1933 yılında Viyana’da toplanan 7. Kongre’sinde kabul edilmiş ve daha sonra 1951, 1962, 1974, ve 1983’de gözden geçirilmiştir. MTO’nun 1993’de gözden geçirerek 500 sayılı broşür ile uygulamaya koyduğu kurallar bugün de geçerlidir. 500 sayılı broşürde yer alan kurallar “emredici” nitelikte olmayıp, taraflar arasında başka türlü anlaşma olmayan hallerde uygulanır. Diğer bir ifadeyle 500 sayılı kuralların uygulanmasında , “sözleşme serbestisi” ilkesi hakimdir. Akreditif işleminde birbirinden farklı üç sözleşme vardır. Bunlar; • İthalatçı ile ihracatçı arasında yapılan bir satış sözleşmesi, • Akreditifin açılması için ithalatçı ile amir banka arasında akreditif açtırma teklif mektubu kullanılarak düzenlenen bir sözleşme, • İthalatçı ile ihracatçı arasında alım-satımı kararlaştırılan malla ilgili ödemenin yapılmasına ilişkin sözleşme Akreditif İşlemlerinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar • İthalatçı ile ihracatçı arasında sözleşme yapıldığı zaman, ihracatçının tam olarak ithalatçı tarafından ne tür belgeler istendiğini bilmesi gerekmektedir. Daha sonra ihracatçı akreditif koşullarını yerine getirebilmek için akreditif vadesinin yeterli olduğundan emin olmalıdır. • İhracatçı, ithalatçı ile olan tüm işlemlerinde adının ve adresinin doğru bir şekilde yazıldığından emin olmalıdır. Akreditif ihracatçıya ihbar edilmediğinde ihracatçı akreditifte ve sunacağı belgelerde isminin doğru olup olmadığını kontrol etmelidir. • Alıcının kısmi sevkiyatı kabul edip etmediği konusu ihracatçı tarafından anlaşılır olmalıdır. Eğer kısmi sevkiyat kabul ediliyor ise teslim tarihinde bir problem çıksa bile bu durum akreditifin geçerliliğini etkilemeyecektir. • İhracatçının sözleşme tamamlanmadan önce, malları nasıl yükleyeceğini bilmesi gerekmektedir. Genellikle yüklemelerde aktarma işlemi yapılabilmektedir. Bazen önceden geminin aktarma yapıp yapmayacağını bilmek mümkün olmayabilmektedir. Bu gibi durumlar için akreditifin aktarma işlemine izin vermesi faydalı görülmektedir. • Akreditifte malların gönderildiği nokta ve gönderme tarihi, ihracatçı ile ithalatçının akreditif koşulları üzerinde anlaştıkları gibi olmalıdır. • İhracatçı, ithalatçının hangi belgeleri istediği konusunda emin olmalıdır. İstenilen belgelere göre, malları yüklemeye hazırlarken, ekstra maliyetler ve gecikmeler olabilmektedir. • İhracatçı akreditif kendisine ihbar edildiği zaman tüm detayları kontrol etmelidir. Aynı zamanda istenilen belgelerin hazırlanabilmesi için yeterli zamanın olup olmadığının ihracatçı tarafından kontrol edilmesi gerekmektedir. Alıcı Yönünden Akreditifin Avantajları • Herşeyden önce alıcı akreditif koşullarını yerine getirmeyen satıcıya ödeme yapılamayacağına ilişkin güvence sahiptir.• Bankalar alıcı adına akreditif koşullarının yerine getirilip getirilmediğini incelerler. • İthalatçının “en son yükleme tarihi” saptayabilmesi ona (özellikle ihracatçıyı iyi tanımıyorsa) malları zamanında elde edebilmesi olanağını sağlar. • Mallarını güvence olarak göstererek onları pazarlayana kadar çeşitli kaynaklardan borç bulabilir. • Eğer satıcı ile anlaşılırsa mal bedelinin vesaik ibrazında değil de örneğin 60 gün sonra ödenmesi durumunda ithalatçı, hemen ödeme yapmak için başka bir kaynaktan 60 gün içinde bulacağı borçtan büyük olasılıkla daha düşük maliyette kredi sağlamış olur. Satıcı Yönünden Akreditifin Avantajları • Bir bankanın ödeme güvencesine sahiptir (teyitli akreditiflerde ek olarak ikinci bir bankanın güvencesine kavuşur). • Alıcının ülkesindeki politik risk banka güvencesinden dolayı en alt düzeye inmiştir. • İhracat kredisi alabilir. • Yeni pazarlara giderek satışlarını arttırabilir.
[Aşağıdaki, Akreditifle ilgili bu çok değerli kaynak; Türkiye Bankalar Birliği sitesinden alınmış ve Prof. Dr. Seza Reisoğlu tarafından hazırlanmıştır.] Hukuki Açıdan Akreditif ve Uygulama Sorunları Türkiye Bankalar Birliği, Hukuk Başdanışmanı. Prof. Dr. Seza Reisoğlu Türkiye Bankalar Birliği tarafından 10 Mart 2005 tarihinde İstanbul’da düzenlenen “Hukuki Açıdan Akreditif ve Uygulama Sorunları” konulu konferansta konuşmacı olan Prof. Dr. Seza Reisoğlu’nun sunumu aşağıda yer almaktadır. I. Giriş a) Akreditifin önemi, alıcı ve satıcıya sağladığı güvenceler Milletlerarası ticarette devletlerin hukuk sistemlerindeki ve mahkemelerin uygulamalarındaki farklılıklar, her ülkedeki teamüllerin özellikleri, döviz mevzuatlarındaki kısıtlamalar, değişik ülkelerdeki satıcı ve alıcılar açısından önemli rizikolar taşımaktadır. Bu rizikoların giderilmesinde tüm dünyada başvurulan en yaygın yöntem bankalar aracılığı ile açılan akreditiflerdir. Satıcı, akreditifte öngörülen ve alıcı tarafından belirlenen belgeleri bankaya ibraz karşılığında alacağını tahsil emekte, alıcı ise istediği belgelerin kendisine verilmesi karşılığında, akreditif bedelini ödemektedir. Akreditif konusunda en önemli hukuki düzenleme, Milletlerarası Ticaret Odasınca yürürlüğe sokulan ve 1994 yılından beri uygulanan “500 Sayılı Akreditifle İlgili Yeknesak Kurallar”dır. Bu kurallar gerek satıcı (lehtar) ve gerekse alıcı (amir) açısından belirli güvenceler getirmekte ise de esas itibariyle satıcının korunduğu gözden kaçırılmamalıdır.Satıcı akreditifte belirlenen belgeleri ibraz etmekle -kural olarak- akreditif bedelini tahsil etme hakkına sahip olmaktadır. Diğer bir deyişle, dış görünüşü itibariyle akreditife uygun belgeleri bankaya ibraz eden satıcı akreditif bankasına -varsa teyit bankasına- karşı bir alacak hakkı elde etmekte; bankanın belgeleri kabul etmeyi reddetmesi veya haksız olarak rezerv koyması halinde dava yoluyla alacağını alabilmektedir. Buna karşılık; bankalar belgeleri sadece dış görünüşleri itibariyle ve makul bir özenle inceleme yükümlülüğü altında olduklarından, belgelerin, örneğin imzaların sahte olmasından ötürü tüm yükümlülük alıcıya ait olacak; malların sevkedilmediği halde sahte bir konşimento düzenlenmiş olsa dahi konşimento dış görünümü itibariyle geçerli ise, ithalatçı akreditif bedelini akreditif bankasına ödemek zorunda kalacaktır. Buna karşılık, ertelemeli ödemeli bir akreditif söz konusu ise, belgelerin sahteliğinin anlaşılması halinde, alıcının ikazı üzerine, satıcıya ödeme yapılmayacaktır.
Uygulamada daha büyük sorun, gönderilen malların satış sözleşmesi koşullarına uygun olmaması -düşük kaliteli, ayıplı, hasarlı, eksik olması veya başka mal gönderilmesihalinde söz konusu olacaktır. 500 Sayılı Kurallara göre akreditif sadece belgelere dayandığından; bankaların yükümlülükleri hiçbir şekilde malları ilgilendirmediğinden, alıcının mallar açısından önemli bir risk taşıdığı görülmektedir. İthalatçı kendisini korumak için, akreditif koşulları arasına satıcının ülkesindeki bir gözetim şirketinin –belgede belirlenen hususları içeren- bir rapor vermesini koyabilecektir.Buna karşılık, malların alıcı tarafından kabulüne bağlı bir akreditif açılamayacaktır.Keza alıcı akreditif koşulları arasında, malların satış sözleşmesine aykırı olması halinde zararlarını karşılamak üzere ve satıcının yükümlülüklerinin garantisi olarak bir banka teminat mektubuna da yer verebilecektir. b) Bankacılık açısından akreditifin bir kredi olup olmadığı Akreditif kelimesinde “kredi”ye yer verilmektedir. Türkçe’de akreditif yanı sıra vesikalı kredi denildiği gibi Fransızca’da credit documentaire, İngilizce’de letter of credit, Almanca’da dokumenten-akkreditiv kelimeleri kullanılmaktadır. Dar açıdan akreditif, akreditif bankasının belirli belgelerin ibrazı karşılığında lehtara (satıcı-ihracatçı) belli bir meblağı ödeme taahhüdünü içeren bir sözleşmedir ve bir kredi söz konusu değildir. Bir bankanın ithalatçının talimatı üzerine bir akreditif açması da hukuki açıdan mutlaka ithalatçıya açılmış bir kredi değildir. İthalatçı akreditif bedelinin tamamını bankaya yatırdığı takdirde,bir nakdi kredi söz konusu olmayıp; banka hizmet karşılığı bir komisyon almaktadır. Buna karşılık, ithalat mevzuatı çerçevesinde; ithalatçının akreditif talimatı üzerine bankaca kendisine bir gayrinakdi kredi açıldığını ve bankanın akreditif meblağını lehtara ödemesi üzerine bu meblağı ithalatçıya rücu ettiğini belirtmek gerekir.c) 500 Sayılı Milletlerarası Yeknesak Kuralların niteliği ve bağlayıcılığı Akreditif özel bir borç ilişkisi olmasına rağmen, yasal bir düzenlemesi yoktur. Örneğin akreditif diğer sözleşme tiplerinden farklı olarak ne Borçlar Kanununda “özel borç ilişkileri” bölümünde, ne de diğer özel bir yasada düzenlenmemiştir. Akreditifler hakkında Milletlerarası Antlaşmalar da yapılmamıştır. Yabancı hukuk sistemlerinde de Amerika Birleşik Devletleri dışında akreditifi teferruatlı olarak düzenleyen hükümler bulunmamaktadır. İtalyan Medeni Kanununda çok eksik olarak akreditife değinilmekte, Arap ülkelerinde de yasalarda akreditife yer verilmektedir. Milletlerarası ticarette tüm dünyada uygulanan kurallar Milletlerarası Ticaret Odası (MTO)’nın 500 Sayılı Akreditifle İlgili Yeknesak kurallardır. Amerika Birleşik Devletleri de diğer ülkelerle yaptığı akreditif anlaşmalarında kendi iç kurallarını değil, fakat 500 Sayılı Kuralları uygulamaktadır.Ne bir kanun, ne bir milletlerarası anlaşma, ne de ticari örf ve adet hukuku oluşturmayan 500 Sayılı Kuralların gücü; akreditif metninde 500 Sayılı Kuralların uygulanacağına dair yapılan atfa dayanmaktadır. Bu atıf sayesinde 500 Sayılı Kurallar akreditif sözleşmesinin bir parçası haline gelmektedir. Belirtmek gerekir ki, akreditifler yaygın biçimde swift mesajları ile iletilmekte, ancak swift mesajlarında 500 Sayılı Kurallara atıf mümkün bulunmamaktadır. Dresdner Bank MTO Bankacılık Komisyonuna başvurarak endişelerini dile getirmiş, Bankacılık Komisyonu swift mesajı ile akreditif açılmasında bir sorun görmemiştir. Komisyona göre bankalar tarafından imzalanmış bulunan swift ile ilgili protokolde, swift ile gönderilen tüm akreditif mesajlarının aksi söylenmedikçe MTO’nun akreditifler ile ilgili Yeknesak Kurallarına tabi olduğu kabul edilmektedir. Buna uygun olarak akreditif bankası lehtara karşı Yeknesak Kuralların sorumluluklarını yüklenmektedir. Bankalar açısından bir sorun bulunmamasına karşı lehtar ve amir açısından sorun yaşanabilecektir. Bu nedenle, amir bir akreditif talimatı verirken mutlaka akreditif metninde 500 Sayılı Kurallara atıf yapmalı, muhabir banka da swift mesajını lehtara ihbar ederken,akreditifin 500 Sayılı Kurallara tabi olduğu hususunu ilave etmelidir.500 Sayılı Kuralların aynen kabul edilmesi zorunlu değildir. Değiştirilemeyecek olan temel kuralları -örneğin akreditifin vadeli olması, akreditifin mallarla değil belgelerle ilgili olması, vs.- dışında tarafların 500 Sayılı Kuralların bazı maddelerinin uygulanmayacağını veya bazı maddelerin ne anlama geldiğini serbestçe belirlemeleri mümkün ve geçerlidir. d) Akreditifin bağımsızlığı, münhasıran belgelerle ilgili oluşu 500 Sayılı Kuralların 3. maddesi akreditifin bağımsızlığını ve lehtara karşı belgelere bağlı olarak mücerret borç ikrarını açıkça vurgulamaktadır. 3. maddeye göre; “a) Akreditifler doğaları itibariyle, dayandırılabilecekleri satış sözleşmelerinden veya diğer sözleşmelerden ayrı işlemlerdir ve akreditifte her ne şekilde olursa olsun bu sözleşmelere değinilmiş olsa dahi bu sözleşmeler bankaları ilgilendirmez ve bağlamazlar. Dolayısıyla, bir bankanın akreditife ilişkin ödeme, poliçe kabul etme ve ödeme, iştira veya diğer herhangi bir yükümlülüğü amirin akreditif bankası veya lehtarla olan ilişkisinden kaynaklanan hak taleplerine ve savunmalarına tabi değildir. b) Bir lehtar, hiçbir zaman bankalar arasında ve akreditif amiri ile akreditif bankası arasında mevcut sözleşme ilişkilerinden yarar sağlayamaz”. 3. maddenin açık düzenlemesi sonucu akreditif bankası amirle, görevli banka veya teyit bankası arasındaki sözleşme ilişkisini veya amirle lehtar arasındaki sözleşme ilişkisini lehtara karşı ileri süremez. Keza lehtar amir ile akreditif bankası, akreditif bankası ile görevli banka veya teyit bankası arasındaki ilişkileri akreditif bankasına karşı ileri süremez. Diğer akdi ilişkiler sadece sözleşme taraflarını ilgilendirir. Akreditifin 3. maddede açıklanan bağımsızlığı yanı sıra, 4.maddede de akreditifin mallarla ilgisinin olmadığı vurgulanmaktadır. 4. maddeye göre “Akreditif işlemlerinde tüm ilgili taraflar belgelerin ilgili olabileceği mal, hizmet ve/veya diğer yapılan işleri değil, belgeleri göz önünde bulundurarak (belgeler üzerinde) işlem yaparlar. İsviçre Federal Mahkemesi de verdiği kararlarda (BGE 115 II 70, BGE III 26, BGE 100 II 150 E 4a) Bankalar açısından mallarla belgeler arasında hiçbir ilişki yoktur. Mal ile ilgili sözleşmelerin tamamen yerine getirildiğinin ispat edilmesi halinde dahi akreditife uygun olmayan belgeler kabul edilmeyecektir demektedir. Yargıtay da aynı görüştedir (11.HD.,08.12.1981) Vesikalı akreditifte bütün ilgililer tarafından emtia değil, vesaik nazara alınır.Malın ayıplı olup olmadığı hususu bankaları ilgilendirmez. Malın ayıplı oluşundan doğan uyuşmazlıkları alıcı (ithalatçı) ve satıcı (ihracatçı) arasında halledilebilecek bir meseledir. e) Akreditifte vade ve belgeleri ibraz yeri aa) Akreditifte vade Her akreditif mutlaka vadelidir. Lehtar vade içinde her zaman belgeleri ibraz edebilir. Belgelerin -mücbir sebepler dahil- akreditif vadesi içinde akreditifte gösterilen ibraz yerinde ibraz edilmemesi halinde akreditif sorumluluğu sona erer.Ancak belge ibrazı ile ilgili olarak 500 Sayılı Kurallarda özel bir madde de bulunmaktadır. 43. maddeye göre, taşıma belgesinin ibrazının istendiği her akreditifte sevk tarihinden sonra vesaikin ibraz edilmesi gereken belirli bir sürenin şarta bağlanması gerekir. Taşıma belgesinin ibrazı için belli bir süre konulmamışsa, bankalar sevk tarihinden 21 gün içinde kendilerine ibraz edilmeyen belgeleri -henüz akreditifin vadesi dolmamış olsa dahi- kabul etmeyeceklerdir. Kuşkusuz son ibraz tarihi olan akreditif vadesi hiçbir şekilde aşılamayacaktır. Vade içinde rezerv konulmuş belgelerin tamamlanması mümkün ve geçerlidir.Vade kesin olup, belgeler mücbir sebeplerle dahi vade içinde ibraz edilmez ise akreditif son bulur. Vadenin aynı süre ile bir veya birden fazla otomatik olarak uzayacağı kaydı geçerlidir. bb) Belgeleri ibraz yeri 500 Sayılı Kurallarda (md.42) “Bütün akreditiflerde belgelerin ibraz yerinin veya serbestçe iştira edebilecek olan akreditifler hariç, iştira için belgelerin ibraz yerinin şart olarak belirtilmesi zorundadır” denilmiş, ancak ibraz yeri ile neyin kastedildiği açıklanmamıştır. Bu maddeye göre akreditif metninde, akreditif bankası nezdinde kullanılacaksa kural olarak akreditif bankasının bir şubesinin, görevli banka belirlenmiş ise görevli bankanın, teyit bankası varsa görevli banka sayılan teyit bankasının bir şubesinin, sınırlı iştira akreditifinde iştira bankasının bir şubesinin, serbest iştira akreditiflerde her bankanın her şubesinin,belgelerin ibraz yeri olarak belirlenmesi gerekeceği söylenebilir. İbraz yeri, 500 Sayılı Kurallara göre iki bakımdan büyük önem taşımaktadır. 1. Belgeler akreditif vadesi sonuna kadar ibraz yerine ibraz edilmez ise, akreditif sona erecektir. 2. Belgeler ibraz yeri dışında bir şubeye ibraz edilirse makul süre -7 iş günü- başlamayacaktır. Örneğin, görevli Türk bankasının İstanbul Kabataş Şubesi “belgelerin ibraz yeri” olarak gösterilmiş ise, oysa lehtar belgeleri Bankanın kendi çalıştığı Galata Şubesine ibraz etmiş ise bu ibraz ne akreditif vadesi açısından ibraz, ne de makul sürenin hesaplanması açısında ibraz sayılmayacaktır. O takdirde görevli bankanın Galata Şubesinin gecikmeksizin belgeleri, Kabataş Şubesine göndermesi gerekecektir. Belgelerin akreditif vadesinin son günü Galata Şubesine ibrazı halinde sorun yaşanabilecektir. Geçen dönemde belgelerin görevli banka veya teyit bankası yerine lehtar tarafından doğrudan akreditif bankına gönderilip gönderilemeyeceği tartışılmıştır. 500 Sayılı Kurallarda 42. maddenin açık hükmü karşısında akreditifin akreditif bankası nezdinde kullanımı veya ibraz yerinin gösterilmemesi halleri dışında belgelerin lehtar tarafından doğrudan akreditif bankasına gönderilemeyeceği; belgelerin akreditifte gösterilen ibraz yerine sunulmasının gerektiği, aksine davranışın akreditif vadesi içinde belgelerin ibraz edilmemesi riskini taşıdığı söylenebilir. f) Akreditif işlemlerinde iştira 500 Sayılı Kurallara kadar iştira sadece akreditif belgeleri arasında yer alan poliçelerin satın alınması şeklinde uygulanıyordu. 500 Sayılı Kurallar daha sonra geniş bir iştira tanımı getirmiştir. 10. maddenin (bii) bendine göre iştira, iştiraya yetkili kılınan banka tarafından poliçelerin ve/veya belgelerin değerinin verilmesi anlamına gelir. Değeri verilmeden belgelerin sadece incelenmesi bir iştirayı oluşturmaz.MTO Bankacılık Komisyonu “değerinin verilmesi” ibaresinin derhal ödeme (nakit, çekle ödeme, kredilendirme) veya ödeme yükümlülüğü altına girme anlamına geldiğini açıklamıştır.Bir akreditifin iştirasından değil, sadece poliçelerin veya belgelerin iştirasından söz edilebilir.Bir bankanın belgeleri iştira etmesi halinde, banka belgeleri görevli bankaya, teyit bankasına her ikisi de yoksa, akreditif bankasına ibraz ederek akreditif bedelini tahsil etmektedir.İştira bankası, akreditif bankasının rezerv koyarak belgeleri iade etmesi halinde, aralarındaki iç ilişkiye -alacak temliki, satın alınan belgelerde ayıp, sözleşme gibi- dayanarak lehtara rücu edecektir. Akreditif belgelerini iştiraya yetkili bankalar, akreditifin “sınırlı iştira edilebilir”“ restricted negociable” veya “serbest iştira edilebilir” “freely negociable” olmasına göre değişecektir. Serbestçe iştira edilebilir bir akreditifte her banka görevli banka, her bankanın her şubesi “ibraz yeri” şubesidir. Lehtara ödeme yapan iştira bankası görevli banka olarak, akreditif bankasına rücu edebilir. 500 Sayılı Kurallarda, akreditif bankasının bir ödeme bankası belirlemesi mecburi kılınmıştır. O takdirde iştira bankası ile ödeme bankası arasında bir fark kalmamaktadır. Olsa olsa ödeme bankasının ödemeyi kendi adına değil, akreditif bankası adına yaptığı ileri sürülebilecektir.“İştira edilemez” akreditif düzenlemesi de mümkün bulunmaktadır. O takdirde bu akreditifin sadece akreditif bankasının gişelerinde ödeneceği kaydı konulmakta veya akreditifte “straight letter of credit” ibaresine yer verilmektedir.“Sınırlı iştira” halinde iştira bankasının ismi ve belgelerin ibraz edileceği şubesi açıkça akreditifte gösterilecektir.“Ödeme yeri” belirtilmeyen bir akreditifi her bankanın mı ödeyebileceği, bu nedenle “serbest iştira edilebilir” akreditiften mi söz edilebileceği, yoksa ödemenin sadece akreditif bankası tarafından mı yapılacağı tereddütlere yol açacaktır. 500 Sayılı Kurallarda bu konuda açıklık yoktur. İştira bankası tartışılırken hatıra gelen husus, lehtarın belgeleri herhangi bir bankaya satıp satamayacağıdır. MTO Bankacılık Komisyonu konuyu tartışmış ve lehtarın belgeleri iştira bankası dışında bir bankaya da ibraz edebileceğini -satabileceği- bu bankanın da varsa teyit bankasına, yoksa akreditif bankasına belgeleri ibraz ederek ödeme talebinde bulunabileceğini kabul etmiştir. Bu durumda iştira bankasının belirlenmesinin ne önemi kalmaktadır. Bir bankanın “iştira” bankası olmasının önemli sonucu, iştira bankasına ibraz edilen belgelerin tıpkı görevli bankaya; teyit bankasına veya akreditif bankasına ibraz edilmiş sayılacağı, diğer bir deyişle iştira bankasına akreditif süresi içinde belgelerin ibrazının yeterli ve geçerli olacağıdır. Uygulamada belgeler karşılığında ödemede bulunan üçüncü banka, belgeleri rambursman için akreditif bankasına göndermiş, akreditif bankası ibraz süresi geçtiği için ödemeyi reddetmiş, üçüncü banka belgelerin kendisine ibraz süresi içinde tevdi edildiği gerekçesi ile ısrar etmiştir. MTO Bankacılık Komisyonu iştira bankası olmayan bir bankanın belgeleri ancak akreditif vadesi içinde görevli bankaya, yoksa akreditif bankasına ibraz ederse, akreditif bankasının ödeme zorunluluğu olduğu görüşünü bildirmiştir.İştira bankasının belgeleri ne kadar süresi içinde akreditif bankasına göndereceğine dair 500 Sayılı Kurallarda bir düzenleme yoktur. İhracatçı parasını almış olduğundan bu konu ile ilgilenmeyecektir. Oysa ithalatçı malları çekmek için belgeleri beklemektedir.İştira bankasının da parasını almak için bir an önce belgeleri akreditif bankasına göndermesi beklenir. Ayrıca iştira bankası makul bir süre içinde belgeleri akreditif bankasına göndermez ise aralarındaki vekâlet ilişkisi nedeniyle akreditif bankasına karşı sorumlu olacaktır. II. Akreditifin Açılması, Değiştirilmesi, Sona Ermesi Bir banka tarafından akreditif açılmasında, genelde akreditif açılması talimatı akreditif küşat mektubu- veren amir; akreditifi açan akreditif bankası ve lehine akreditif açılan lehtar vardır. Ancak bir akreditif açılması için mutlaka bir amirin talimatına gerek yoktur. Örneğin bir banka satın alacağı bilgisayarlar için kendi lehine de doğrudan akreditif açabilir.Dar anlamda akreditif sözleşmesi akreditif bankası ile lehtar arasında bir sözleşmedir. Akreditif bankası akreditife uygun belgelerin akreditif vadesi içinde ibrazı karşılığında akreditif meblağını tek taraflı ödeme yükümlülüğü altına girer. Akreditifin lehtara ihbar bankası, görevli banka, teyit bankası ile ihbarı bir icap niteliğindedir. Akreditifin lehtar tarafından kabulü ile akreditif sözleşmesi tamam olur. 500 Sayılı Kurallarda icabın kabulü ile ilgili bir düzenleme bulunmadığından, bu konuda lehtarın bulunduğu ülkenin yasaları geçerli olacaktır. Türkiye’deki lehtar açısından BK 6. madde göz önünde tutulacak, lehtarın açık bir kabulü gerekmeyecektir. Borçlar Kanununun 6. maddesinde icabı dermeyen eden kimse gerek işin hususi niteliğinden, gerekse hal ve mevkiinin icabından ötürü kabulü beklemek zorunda değilse; eğer icap münasip bir süre içinde reddedilmişse kabul olunmuş sayılır denilmektedir. Milletlerarası uygulamada da akreditif sözleşmesinin kabulü için açık bir kabul beklenmemekte, akreditifin ihbarı halinde zımni kabulün varlığı kabul edilmektedir.Akreditif metninde değişiklik (500 Sayılı Kurallar 9/d-i) yapılabilmesi için akreditif bankası, varsa teyit bankası ve lehtarın muvafakatı gereklidir. 500 Sayılı Kurallarda “Lehtar bu değişiklikleri kabul veya reddettiğine ilişkin yazılı bildiri vermek zorundadır” (9/d-iii) denilmekte ise de; bu bildiriyi vermenin hukuki bir sonucu olmadığı aynı bentten anlaşılmaktadır. “Akreditif ve henüz kabul edilmemiş değişikliklere uygun vesaikin görevli bankaya veya amir bankaya ibrazı üzerine değişiklikler lehtarca kabul edilmiş sayılacak ve akreditif buna göre değiştirilmiş olacaktır” .Uygulamada MTO’na göre “lehtarın belli süre içinde değişiklik teklifini red ettiğini bildirmemesi halinde değişikliği kabul etmiş sayılacağı” şeklindeki akreditif kaydı geçersiz sayılmaktadır. Buna karşılık “belli süre içinde kabul edilmezse değişiklik önerisinin reddedildiği” şeklindeki bir kaydın geçerli olacağı söylenebilir. Akreditife uygun belgelerin ibrazı ve ödemenin yapılması ile akreditif sona ereceği gibi,uygun olmayan belgelere rezerv konulması veya belgeler ibraz edilmeden akreditif vadesinin geçmesi ile de akreditif son bulur. Akreditifin tek taraflı olarak akreditif bankası tarafından iptali ise mümkün değildir. Akreditif sözleşmesi ancak lehtar ile akreditif bankasının anlaşması halinde iptal edilebilir. III. Akreditif Türleri a) İthalat akreditifi – ihracat akreditifi Akreditifler genelde satış sözleşmeleri dolayısıyla ve “mal akreditifleri” olarak uygulama alanı bulmakta ve uygulamada bankalarca ithalat ve ihracat akreditifi olarak adlandırılmaktadır. Akreditifi ithalatçı açtırdığından ithalat akreditifleri Türkiye’de faaliyet gösteren bankalar tarafından (akreditif bankası) müşterileri ithalatçıların (amir) talebi üzerine açılmakta ve yabancı ülkelerdeki muhabirleri aracılığı ile yabancı ihracatçıya (lehtar) ihbar edilmektedir. İhracat akreditiflerinde ise, Türkiye’deki ihracatçı lehtar durumunda olduğundan; yabancı ülkedeki ithalatçı Türkiye’deki ihracatçı (lehtar) lehine bir akreditif açılması için kendi ülkesindeki bankaya (akreditif bankası) talimat vermekte, yabancı ülkedeki akreditif bankasının muhabirleri olan Türkiye’de faaliyet gösteren bankalar ihbar bankası, görevli banka veya teyit bankası durumunda olmaktadırlar. b) Dönülebilir – dönülemez akreditifler Akreditifler dönülebilir ve dönülemez olarak da ayrılmaktadır. 400 Sayılı Kurallarda bir akreditifin dönülemez olduğu belirtilmemişse dönülebilir sayılmakta ve sorun yaşanmaktaydı. Dönülebilir bir akreditif, lehtar açısından bir güvence oluşturmadığından, 500 Sayılı Kurallarla bir akreditifin dönülebilir olduğu belirtilmedikçe dönülemez olduğu kabul edilmekle sorun çözülmüştür. c) Belge ibrazında ödemeli akreditif – ertelemeli ödemeli akreditif Kural olarak akreditif, akreditife uygun belgelerin ibrazı üzerine ödenir. Belgelerin ibrazı ile birlikte poliçe ibrazı da istenebilir. Poliçelerin damga vergisine tabi tutulması nedeniyle, Avrupa uygulamasında ayrıca poliçe istenmemesi yaygındır. Akreditifte uygun belge ibraz edilmesi halinde, ödemenin belgelerin ibrazından bir süre sonra yerine getirilmesi kararlaştırılmış ise, ertelemeli ödemeli akreditif söz konusu olur. Tüm akreditiflerin belli bir vade içermesi zorunlu olduğundan; ertelemeli ödemeli akreditifi ( deferred payment l/c) uygulamada vadeli akreditif olarak adlandırmak hatalıdır.Ertelemeli ödemeli akreditifte bankanın uygun belge ibrazı ile yükümlülüğü kesin olarak ortaya çıkacağından; belgeleri alan ithalatçının (amir) malların ayıplı, eksik vs. iddiaları ile akreditif bankasını ödemeden men ettirmesi mümkün değildir. Buna karşılık; ithalatçı mallarınayıplı çıkması halinde satış akdine dayanarak ihracatçının akreditif bankası nezdindeki alacağına ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz koydurmak istemektedir. Bu durum malları sevketmiş, belgeleri alıcıya göndermiş bulunan satıcının güvencesini büyük ölçüde ortadan kaldırılabileceğinden, akreditif bedelinin bir süre sonra ödenmesi -malların kredili satılması- 1983 revizyonuna kadar Yeknesak Kurallarda yer almamış, ancak 400 Sayılı Kurallara bir gereksinme sonucu girmiştir.Satıcı (lehtar) ertelemeli ödemeli akreditiflerde alacağı üzerine tedbir veya haciz konulması gibi bir sürpriz ile karşılaşmamak istiyorsa; akreditif bedeli kadar bir poliçenin akreditif bankasınca kabul edilerek veya aval verilerek kendisine verilmesini isteyecek ve poliçeyi iyi niyetli üçüncü kişilere ciro ederek; alacağı üzerine ithalatçının haciz vs. koydurmasını engelleyebilecektir. d) Red clause – green clause akreditifler Akreditif üzerinde önce kırmızı mürekkeple gösterildiği için “red clause” olarak adlandırılan akreditiflerde, belgelerin ibrazından önce, akreditif tutarının tamamı veya bir bölümü lehtara (satıcıya) avans olarak ödenmekte; böylece satıcıya prefinansman sağlanmaktadır. Burada akreditif bankası tarafından lehtara açılmış bir kredi söz konusu olmaktadır.Green clause akreditifte ise, satıcının malın bir bölümünü bir umumi mağazaya depolaması halinde, kendisine bir makbuz verilmekte ve makbuzun bankaya ibrazı karşılığında akreditif tutarının bir kısmını banka lehtara ödemektedir. e) Teminat akreditifleri (Stand-by l/c) 500 Sayılı Kurallarda mal akreditifleri yanı sıra; teminat akreditiflerine de niteliklerine uygun olduğu ölçüde - Stand-by Letter of Credit- Yeknesak Kuralların uygulanacağı kabul edilmektedir.Stand-by l/c’ler teminat niteliği taşısalar da hukuki açıdan teminat mektuplarından farklıdırlar. Teminat mektuplarında bir risk garanti edildiği, riskin doğmaması veya sona ermesi halinde bankanın ödeme yükümlülüğü son bulduğu halde; teminat akreditiflerinde belge niteliğinde olan yazılı tazmin talebinin akreditife uygun olması, akreditifte öngörülen şekilde düzenlenerek ibrazı halinde akreditif bankası, varsa teyit bankası -riskle bağlı olmaksızın- akreditif meblağını ödemek zorundadır.Amerikan bankalarının, kendi mevzuatları gereği garanti ve teminat mektupları verememeleri nedeniyle, teminat mektubu ve kontrgaranti yerine geçmek üzere stand-by l/c düzenledikleri görülmektedir. Teminat akreditiflerinin vadeli olma zorunluluğu nedeniyle, vadesiz teminat mektubu verilmesi gerektiği takdirde stand-by l/c’ler her defasında otomatik vade uzatımı şeklinde verilmektedir.IV. Akreditif İşlemlerine Katılanlar Arasındaki İlişkiler 500 Sayılı Kurallarda akreditif ilişkisi içinde akreditif bankası, amir, lehtar, teyit bankası,ihbar bankası, görevli banka, rambursman bankasından söz edilmektedir. a) Akreditif bankası aa) Akreditif bankası ile amir arasındaki ilişki Akreditif bankası, amirin akreditif açılması teklifini kabul ederse, kural olarak amir lehine bir gayrinakdi kredi tahsis eder. Akreditife uygun belgeler vadesinde ibraz edilirse, akreditif bankası akreditif meblağını öder ve amire rücu eder. Amir ile banka arasındaki anlaşmaya göre; ödenen akreditif meblağı derhal tazmin edilmeyip nakdi krediye de dönüştürülebilir.Amir ile akreditif bankası arasında bir vekâlet sözleşmesi ilişkisi vardır. Akreditif bankası genel olarak akreditif açmakla amire karşı vekilin hak ve yükümlülüklerini üstlenmektedir. Vekâlet ilişkisine göre, banka amirin icabını kabul ederse vekil olarak akreditifi açma yükümlülüğü altına girecek, keza akreditifi açarken amirin talimatına uyacaktır. Buna karşılık, her vekâlet sözleşmesi bir temsil yetkisi içermediği gibi, burada da bir hizmetin verilmesi söz konusu olacak, yoksa akreditif bankası amiri temsilen onun nam ve hesabına akreditif açmayacaktır. 500 Sayılı Kurallara akreditif bankası akreditifi açtıktan sonra lehtara karşı bağımsız olarak bizzat kendisi sorumlu olacağından, amirin açılmış bir akreditifle ilgili olarak bankaya talimat vermesi -örneğin belgelere rezerv konması talimatı mümkün olmayacaktır. Keza akreditif bankasının koyacağı rezervler için önce amirin talimatını ve onayını alması da söz konusu değildir. Akreditif bankası, akreditifi lehtara muhabir bankası -ihbar bankası görevli banka veya teyit bankası- aracılığı ile göndermektedir. Muhabir bankanın kusurlu davranışından ötürü amir bir zarara uğrarsa, 500 Sayılı Kuralların 18. maddesine göre bundan akreditif bankası sorumlu tutulamayacaktır. 18. maddeye göre amirin talimatını yerine getirmek için bir bankanın hizmetinden yaralanan akreditif bankası bu işi amirin adına ve riski ona ait olmak üzere yapar, akreditif bankası seçimi kendi yapsa dahi, gönderdiği talimatın yerine getirtmediğinden ötürü hiçbir sorumluluk veya yükümlülük almaz. Yargıtay eski bir kararında (HGK, 04.11.1964, 942/D 637 Adalet Dergisi, 1965 sh.730 vd.) amir ile akreditif bankası arasında bir vekâlet akdi ilişkisi olduğunu, akreditif bankasının muhabiri seçmesinden ötürü BK 391/2. maddeye göre amire karşı sorumlu olacağını -yetki kullanılırken takayyüt ve ihtimam gösterme yükümlülüğü- kabul etmiştir. Ancak 500 Sayılı Kuralların 18. maddesinin amir ile akreditif bankası arasında bir sözleşme niteliği kazandığı gözden kaçırılmayacak ve sorumluluktan kurtulma ile ilgili BK 99. madde hükmü burada uygulanacaktır. Akreditif bankası, akreditife uygun belgeler süresi içinde ibraz edildiği takdirde ödeme yükümlülüğü altında olacak ve amire rücu hakkı doğacaktır. Amirin malların ayıplı olduğunu ileri sürmesi veya belgeleri almayı reddetmesi ödeme yükümlülüğünü etkilemeyecektir. Buna karşılık, belgeler akreditif süresi içinde ibraz edilmemiş ise veya akreditife uygun değilse, amirin ödeme yükümlülüğü yoktur. Amirin bu durumda rezerv koymayan akreditif bankasına ödeme zorunluluğu olmadığı gibi, akreditif bankası, akreditif bedelini amirin hesabından almış ise, bu bedelin iadesi için bankayı dava hakkına da sahiptir. Amirin herhangi bir nedenle akreditif konusu malları gümrükten çekmiş olması, belgelerin akreditife uygun olmaması halinde akreditif bedelini ödememe hakkını ortadan kaldırmaz. Zira akreditifin mallarla ilgisi yoktur. Malların çekilmesi akreditifi değil, satış akdini ilgilendirir. İsviçre Federal Mahkemesinin de belirttiği gibi (BGE 78 II 52) akreditif bankasının belgeleri amire tevdi karşılığında, akreditif bedelini talep hakkı doğar. Akreditif bedelini lehtara ödemesi şart değildir.bb) Akreditif bankası ile lehtar arasındaki ilişki Akreditif bankası ile lehtar arasındaki sözleşme (dar anlamda akreditif sözleşmesi) akreditif bankasının akreditif şartlarına uygun belgelerin ibrazına bağlı mücerret bir borç ikrarını oluşturmaktadır.Akreditif bankası örneğin amir ile arasındaki vekâletin geçerli olmadığı veya akreditif bedelinin amir tarafından yatırılmadığı gibi gerekçelerle lehtara ödemeden kaçınamaz. 500 Sayılı Kurallara göre akreditif bankası bir ödeme yeri bankası göstermek zorundadır.İhbar bankası ödeme yeri bankası değildir, ancak ödeme yeri bankası olarak atanabilir. Teyit bankası varsa ödeme yeri bankası teyit bankası olacaktır. Lehtar akreditife uygun belgelerle ödeme yeri bankasına başvurmadan doğrudan akreditif bankasına başvuramaz. Ödeme yeri bankası ödemeyi yapmadığı takdirdedir ki, lehtar akreditif bankasına başvuracaktır. Yargıtay da aynı görüştedir. Yüksek Mahkemeye göre (12.HD., 14.11.2000, 16851/17397, YKD, Mart 2001, sh.377) teyit bankası aynı zamanda ödeme yeri bankası olduğundan .....lehtarın öncelikle teyit bankasına başvurması icabeder. Teyit bankası herhangi bir sebeple ödemeyi yazmaz ise lehtar o zaman akreditif bankasına başvurabilir”.b) İhbar bankası İhbar bankası, akreditif bankasının diğer ülkelerdeki muhabiri olup, herhangi bir sorumluluk yüklenmeden akreditifi lehtara ihbar etmektedir. 500 Sayılı Kurallarda mutlaka bir görevli banka gösterilmesi zorunlu olduğundan, görevli banka aynı zamanda ihbar bankası olmaktadır. Akreditif teyit edilirse, teyit bankası hem ihbar bankası, hem de görevli banka sayılmaktadır. c) Görevli banka 500 Sayılı Kuralların 10/a.b.i maddesine göre görevli banka akreditif bankası ve/veya teyit bankası adına “ ödeme yapmaya, ertelemeli ödeme yükümlülüğü altına girmeye, poliçe kabul etmeye ve iştira işlemi yapmaya yetkili bankadır”. 500 Sayılı Kurallarda yanıltıcı olarak görevli banka denilmekte ise de; burada lehtar açısından sadece yetkili bir banka söz konusudur. Ancak her akreditifte görevli bankanın yetkilerinin ne olduğunun gösterilmesi zorunludur. Sadece ödeme ile yetkili kılınmış banka, akreditif bankası veya teyit bankası adına taahhütte bulunamaz. Buna rağmen taahhüt altına girerse risk kendisine ait olur.Görevli banka akreditif bankasının tüm yükümlülüklerini yüklenebilmektedir. Eğer bir akreditif sadece akreditif bankası nezdinde kullanılmayacak ise -ki bir akreditif bankası nezdinde kullanma çok istisnai bir durumdur- her akreditif bankası bir görevli banka göstermek zorundadır. Akreditif bankası görevli banka atamazsa ne olacağı 500 Sayılı Kurallarda belirtilmemiştir.Görevli bankanın atanmadığı bir akreditifin geçerli olduğunda tereddüt yoksa da burada serbest iştiralı bir akreditif mi -diğer bir deyişle her bankanın görevli banka mı sayılacağı- yoksa sadece akreditif bankası nezdinde kullanılacak bir akreditif mi olduğu tartışmalıdır. 400 Sayılı Kurallardan farklı olarak 500 Sayılı Kuralların 13. maddesinin (b) ve 14. maddesinin (b) ve (d) fıkralarında görevli bankanın belgeleri makul süre içinde incelemesi, bunları kabul ve reddetmesi, akreditif ve teyit bankası ile birlikte düzenlenmiştir. Ancak görevli bankanın belgeleri 7 gün içinde incelememesi veya kabul yahut reddetmemesi, bu bankanın lehtara karşı herhangi bir sorumluluğuna neden olmamaktadır. Bu husus 10/c maddesinde çok açıktır: “Görevli banka teyit bankası olmadığı sürece, akreditif bankası tarafından görevli banka olarak tayin edilmesi bu banka için belge ibrazında ödeme yapmak, ertelemeli ödeme yükümlülüğüne girmek ve poliçeleri kabul etmek veya iştira yapmak için herhangi bir yükümlülük oluşturmaz”. Görevli kılınan bankaya; akreditif bankası tarafından sadece yetki verilmiş ise, diğer bir deyişle -vekâlet akdi çerçevesinde görevli banka akreditif bankasına karşı bir yükümlülük altına girmemiş ise-, bu yetkiyi kullanmamaktan ötürü akreditif bankasına karşı da sorumlu olmaz. Buna karşılık, vekâlet akdi çerçevesinde görevli banka yükümlülük altına girmiş ise - belgeleri incelemez vs. ise- bu yükümlülükleri yerine getirmemekten ötürü sadece akreditif bankasına karşı sorumlu olur. d) Teyit Bankası aa) Genel olarak Lehtar genelde akreditifin kendi ülkesindeki bir banka tarafından teyidini isteyecektir.Böylece akreditif bankası yanı sıra ikinci bir banka da ödemeyi yükleneceği gibi, lehtar amirin ülkesindeki düzenlemelerden -örneğin döviz kısıtlamalarından- veya amirin ülkesindeki mahkemelerin verebilecekleri ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz gibi kararlardan etkilenmeyecektir. Keza lehtar akreditif bedelinin ödenmemesi halinde kendi ülkesindeki teyit bankasını dava etmeyi tercih edecektir. Akreditif teyidi hiçbir şekilde teyit bankasının akreditif bankasının borcunu ödeyeceği şeklinde bir taahhüt veya garanti değildir. Teyit bankasının yükümlülüğü asli ve bağımsız bir yükümlülük olup teyit bankası ikinci bir akreditif bankasıdır. Yargıtay da (12.HD., 14.11.2000, 16851/17973, YKD, Mart 2001, sh.377) “ Teyitli akreditifte akreditif bankasının yanında teyit bankasının bağımsız ve asli yükümlülüğü doğar.Aynı akreditif bankası gibi lehtara karşı, mücerret, asli ve bağımsız bir borç taahhüdü altına girer. Yani ikinci bir akreditif bankası gibidir” demektedir.bb) Teyit bankası ile lehtar arasındaki ilişki Akreditifin teyidi lehtara bir icaptır. İcabın açık veya zımni olarak lehtar tarafından kabulü ve akreditife uygun belgelerin ibrazı halinde teyit bankasının ödeme yükümlülüğü doğar ve mücerret bir borç taahhüdü sözleşme konusu olur. Yargıtay (11.HD., 10.02.1977, 1976/5881, 1977/558, YKD 1978, sh. 1319) “ lehtarın münasip bir süre içinde reddetmemesi halinde teyit mektubunun ayrıca kabule gerek kalmaksızın hüküm ifade edeceğini, çünkü teyit bankasının gerek işin özelliğinden ve gerekse hal ve mevkiin icabından dolayı sarih bir kabulü beklemediği” sonucuna varmıştır.Teyit bankasının ödediği akreditif meblağını akreditif bankasına rücu edip edememesi ise lehtar açısından önemsizdir. cc) Teyit bankası ile akreditif bankası arasındaki ilişki Teyit bankası ile akreditif bankası arasındaki ilişki vekâlet ilişkisidir. İsviçre Federal Mahkemesi Bu ilişkide bir vekâlet söz konusudur. Akreditif bankası vekâlet veren, teyit bankası da teyit vermekle yükümlü vekildir demektedir (BGE 78 II 50). 500 Sayılı Kurallara göre (md.9/c) “Akreditif bankası diğer bir bankaya teyidini eklemesi için yetki verdiğinde veya istekte bulunduğunda, bu bankanın teyidini eklemeye hazır olmaması halinde, bu durumu gecikmeksizin akreditif bankasına bildirmesi zorunludur”.Lehtara ödemede bulunan teyit bankası -belgelerin akreditife uygun olması koşulu ile akreditif bankasına rücu hakkını elde eder. İsviçre Federal Mahkemesi teyit bankasının akreditif bankasına rücu hakkını IBK 402/1, TBK 394/1 maddesine dayandırmaktadır (BGE 78 II 51). Bu fıkraya göre, akreditif bankasının teyit bankasının yaptığı harcamaları ödemesi gerekmektedir. dd) Teyit bankası ile amir arasındaki ilişki Teyit bankası ile amir arasında akdi bir ilişki yoktur. e) Rambursman Bankası Zorunlu olmamakla birlikte akreditiflerde sık olarak ödemede bulunan bankanın (talep bankası) akreditif meblağını akreditifte gösterilen bir üçüncü bankadan -rambursman bankası talep edebileceği hükmüne yer verilmektedir. Rambursman bankası ile akreditif bankası arasında vekâlet ilişkisi vardır. Akreditif bankası rambursman bankasına verdiği ödeme yetkisini her zaman geri alabilir. Bu durumda veya yetki devam etse dahi talep bankasının ödememesi nedeniyle talep bankasının rambursman bankasına karşı herhangi bir hakkı bulunmaz. Buna karşılık, akreditifte bir rambursman bankası gösterilmişse, akreditif bankası öncelikle rambursman bankasından talepte bulunulmasını isteyebilir. Rambursman bankası ödemezse, akreditif bankasının yükümlülüğü doğar.Rambursman bankası, belgeleri inceleme yükümlülüğü olmaksızın talep bankasına ödemede bulunur. V. Akreditif Belgeleri, İncelenmesi Ve Sonuçları a) Genel olarakAkreditif uygulaması tamamen belgelere dayandığından 500 Sayılı Kurallarda 20-38 maddeler belgelere ayrılmıştır. 20-23 maddelerde belgelerle ilgili genel düzenlemeler yapılmış olup; 23. maddeden itibaren tek tek belge türleri üzerinde duruluştur. Taraflar 500 Sayılı Kurallarda değinilmeyen, istedikleri tüm belgeleri de akreditif koşulu haline getirebilirler. Akreditif belgeleri ile ilgili tüm maddelerde “aksi akreditifle belirtilmediği sürece”, “aksine akreditifte yetki verilmediği” şeklinde ibareler yer almaktadır. b) Belgelerin gönderilmesi Belgelerin süratle akreditif bankasına gönderilmesi amirin (ithalatçı) malları gümrükten çekmesi için büyük önem taşımaktadır. Görevli bankanın, teyit bankasının veya iştiraya yetkili bankanın lehtarın tevdi ettiği belgeleri ne kadar süre içinde akreditif bankasına göndereceklerine dair 500 Sayılı Kurallarda bir süre öngörülmemiştir. Bankaların kendilerine tevdi edilen belgeleri makul bir süre içinde akreditif bankasına göndermeleri gerekir. Aksi takdirde bu bankalar akreditif bankasına karşı vekâlet ilişkisi içinde (BK 390) sorumlu olurlar.Amir malları gümrükten çekebilmek için belgelerin bir an önce kendisine teslim edilmesini beklemekte olduğundan, bu yüzden akreditif bankasını sorumlu tutabilecektir.Özellikle, akreditif bankasının amire karşı, muhabir bankanın fiilinden sorumlu olması halinde (BK 391/2) zarar ziyandan sorumluluk söz konusu olacaktır. Belgelerin gönderme sırasında kaybolmasından veya gecikmesinden ise bankalar sorumlu değildir (500 Sayılı Kurallar md.16). c) Bankaların belgeleri makul özenle ve dış görünüşleri itibariyle inceleme yükümlülüğü Bankalar belgeleri dış görünüşleri itibariyle inceleyecekler, bu incelemede makul özeni göstereceklerdir. 500 Sayılı Kurallarda makul özenin gösterilmesinde bir kıstas öngörülmüştür: “Belgelerin dış görünüşleri itibariyle akreditif şartlarına uygunluğu bu maddelerde yansıtılan milletlerarası standart bankacılık uygulaması ile belirlenecektir” (md.13/a). Ancak nelerin milletlerarası standart bankacılık uygulaması olduğu da kuşkusuz tartışılacaktır.Makul özen göstererek incelemeye bir örnek vermek gerekirse, akreditif belgesi oluşturan kalite raporu ihtimallere yer veriyorsa veya genel anlamlar taşıyorsa, farklı yorumlara neden oluyorsa lehtardan kesin rapor istenecektir. Belgeler sadece dış görünüşleri itibariyle inceleneceğinden, belgelerin sahte olup olmadığı, geçerli olup olmadığı, imzaların sahte veya imzalayanların yetkili olup olmadığı incelenmeyecektir. 500 Sayılı Kuralların 20/d maddesinde “Akreditifte aksi belirtilmedikçe, bir belgenin tasdik edilmesi, geçerli kılınması, tevsik edilmesi, hukuki geçerlilik kazandırılması, vize edilmesi, onaylanması veya benzer bir isteği belirten bir şart, bu şartı dış görünüş itibariyle yerine getirdiği görülen herhangi bir imza, işaret, kaşe veya etikette yerine getirilmiş olacaktır” denilmektedir.Belgeler şeklen uygunsa; amirin belgelerin sahte, eksik, tahrif edilmiş olduğunu iddia etmesi, dış görünüşlerine göre karar vermeyi kural olarak etkilemez. Aksi takdirde her amir, bu tür beyanlarla ödemeyi durdurabilirdi. Ancak bu kural kesin değildir, akreditif bankası vekâlet akdi ilişkisi içinde müvekkili amirin çıkarlarını korumak zorundadır. Bir belgedeki sahtecilik -örneğin bizzat belgeyi düzenleyen kuruluşça bildirilirse veya bu konuda delil getirilirse- akreditif bankası ödemeyi reddedecek ve akreditif meblağını yatırmak için mahkemeden tevdi mahalli istemesi gerekecektir. Belgelerin dış görünüşleri itibariyle uygunluğu konusunda öğretide farklı iki görüş vardır.Bir görünüşe göre, belgeler akreditif şartlarına kesin kez -harfi harfine- uygun olmalıdır (strict compliance). Daktilo hataları dahi belgelerin uygun olmadığı iddialarına yol açabilecektir. Örneğin akreditifte iki ayrı belge olarak sayılmasına rağmen “sağlık sertifikası” ile “kontrol sertifikası” tek kağıtta ise, Credit Number yerine (c) harfi küçük yazılmışsa, Number yerine (No) kullanılmak suretiyle credit no. denilmişse, banka bu belgeleri uygunsuz kabul edip rezerv koyabilecek midir?Öğretide bu uygulamaya iyi niyet kurallarına göre bir kısıtlama getirilmesi gerektiği, “kesin kez uygunluk” kuralının uygulanması mantıksız ve saçma sonuçlara götürüyorsa itibar edilemeyeceği kabul edilmektedir. Esasen 500 Sayılı Kurallarda “kesin kez uygunluk”kuralına herhangi bir atıf da yoktur. Milletlerarası akreditif uygulamasında genellikle kabul edilen kural “esas itibariyle uygunluk” ( essential compliance) kuralıdır. 500 Sayılı Kurallarda da; belgelerin incelenmesinde “kesin kez uygunluk” kuralının önlenmesi için milletlerarası standart bankacılık uygulaması kabul edilmiştir.Esasta uygunluk ilkesinin kabul edilmesi halinde “önemsiz” uygunsuzlukların “minor discrepancy” belgenin reddine neden olmayacağı sonucuna varılmaktadır. 500 Sayılı Kurallara göre, belgeler birbirleri ile uyum halinde de olmalıdır (md.13/a).Akreditif koşulları arasında yer almayan belgeler incelemeye alınmayacaktır. 13.maddenin son paragrafına göre “Akreditif şartlarında yer almayan belgeler bankalarca incelenmeyecektir. Bankalar bu tür belgeleri aldıklarında onlara ibraz edenlere iade edecekler veya sorumluluk üstlenmeksizin ileteceklerdir.Geçen dönemde birçok akreditif ibraz edilecek belgelerle bağlı olmaksızın özel şartlar içermekteydi. Örneğin “malların ambalajı, uzun deniz yolculuğuna müsait olmalıdır”, “geminin yaşı 15’ten fazla olmamalıdır”, “mallar gemide hava soğutmalı bölüme konulmalıdır” gibi. Belgeler dışında şartların geçerli olup olmadığı tartışılmıştır. 500 Sayılı Kuralların 13/c fıkrasına göre, “ akreditifte şart olarak verildiği halde bu şartlara ilişkin belge belirtilmediği takdirde bankalar bu şartları belirtilmemiş sayıp dikkate almayacaklardır.”d) Belgelerin makul bir süre içinde ve en geç yedi iş günü içinde incelenmesi Yeknesak Kurallarda makul süre tanımı yoktur. MTO Bankacılık Komisyonuna intikal eden bir olayda stand/by L/C ile ilgili belgeler akreditif bankasına 22 Haziranda ibraz edilmiştir. Akreditif bankası 25 Haziran’da belgelerin uygun olmadığına karar vermiş ve rezerv taşıyan teleksi 26 Haziran’da hazırlamıştır. Bankacılık Komisyonuna talep edilen belgelerin yarım sahifelik bir mütalaa (statement) ile poliçeden ibaret olduğu, belgeleri incelemenin 26 Haziran’a kadar geciktirmenin makul bir süre sayılıp sayılmayacağı sorulmuştur. Bankacılık Komisyonu bu sürenin makul olmadığı, zira stand/by akreditiflerin incelenmesinin çok basit olduğu sonucuna varmıştır. Paris İstinaf Mahkemesine göre makul süre 2, Alman ve İsviçre bankalarına göre 1-3, Pakistan ve Hindistan uygulamasında 15-30 gün olmuştur. Amerikan kanunlarına göre ise makul süre 3 gündür. 500 Sayılı Kurallarda makul sürenin azami sınırlaması 7 iş günüdür. 7 iş günü, belgeleri inceleyecek olan banka açısından ayrı ayrı belgeleri aldıkları günü izleyen günden başlamaktadır. e) Belgelerin akreditif bankasına gönderilmesi ve akreditif meblağının talep edilmesi Süresi içinde ibraz edilen belgeleri görevli banka tıpkı akreditif bankası gibi makul süre içinde -en geç 7 iş günü içinde- inceleyecek, uygun görürse akreditif bedelini ödeyecek ve belgeleri akreditif bankasına göndererek akreditif meblağını talep edecektir. Ancak görevli bankanın lehtara karşı hiçbir yükümlülüğü olmadığından, akreditif bedelini ödemeden veya belgelere rezerv koymadan da belgeleri, akreditif bankasına gönderebilecektir.Görevli bankanın ne kadar süre içinde belgeleri akreditif bankasına göndereceğine dair 500 Sayılı Kurallarda bir düzenleme yoktur. Görevli banka ile akreditif bankasıarasında bir vekâlet ilişkisi oluştuğundan, makul bir süre içinde belgeleri yollaması gerektiği sonucuna varılacaktır. Belgeler akreditif vadesi içinde görevli bankaya ibraz edildiği için; belgelerin akreditif bankasına ulaştığı tarih sadece belgeleri makul süre içinde -en geç 7 iş günü- inceleme açısından önem taşıyacaktır. Akreditif bankası makul süre içinde -en geç 7 iş günü içinde- belgeleri inceleme, kabul veya reddetme yükümlülüğü altındadır. Makul süre geçtikten sonra belgelere rezerv koyup iadesi mümkün değildir. Akreditif bankasının akreditife uygun olmadığı için belgelere makul süre içinde rezerv koyduğunu bildirmesi yeterli olmayacak; akreditif bankası rezervleri bildirmekle beraber;belgeleri iade veya emre hazır tuttuğunu da bildirecektir. Lehtar rezerv konulan belgeleri akreditif süresi içinde akreditife uygun hale getirerek bankaya tekrar ibraz etme hakkına sahiptir. Akreditif teyit edilmiş ise teyit bankası görevli banka olarak kabul edilecektir. Böylece lehtarın belgeleri akreditif süresi içinde teyit bankasının ibraz yeri şubesine ibraz yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak teyit bankası herhangi bir görevli bankadan farklı olarak aynı zamanda ikinci bir akreditif bankasıdır. Bu nedenle teyit bankası akreditif vadesi içinde lehtar tarafından ibraz edilen belgeleri incelemeye alma; makul süre –en geç 7 iş günü– içinde inceleme, belgeler akreditife uygun değilse rezerv koyup iade veya emre hazır tutma, uygunsa veya makul süreyi geçirirse akreditif meblağını ödeme zorundadır. Teyit bankası akreditif bedelini öderse, rücu için belgeleri akreditif bankasına gönderecektir. Akreditif bankası belgeleri aldığı tarihten itibaren makul sürede -en geç 7 iş günü belgeleri inceleyecek, uygun bulmazsa rezerv koyup teyit bankasına iade edecektir. Teyit bankası belgelerin akreditife uygun olduğunda ısrar ederse iki banka arasında hukuki ihtilaf doğacaktır. Uygulamada olduğu gibi, teyit bankasının akreditif meblağını ödemeyerek akreditif bankasına göndermesi ve onun cevabını beklemesi; makul süre -azami 7 iş günü- açısından teyit bankası için büyük risk oluşturacak, sürenin geçmesi halinde teyit bankası lehtara ödeme zorunda kalacaktır. Teyit bankasının rezerv koyup iade ettiği belgeleri lehtarın akreditif bankasına gönderme hakkı vardır. O taktirde akreditif bankası -teyit bankası yokmuş gibi- yine makul süre içinde belgeleri inceleyecek, uygun görürse, akreditif meblağını ödeyecek veya rezerv koyup belgeleri lehtara iade edecektir. VI. Amir veya Üçüncü Kişiler Tarafından, Akreditif Meblağlarının Ödenmemesi İçin Mahkemeden İhtiyati Tedbir veya İhtiyati Haciz Talebinde Bulunulması Amir, satış akdinden ötürü satıcı ile aralarında ihtilâf çıkması ve özellikle ertelemeli ödemeli akreditiflerde belgeleri aldıktan sonra malları gümrükten çektiği zaman, malların satış sözleşmesi şartlarına aykırı, ayıplı, kusurlu veya miktar bakımından eksik olduğu sonucuna varması halinde, akreditif bankasının ve teyit bankasının ödememesi için Türk Mahkemelerinden ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talebinde bulunmakta ve dava açmaktadır. Lehtardan alacaklı olduklarını ileri süren üçüncü kişilerin de aynı yola başvurdukları görülmektedir. Yukarıda açıklandığı gibi akreditifin mallarla ilgisi yoktur. Akreditif bankası ve varsa teyit bankası, akreditif belgeleri dış görünümleri itibariyle, akreditife uygun ise, ödeme yükümlülüğü altındadırlar. Ertelemeli ödemeli akreditiflerde de akreditif bankasının ve teyit bankasının -belgelere rezerv koymadıklarından- akreditif bedelini ödeme yükümlükleri kesinleşmekte; sadece akreditif bedelini ödeme belli tarihe kadar ertelenmektedir. Bu nedenle ne akreditif bankasının ne de teyit bankasının akreditif meblağını ödememesi için mahkemelerden tedbir istenemez. Ayrıca teyit bankası yurt dışında bulunduğundan, Türk Mahkemesi’nin vereceği ihtiyati tedbir kararı ne yabancı bir ülkede uygulanabilir, ne de yabancı bir bankaya karşı ileri sürülebilir.Burada tek hatıra gelen yurt dışındaki lehtarın -ertelemeli ödemeli bir akreditifte- Türk bankasından olan akreditif alacağına Türk Mahkemesinin ihtiyati haciz koyulması kararını vermesi ve bunun bankaya bildirilmesidir. Lehtar yurt dışında olduğundan, ihtiyati haciz kararından sonra amirin lehtar aleyhine yurt dışında dava açması gerekmekte ise de uygulamada HUMK 9. maddesi istismar edilerek hem Türk Bankası hem de lehtar aleyhine Türkiye’de dava açılmakta ve amir aralarındaki satış akdine dayanarak veya üçüncü kişi başka nedenlerle lehtardan alacağı bulunduğunu ileri sürmektedir. Bazı mahkeme kararlarında akreditifin teyitli olması halinde dahi lehtarın akreditif alacağı üzerine konulan ihtiyati haciz kararı nedeniyle akreditif bankasının teyit bankasına da ödeme yapmaması hükme bağlanmaktadır. Oysa Türk Mahkemesinin aldığı ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararları, yurt dışındaki teyit bankasına karşı ileri sürülemeyecek ve teyit bankası lehtara ödeme zorunda kalacaktır. Akreditif bedelini ödeyen teyit bankası; akreditif bankasına karşı alacaklı sıfatını kazanmaktadır. Bu nedenle, ödemede bulunan teyit bankası ise, lehtarın alacağını değil, fakat kendi alacağını akreditif bankasından talep etmektedir. Türkiye’deki ithalatçı ile teyit bankası arasında bir alacak ilişkisi yoktur. Mahkemenin amirin, lehtardan alacağı nedeniyle teyit bankasının alacağına haciz uygulaması mümkün değildir.Yargıtay’ın yeni kararlarından birinde konu açıklığa kavuşturulmuştur. Yargıtay’a intikal eden olayda, teyitli bir ithalat akreditifinde yurt dışındaki lehtar firmanın Türkiye’deki alacaklısı üçüncü kişi akreditif bankasına İİK 89 ihbarnamesi göndererek borçlusu lehtar firmanın teyitli akreditif alacağı üzerine haciz konulmasını istemiştir. Yüksek Mahkemeye göre (12. HD, 14.11.2000, 16851/17397) “Teyit bankası ikinci bir akreditif bankası gibidir. Lehtar tarafından akreditif süresi içinde uygun belgelerin ibrazı halinde akreditif bedelini ödemekle yükümlüdür. Ödediği bedel için ise akreditif bankasına rücu eder. Teyit bankasının lehtara ödeme yapması ile akreditif bankasının lehtara karşı akreditif borcu sonra erer, ancak teyit bankasının alacağı doğar. Teyit bankasının isteyeceği alacak lehtarın alacağı değil, kendi alacağıdır. Akreditif lehtarının akreditif alacağının doğumu için ödeme yeri bankasına akreditif süresinde uygun belgeleri ibraz etmesi gerekir. Teyitli akreditifte teyit bankası aynı zamanda ödeme yeri bankası olduğundan teyitli akreditifin özellikleri de dikkate alınarak lehtarın öncelikle teyit bankasına başvurması icap eder. Teyit bankası herhangi bir sebeple ödeme yapmaz ise lehtar o zaman akreditif bankasına başvurabilir. Akreditif bankasının sonradan teyit bankasına ödememe talimatı vermesi teyitli akreditifin niteliği gereği mümkün değildir. Çünkü teyit bankası akreditifi teyit etmekle lehtara karşı akreditif bankasından ayrı, bağımsız ve asli yükümlülüğü doğar. Lehtara karşı bağımsız bir borç taahhüdü altına girer. Teyitli akreditifte lehtarın akreditif alacağı ödeme bankası olan teyit bankası nezdinde doğar. Alacağın akreditif bankası nezdinde doğması için lehtar tarafından teyit bankasına başvurulup ödeme yapılmaması nedeniyle akreditif bankasına lehtar tarafından başvuru yapılması gerekir”.
Akreditif hakkında daha fazla bilgi ve UCP600 için aşağıdaki değerli kitabı öneririz...
Web site contents © Copyright İhracat112, All rights reserved. This site is a project of the_Foxadmin.
|