Ana Sayfa

   

 

 

Bu sayfada temel olarak çok ayrıntılı olmayan bir bakışla kambiyo ve dış ticaret kavramları  anlatılmıştır.Bu konulara ayrıntılı olarak diğer başlıklardan ulaşabilirsiniz.

              

                       KAMBİYO VE TEMEL DIŞ TİCARET KAVRAMLARI

 

    DIŞ TİCARET VE ÜLKEMİZDE KAMBİYO DENETİMİ

 DIŞ TİCARET

a)      Uluslararası

b)  Ulusal

 a)Uluslararası

Uluslararası ticaret ile ilgili kurallar ve yasal düzenlemeler, ülkeden ülkeye farklılık arz etmektedir. Dünya ticaretinin gelişmesi, ülkeler arasındaki bu farklılığın en az düzeye indirilmesine bağlıdır. Bu nedenle,Uluslararası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce “ICC”), farklı ülkelere mensup firmaların birbirleriyle yapacakları dış ticarette işlemlerin kolaylaştırılması, ticaret hacminin genişletilmesi ve ticaretin belli standartlara göre yapılmasını sağlamak amacıyla; uluslararası yeknesak kurallar ve teamüller dizisi oluşturmakta ve bunları belli kriterlere göre tasnif ederek yayınlamaktadır.

Uluslararası Ticaret Odası’nın başlıca yayınları ve içeriği aşağıda belirtilmiştir.

-          ICC 500 Vesikalı Krediler için yeknesak teamüller ve uygulamalar,

-          ICC 522 Tahsil İşlemleri için yeknesak kurallar,

-          ICC 525 Akreditiflere İlişkin Bankalararası Rambursmanlar için yeknesak  

                     Kurallar,

-          ICC 590 Uluslar arası Teminat Akreditifi (Standby) Uygulamaları ISP98,

-          INCOTERMS 2000 Uluslararası teslim şekilleri.

 

Bir dış ticaret işleminde, işlemi başlatan belge üzerinde o işlemin hangi ICC broşüründeki yeknesak kurallara tabi olduğunun belirtilmesi, kuralların tüm taraflar için bağlayıcı olduğunun kabul edildiği anlamına gelmektedir. Daha açık bir ifadeyle, dış ticarete ilişkin işlem sürecinde herhangi bir ihtilaf doğması halinde, taraflar kendi ülke kanunları yerine sadece ilgili ICC Broşüründe yer alan kuralların geçerli olduğunu kabul etmektedirler.

 b) Ulusal

Ülkemizde kambiyo denetleme sistemi, 1930 yılında kabul edilen 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki Kanun’la ihdas edilmiştir.

Kambiyo ve döviz işlemlerinin düzenlenmesi ve sınıflandırılması ve Türk parasının kıymetini koruma konusunda gerekli görülecek karar ve tedbirleri alma hususunda, Bakanlar Kuruluna geniş yetki veren, bazı yasak ve ceza hükümlerini içeren 7 maddeden oluşan bu kanun halen yürürlükte bulunmaktadır .

Kambiyo denetleme sisteminde devrim niteliğinde köklü büyük değişikliklerin yapıldığı 29 Aralık 1983 tarihli ve 28 sayılı Bakanlar kurulu kararnamesi ile Türkiye ekonomisi için yeni bir dönem başlamıştır.

 Bu kararnameye göre; Türk parasının kıymetini korumak amacıyla,    

·         Türk lirasının yabancı paralar ve altın karşısındaki değerinin belirlenmesine,

·         Döviz ve dövizi temsil eden belgelere ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine,

·         Türk parası ve Türk parasını temsil eden belgelerin ithal ve ihracına,

·         Kıymetli maden, taş ve eşyalara ilişkin işlemlere,

·         İhracata,

·         İthalata,

·         Ticari olmayan bedelsiz ithalata,

·         Otomobil ve benzeri nakil vasıtalarının prim tahsili suretiyle yurda ithaline ve tahsil edilecek prim miktarının belirlenmesine,

·         Görünmeyen işlemlere,

·         Sermaye hareketlerine

yönelik işlemler Hazine Müsteşarlığı tarafından yayımlanacak tebliğler ve genelgelerle belirlenecektir.

Hazine Müsteşarlığı, bu kararın uygulanmasını temin etmek ve Türk parasının kıymetini korumak amacıyla özendirici, düzenleyici, sınırlayıcı ve yasaklayıcı esasları belirlemeye ve tebliğler yayımlamaya, sınırlayıcı ve yasaklayıcı tedbirleri hafifletmeye ve kaldırmaya, bu karar ve tebliğlerde belirlenen haller ve hadler dışında dövize, Türk lirasına, mala ve kıymete ilişkin müsaadeler vermeye, yetkilerini daha alt birimlere veya başkaca kuruluşlara devretmeye, diğer kuruluşlara konuya ilişkin görevler vermeye ve gerekli gördüğü her türlü tedbiri almaya yetkili kılınmıştır.

 Zaman içerisinde, söz konusu Kanun uygulamasına yönelik olarak, değişen koşullara uyum sağlamak amacıyla bir takım yeni düzenlemeler yapılmakla  birlikte, yürürlükteki kambiyo mevzuatı; 

·         11.08.1989 tarih 20249 sayılı resmi gazetede yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar,

·         Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının 91-32/5 sayılı Tebliği

·         03.07.1991 tarih 20918 sayılı Resmi Gazetede T.C. Merkez Bankası İdare Merkezi tarafından yayımlanan 1-M sayılı Genelge ile son şeklini almıştır.

DIŞ TİCARET VE KAMBİYO 

              MEVZUATI

  

                        1) TÜRK PARASI KIYMETİNİ KORUMA MEVZUATI

 

·         25.02.1930 TARİH 1433 SAYILI RESMİ GAZETEDE

YAYIMLANAN 1567 SAYILI TÜRK PARASI KIYMETİNİ

                                          KORUMA KANUNU.

 

·         11.08.1989 TARİH 20249 SAYILI RESMİ GAZETEDE

YAYIMLANAN TÜRK PARASI KIYMETİNİ KORUMA

                                          HAKKINDA 32 SAYILI KARAR

 

·         BAŞBAKANLIK HAZİNE VE DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞININ 91-32/ SAYILI TEBLİĞİ

 

·         32 SAYILI KARAR VE 91-32/5 SAYILI TEBLİĞE İLİŞKİN T.C. MERKEZ BANKASININ 1-M SAYILI GENELGESİ.

 

2) DIŞ TİCARET MEVZUATI

 

·         İTHALAT VE İHRACAT REJİMİ KARARLARI

·         İTHALAT VE İHRACAT YÖNETMELİKLERİ

 

3) GÜMRÜK KANUNU

    (Kanun No: 4458 Kabul Tarihi:27.10.1999)

 

4) ULUSLAR ARASI MEVZUAT

     (ICC YAYINLARI)

 

-          ICC 500 Vesikalı Krediler için yeknesak teamüller ve uygulamalar,

-          ICC 522 Tahsil İşlemleri için yeknesak kurallar,

-          ICC 525 Akreditiflere İlişkin Bankalararası Rambursmanlar için yeknesak  

                     Kurallar,

-          ICC 590 Uluslar arası Teminat Akreditifi (Standby) Uygulamaları ISP98,

-          INCOTERMS 2000 Uluslararası teslim şekilleri.

 

                                 2. BÖLÜM

 

                          “INCOTERMS 2000”

         ULUSLAR ARASI TESLİM ŞEKİLLERİ

                               ULUSLARARASI TESLİM ŞEKİLLERİ (INCOTERMS-2000)

       (International Contract Terms)

 

Dış ticaret işlemleri, alıcı ile satıcının sözleşme yapması ile başlar. Sözleşmelerde tarafların yükümlülükleri ve haklarının kesin bir biçimde şarta bağlanması gerekir. Malların bir yerden başka bir yere taşınmasında hangi tarafın ne yükümlülüğü olduğu, yükümlülükler yerine gelmediği takdirde risklerin nasıl bölüşüleceği, taşıma sırasında mallarda meydana gelebilecek kaybolma ve hasar riskinin hangi tarafa ait olacağı gibi soruların karşılıkları, sözleşmelerde açık olarak yer almalıdır.

INCOTERMS; dış ticaret alanında en yaygın kullanılan taşıma terimlerinin yorumu için geçerli olmak üzere ICC tarafından oluşturulan bir dizi tarafsız uluslar arası kurallar bütünüdür.   INCOTERMS ’in temel amacı, bu tür taşıma terimlerinin ülkeden ülkeye farklı biçimlerde yorumlanmasından kaynaklanan belirsizlikleri ortadan kaldırmak yada büyük ölçüde azaltmaya yönelik çalışmalar yapmaktır. 

INCOTERMS ilk kez 1936 yılında yayınlanmıştır. 1953, 1967, 1976,1980 ve 1990  yıllarında yapılan çeşitli ek ve değişiklikler ile  en son 1.1.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan  INCOTERMS 2000, Milletler arası Ticaret Odasının 560 sayılı broşürü kapsamında yayınlanmıştır.

INCOTERMS 2000’de 13 terim bulunmaktadır. Bu 13 terim dört ana gruba ayrılmıştır. Her bir terimin taşıdığı ilk harf o terimin dahil olduğu grubu göstermektedir.

 Buna göre:

 GRUP E – ÇIKIŞ

EXW : EX WORKS  (İŞ YERİNDE TESLİM)

 

GRUP F – NAVLUN ÖDENMEMİŞ                                                                          

FCA : FREE CARRIER  (TAŞIYICIYA TESLİM)                                                                                                                  FAS : FREE ALONGSIDE SHIP (GEMİNİN BORDASINDA TESLİM)         

FOB : FREE ON BOARD  (GÜVERTEDE TESLİM)

 

GRUP C – NAVLUN ÖDENMİŞ

CFR : COST AND FREIGHT (MAL BEDELİ VE NAVLUN)

CIF  : COST, INSURANCE AND FREIGHT (MAL BEDELİ,SİGORTA VE NAVLUN)

CPT : CARRIAGE PAID TO. (TAŞIMA ÜCRETİ ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM)

CIP  : CARRIAGE AND INSURANCE PAID TO. (TAŞIMA VE SİGORTA BEDELİ 

                                                                                      ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM)

GRUP D – VARIŞ

DAF : DELIVERED AT FRONTER  (SINIRDA TESLİM)

DES  : DELIVERED EX SHIP (GEMİDE TESLİM)

DEQ : DELIVERED EX QUAY (DUTY PAID) (RIHTIMDA TESLİM GÜM.RES.ÖD.)

DDU : DELIVERED DUTY UNPAID (GÜMRÜK RESMİ ÖDENMEKSİZİN TESLİM)

DDP  : DELIVERED DUTY PAID  (GÜMRÜK RESMİ ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM)

  

INCOTERMS 2000

  

EXW                İşyerinde Teslim

                    

FCA                Taşıyıcıya Teslim

                       

FAS                 Geminin Bordasında Teslim         

                       

FOB                Güvertede Teslim

                       

CFR                Mal bedeli ve Navlun

                       

CIF                  Mal bedeli, Sigorta ve Navlun

                       

CPT                Taşıma ücreti ödenmiş olarak teslim

                       

CIP                 Taşıma ve sigorta bedeli ödenmiş olarak teslim

 

DAF                Sınırda teslim

 

DES                Gemide teslim

 

DEQ               Rıhtımda teslim  (Gümrük Resmi Ödenerek)

 

DDU               Gümrük Resmi ödenmeksizin Teslim

 

DDP                Gümrük Resmi Ödenmiş olarak Teslim

 

TAŞIMA BİÇİMLERİNE GÖRE KULLANILACAK INCOTERMS 2000  ÖRNEĞİ:

  

        TAŞIMA BİÇİMİ

        INCOTERM

     TAŞIMA BELGESİ

 

 

Multimodal (birden fazla taşıma biçimini kapsayan) taşıma dahil, herhangi bir taşıma biçiminde

 

 

 

 

 

               EXW

               FCA

               CPT

               CIP

               DAF

               DDU

               DDP

 

Kombine taşıma konşimentosu.

 

Nakliyeci Makbuzları

(FCR-CMR)

 

FIATA Belgeleri

 

Hava taşımasında

 

             

                FCA

 

Havayolu taşıma senedi

 

Demiryolu Taşımasında

 

             

                FCA

 

Demiryolu Taşıma (Hamule) Senedi

 

 

Deniz ve Su yolu

(Nehir/Kanal) Taşımasında

             

               FAS

               FOB

               CFR

               CIF

               DES

               DEQ

 

 

 

          Konşimento

 

1- EX WORKS:

 

Kodu: EXW ( İsmi belirtilen işyerinde teslim)

Satıcı, yeri belirtilen işyerinde (atölye, fabrika, antrepo v.s.) malları alıcının emrine hazır bulundurmakla teslim yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır.

Malları satıcının iş yerinden teslim alarak istenilen yere taşımaya ilişkin masraf ve risk alıcıya aittir. Bu nedenle bu teslim şekli satıcı açısından en az yükümlülük getiren terimdir.

·         SATICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      Anlaşma koşullarına uygun malı hazırlar, anlaşılan tarihte ve yerde malları alıcıya teslim eder.

·         ALICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

     Malların bedelini ödeyerek, malın varış yerine kadar tüm masraf ve risklerini üstlenir.

2- FREE CARRIER:

Kodu: FCA (Taşımacıya teslim , adı belirtilen yerde)

Bu terime göre satıcı, ihracat formalitesi tamamlanmış malları alıcının adını verdiği yerde, yine alıcı tarafından ismi belirtilen taşımacıya teslim etmekle sözleşme tahtındaki teslim yükümlülüğünü yerine getirmiş olmaktadır.

·         SATICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      Anlaşma koşullarına uygun malı hazırlar, gümrük masraflarını öder ve alıcının belirlediği     

      yerde, belirlediği taşıyıcıya teslim eder. Teslim anına kadar bütün masraf ve riskler satıcıya  

      aittir.

·         ALICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

     Malların bedelini ödeyerek, malın ithalat ile ilgili gümrük masraflarını ve navlun ücretini öder.  

     Malları belirlenen yerde ve tarihte teslim aldıktan sonra tüm masraf ve riskler kendisine aittir.

3- FREE ALONGSIDE SHIP:

Kodu: FAS (İsmi belirtilen yükleme limanında gemi yanında teslim)

Satıcı, alıcı tarafından ismi belirtilen yükleme limanında, yine alıcının ismini verdiği geminin yanında ve alıcının belirttiği zamanda malları hazır bulundurmakla teslim yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır. Bu yer ve zamandan sonraki her türlü masraf ve risk alıcıya aittir.

·         SATICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      Anlaşma koşullarına uygun malı hazırlar, malları daha önce belirlenen tarihte ve limanda  

      alıcının daha önce adını verdiği gemi ya da mavnanın yanında teslim eder.

·         ALICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

     Malların gümrük masraflarını ödeyerek yükleme limanında emrine hazır tutulan malları teslim   

     alır. Bu aşamadan sonra tüm masraf ve riskler alıcıya aittir.

4- FREE ON BOARD:

 Kodu: FOB (İsmi belirtilen sevk limanında gemide teslim)

Bu terime göre mallar, alıcı tarafından ismi belirtilen sevk limanında alıcının belirttiği zamanda ve yine alıcı tarafından ismi verilen geminin küpeştesini aştığı anda satıcının teslim yükümlülüğü yerine getirilmiş sayılır. Bu zaman ve yerden itibaren her türlü risk ve masraf alıcıya aittir.

 ·         SATICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      Anlaşma koşullarına uygun malı hazırlar, ihracat ile ilgili işlemleri yapar ve gümrük vergilerini  

      öder. Mallar gemi küpeştesini geçene kadar tüm hasar ve kayıptan sorumludur.

·         ALICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      İthalat ile ilgili belgeleri düzenleyerek gümrük vergilerini ve navlun bedelini öder. Mallar gemi

      küpeştesini geçtikten sonra tüm masraf ve riskler alıcınındır.

 

5- COST AND FREIGHT:

 Kodu: CFR (Adı belirtilen varış limanında navlun ödenmiş olarak teslim)

Yalnızca denizyolu ve nehir/kanal taşımacılığında kullanılan bu terime göre mallar satıcı tarafından taşıma sözleşmesi yapılmış ve navlunu ödenmiş olarak varış limanında alıcıya teslim edilmektedir. Yüklemeden itibaren doğacak masraflar (navlun hariç) alıcıya aittir.

 ·         SATICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      Anlaşma koşullarına uygun malı hazırlayarak, ihracat işlemlerini yapar. Taşıma acentasıyla  

      anlaşarak navlun bedelini öder.

·         ALICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      İthalat ile ilgili belgeleri düzenleyerek gümrük vergilerini öder. Varış limanında boşaltma  

      masraflarını karşılar. Taşıma sırasında oluşan navlun dışındaki tüm masrafları karşılar.

 6- COST, INSURANCE AND FREIGHT:

 Kodu: CIF (Adı belirtilen varış limanında navlun ve sigorta primi ödenmiş olarak teslim)

Bu terimde satıcı, CFR terimine ilaveten taşımaya ilişkin deniz sigortasını yaptırmayı ve primini ödemeyi de üstlenmektedir.

 ·         SATICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      Anlaşma koşullarına uygun malı hazırlar, ihracat ile ilgili tüm işlemleri yaparak navlun   

      bedelini öder. Sigortayı sözleşmede anlaşılan şekilde düzenleyerek, alıcıya gönderir.

·         ALICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

     İthalat ile ilgili belgeleri düzenleyerek gümrük vergilerini öder. Teslim anından sonra sigorta  

     ve navlun dışındaki tüm masrafları karşılar.

 7- CARRIAGE PAID TO:

 Kodu: CPT (Adı verilen varış yerine kadar navlunu ödenmiş olarak teslim)

Birkaç etaplı taşıma dahil herhangi bir taşıma şeklinde kullanılan bu terimde satıcı, malları adı belirtilen teslim yerine kadar navlun ödenmiş olarak varış yerinde alıcıya teslim etmektedir. CPT terimi CFR’nin denizyolu dışındaki taşıma şekilleri için kullanılan alternatifidir. Satıcı malları taşımacıya teslim ettiği ve navlunu ödediği anda teslim yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır.

 ·         SATICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      Anlaşma koşullarına uygun malı hazırlayarak, İhracat ile ilgili işlemleri yapar. Gümrük ve  

      navlun bedellerini ödeyerek taşıyıcıya teslim eder.

 ·         ALICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      İthalat ile ilgili belgeleri düzenleyerek, varış yerinde gümrük vergilerini öder. Malların ilk  

      tesliminden itibaren navlun dışında malla ilgili tüm masraf ve riskler alıcıya ait olup, transit 

      taşıma nedeniyle doğabilecek tüm gümrük masrafları da alıcıya aittir.

 8- CARRIAGE AND INSURANCE PAID TO:

 Kodu: CIP (Adı belirtilen varış yerine kadar navlun ve sigorta primi ödenmiş olarak teslim)

Bu terimde satıcı CPT terimindeki yükümlülüklerine ilaveten taşımaya ilişkin yük sigortasını yaptırmayı ve primini ödemeyi  de üstlenmektedir. CIP terimi CIF’in denizyolu dışındaki taşıma şekilleri için kullanılan alternatifidir.

 ·         SATICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      Anlaşma konusu malları hazırlayarak, varış yerine kadar navlun bedelini öder. Kayıp ve 

      hasar riskine karşı sigorta yaptırır. Satıcının yükümlülüğü malları ilk taşıyıcıya teslim ettiği

      anda sona erer.

·         ALICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      İthalat ile ilgili belgeleri hazırlayarak, gümrük vergilerini öder. Varış yerinde tüm masrafları  

      ödeyerek mallarını teslim alır.

 9- DELIVERED AT FRONTIER:

 Kodu: DAF (Sınırda, adı belirtilen yerde teslim)

Sınırda teslim teriminde, satıcı malları ihracat formaliteleri tamamlanmış olarak sınırdaki adı belirtilen yerde fakat komşu ülkenin gümrüğünden önce alıcının emrine hazır bulundurmakla teslim yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır. “Sınır” ifadesi ihraç ülkesi dahil herhangi bir ülkenin sınırı için kullanılabilir. Bu nedenle yer isminin verilerek hangi sınırın kastedildiğinin kesinlikle ifade edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu terim öncelikle demiryolu ve karayolu ile yapılacak taşımada kullanılır. Sınırdaki belirtilen yerden itibaren navlun masrafı alıcıya aittir. Taşımaya ait sigortanın yapılması konusunda satıcının yükümlülüğü yoktur.

 ·         SATICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      Anlaşma koşullarına uygun malı hazırlayarak İhracat belgelerini düzenler ve gümrük  

      vergilerini öder. Taşıma aracını temin ederek, navlun bedelini öder ve daha önceden  

      belirlenen yerde alıcının emrine hazır tutar.

·         ALICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

     Malın ithali ile ilgili gerekli işlemleri yaparak, gümrük vergilerini öder. Malı daha önce 

     belirlenen yerde teslim alır.

 10- DELIVERED EX SHIP:

 Kodu: DES (Adı belirtilen varış limanında gemide teslim)

Sadece deniz ve nehir/kanal yoluyla taşımada kullanılan bu terime göre satıcı, malları adı belirtilen varış limanında, geminin bordasında,  gümrükten önce alıcının emrine hazır bulundurduğunda teslim yükümlülüğünü yerine  getirmiş olmaktadır. Bu yere kadar bütün risk ve masraf satıcıya aittir. Sigorta sözleşmesinin yapılması hususunda satıcının yükümlülüğü yoktur.

 ·         SATICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

      Anlaşma koşullarına uygun malı hazırlayarak gümrük vergilerini ve navlunu öder. Varış   

      limanına kadar bütün masraf ve riskler satıcıya aittir.

·         ALICININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

     Malın ithali ile ilgili tüm işlemleri yaparak gümrük vergilerini öder. Malı varış limanında teslim  

     alarak gerekli gümrük işlemlerini yapar.

 11- DELIVERED EX QUAY: (Duty paid)

 Kodu: DEQ (Adı belirtilen varış limanında gümrük vergisi ödenmiş olarak rıhtımda teslim) 

Sadece deniz nehir/kanal yolu ile taşımada kullanılan bu terim adı belirtilen bir varış limanında malların satıcı tarafından, gümrüklenmiş olarak rıhtımda alıcının emrine hazır bulundurulmasını öngörmektedir. Malların bu noktaya kadar getirilmesine ilişkin bütün risk, masraflar ve vergiler satıcı tarafından üstlenilir. Sigorta sözleşmesinin yapılması konusunda satıcının yükümlülüğü yoktur.

 12- DELIVERED DUTY UNPAID:

 Kodu: DDU (Adı belirtilen varış yerinde gümrük vergisi ödenmeden teslim)

Herhangi bir taşıma biçimi için kullanılabilen bu terime göre satıcı, ithal ülkesindeki adı belirtilen bir yerde malları alıcının emrine hazır bulundurmakla teslim yükümlülüğünü yerine getirmiş olmaktadır. O noktaya kadar her türlü risk ve maliyet ile gümrük formalitelerini sonuçlandırmaya ilişkin maliyet ve riski, fiili ithal sırasındaki vergi, harç ve diğer resmi giderler hariç satıcı üstlenmektedir. Zamanında fiili ithal işleminin yapılmaması durumunda doğabilecek  risk ve ek masraflar ise alıcıya aittir. Sigorta sözleşmesinin yapılması konusunda satıcının yükümlülüğü yoktur.

 

13- DELIVERED DUTY PAID:

 

Kodu: DDP (Adı belirtilen varış yerinde gümrük vergisi ödenmiş olarak teslim)

Herhangi bir taşıma biçimi için kullanılan bu terime göre satıcı, ithal ülkesindeki adı belirtilen bir yerde malları gümrüklenmiş olarak alıcının emrine hazır bulundurmakla teslim yükümlülüğünü yerine getirmiş olmaktadır. O noktaya kadar her türlü risk ve maliyeti (vergiler dahil) satıcı üstlenmektedir. Bu durumda satıcının en fazla risk ve maliyet üstlendiği terim DDP olmaktadır. Sigorta sözleşmesinin yapılması konusunda satıcının yükümlülüğü yoktur. 

 

BAZI TERİMLERİN YANINA KONAN KISALTMALAR:

 STOWED   : İstiflenmiş, FOB Stowed: İstifleme masrafı satıcıya ait.

FO              : Free Out: Boşaltma masrafları hariç.

FIO             : Free in and out : Yükleme ve boşaltma masrafları hariç.

FIOS           : Free in and out and stowed : Yükleme, istifleme ve boşaltma masrafları hariç.

FIOT          : Free in and out and trimmed : Yükleme, yüklerin dengelenerek istiflenmesi ve 

                                                                      Boşaltma masrafları hariç.

LANDED   : Karaya çıkarılmış, boşaltma masrafları navluna dahil.

 

                                                                     3. BÖLÜM

                                            DIŞ TİCARETTE KULLANILAN BELGELER

  

DIŞ TİCARETTE KULLANILAN BELGELER

 

·         TİCARİ BELGELER

·        RESMİ BELGELER

·         TAŞIMA BELGELERİ

·        SİGORTA BELGELERİ

·         FİNANSMAN BELGELERİ

     TİCARİ BELGELER

 PROFORMA FATURA (Proforma Invoice)

Satıcı firma tarafından düzenlenen ve alıcı firmaya gönderilen bir tür satış teklifidir. Satın alınması talep edilen mal veya hizmetin adı, birim fiyatı, bu fiyatın hangi süre için geçerli olduğu, ödeme şartları, teslim şekli v.b diğer bilgileri içerir.

 TİCARİ FATURA (Commercial Invoice)

Satıcı firma tarafından alıcı firma adına tanzim edilen, mal veya hizmetin satıldığını gösteren bir belgedir. Genel olarak aşağıdaki hususları içerir;

·         Düzenlendiği dilde “fatura” başlığı,

·         Satıcı ve alıcı firmanın ticari ismi/ünvanı, adresi, kaşesi, imzası,

·         Faturanın düzenlenme tarihi ve numarası,

·         Malın tam tanımı,

·         Birim fiyatı ve toplam fiyatı,

·         Teslim şekli,

·         Ödeme şekli,

·         Malın ağırlığı ve miktarı

 ÇEKİ LİSTESİ (Weight List)

Ticari faturada belirtilen malın brüt ve net ağırlığına ilişkin bilgilerin ayrı bir belgede beyan edilmesidir. Gümrüklerde malların sayılması sırasında veya hasar durumunda sigorta şirketlerince aranan bir belgedir.

 KOLİ / AMBALAJ LİSTESİ (Packing List) 

Bu belge; paket, ambalaj, koli veya konteynır içindeki malların miktarlarını belirtmek için düzenlenen belgedir.

 SPESİFİKASYON BELGESİ (Cert. of spesification)

Koli listesindeki bilgilere ek olarak her kalem mala ait birim fiyatı ve tutarını da gösterir.

 İMALATÇININ VEYA SATICININ KALİTE  VEYA GÖZETİM BELGESİ

(Quality or Inspection Certificate)

İmalatçı veya satıcı firma tarafından tanzim edilen ve kendilerince malın incelendiğini, sözleşme veya sipariş niteliklerine uygun olduğunu teyit eden bir belgedir.

 ÜÇÜNCÜ TARAFIN DÜZENLEDİĞİ KONTROL BELGESİ

(Third party certificate of inspection)

İthalatçı firma, sipariş ettiği malın niteliklerinin sipariş evsafına uygun olup olmadığı konusunda malın incelenmesi ve kalite kontrolünün bağımsız veya tanınmış bir kontrol / gözetim şirketince yapılmasını isteyebilir. Bu durumda bağımsız gözetim firmalarının vereceği rapor üçüncü tarafın düzenlediği bir kontrol belgesidir.

 İMALATÇININ ANALİZ BELGESİ (Analysis Certificate)

Maden veya Kimyevi maddeler gibi analiz gerektiren malların ithali veya ihracı söz konusu olduğunda, formüllerindeki elementlerin isimlerinin ve oranlarının gösterildiği bir belgedir. Doğrudan imalatçı firma tarafından düzenlenebileceği gibi, alıcının isteği halinde bağımsız bir gözetim şirketi tarafından da düzenlenmesi talep edilebilir.

 GEMİ ÖLÇÜM RAPORU (Ship’s Ullage Report)

Gemiye, sıvı olarak yüklenen yakıt, kimyevi madde, hammadde v.b., yükleme sırasında gemiyi hangi ölçüde doldurduğunu belgeleyen ve aynı zamanda varış limanında yapılan boşaltma sırasında da ne kadar fire verildiğinin hesaplanmasında kullanılan özel bir ticari belgedir.

    RESMİ BELGELER

 DOLAŞIM BELGESİ  (A.TR) (Movement Certificate) )

Malların, Türkiye’den Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye veya Avrupa Birliği üyesi ülkelerden Türkiye’ye doğrudan doğruya nakledilmesi halinde düzenlenen ve ihracatçı ülke çıkış gümrüklerince, ihraç sırasında vize edilen bir belgedir.

Söz konusu Belge gümrük vergilerinin hesaplanmasında bir takım indirimler sağladığından, düzenleme tarihinden itibaren 3 ay içerisinde ilgili giriş gümrüğüne ibraz edilmelidir.

 KONSOLOSLUK FATURASI (Consulate Invoice)

Bazı ülkelerin ithalat mevzuatında bu belgenin giriş gümrüklerince aranması şartı yer alabilir. İhracatçı malını ihraç edeceği ülkenin konsolosluğundan temin ettiği boş fatura formunu doldurarak konsolosa tasdik ettirir. Böylece bir yandan malın ihraç fiyatının cari piyasa fiyatlarına uygunluğu ithal ülkesinin konsolosu tarafından kontrol edilirken öte yandan damping yapılmaması ve ithalatçının ihracatçı ile anlaşarak ülkesi dışına döviz kaçırmaması sağlanır.

 TASDİKLİ FATURA (Legalized Invoice))

Bazı ithalatçı ülkeler, ticari faturaların, ihracatçının ülkesinde bulunan kendi büyükelçilikleri veya konsoloslukları tarafından tasdik edilmesini isterler. İhracatçı, kendi ticari faturasını düzenleyip ilgili ülkenin elçilik veya konsolosluğuna tasdik ettirdikten sonra diğer belgelerle birlikte gerekli işlem için bankasına verir.

 MENŞE ŞEHADETNAMESİ (Certificate of Origin)

Malların menşeini yani imal edildikleri  ülkeyi gösteren, bu amacın yanı sıra bazı ülkelerden ithal edilen mallara indirimli gümrük vergisi uygulaması için ibrazı gereken, genellikle yerel ticaret odalarınca onaylanan bir belgedir.

 SAĞLIK VE VETERİNER SERTİFİKALARI

(Health / Sanitary / Phytosanitary / Veterinary Certificate)

Gıda maddeleri, deri, et, canlı hayvan ve bazı ambalaj maddeleri alım satımında alıcı tarafından istenen bu maddelerin mikrop, bakteri, haşarat v.s.’den arınmış durumda olduğunu, tüketime uygun bulunduğunu belgeleyen, yerel sağlık mercileri tarafından tasdik edilmiş belgelerdir. 

 HELAL BELGESİ (Halal Certificate)

Müslüman ülkeler tarafından yapılan et ithalatında, alıcı tarafından talep edilen bir belge olup, canlı hayvan kesiminin İslam dininin kurallarına göre yapıldığı teyit eden bir belgedir. Yerel müftülüklerce düzenlenir.

 BOYKOT / KARA LİSTE SERTİFİKASI (Boycott / Black list Certificate)

Birbirleriyle savaş halinde olan veya ticari ilişkileri kesilmiş yada zedelenmiş ülkeler birbirlerini kara listeye aldıklarından,  belirli bir ticari ilişkinin kendi kara listeleri ile hiçbir ilgisi olmadığının beyan ve onaylanmasını isterler. Bu belgeler bizzat ihracatçılar tarafından düzenlenip onaylanabileceği gibi alıcının ismini vereceği bir merci tarafından da düzenlenebilir.

 RADYASYON BELGESİ (Radiation Certificate)

Alım satım konusu tarım ürünlerinin kabul edilebilir orandan fazla radyasyon içermediğini veya radyasyonsuz olduğunu belirten genellikle ihraç ülkesinin yetkili mercii (atom enerjisi komisyonu) tarafından düzenlenen bir belgedir.

  

TAŞIMA BELGELERİ

 

DENİZ KONŞİMENTOSU (Marine Bill of Lading / Ocean Bill of Lading)

Gemi şirketinin veya onun yetkili acentasının  malı yükletene verdiği, emre ve nama düzenlenebilen ve belge konusu malların taşınmak üzere kabul edildiğini gösteren bir makbuz ve aynı zamanda yükleme kaydı konduğunda bir taşıma sözleşmesidir. Belirtilen malın mülkiyetini de temsil eder ve belgenin ciro edilmesiyle mal el değiştirir. Deniz konşimentosu kıymetli evrak hükmündedir.

 Konşimento Türleri:

Short Form Bill of Lading

Container Bill of Lading

Liner Bill of Lading

Through Bill of Lading

Charter party Bill of Lading

Non Negotiable Bill of Lading

Combined Transport Bill of Lading

Tanker Bill of Lading

 TAŞIMA SENETLERİ

 Havayolu taşıma senedi (Airway Bill)

FIATA Belgeleri:  FCR (Forwarder’s Certificate of Receipt) 

                              FCT (Forwarder’s Certificate of Transport)

Karayolu taşıma belgesi : CMR (Convention Marchandises Roiters)

                                                   (ing: International Consignment Note)

House Bill of Lading

Hamule Senedi:  CIM  (Rail Consignment Note)

Paket postası makbuzu

 

SİGORTA BELGELERİ

 SİGORTA MEKTUBU (Letter of Insurance)

Sigorta mektubu, genellikle bir sigorta acentası tarafından sigorta sertifikası veya sigorta poliçesine baz olacak sigortalama işleminin yapılmış olduğunu üçüncü şahıslara duyurmak için düzenlenen bir belgedir.

Sigorta mektubu, bankalar dahil üçüncü şahıslar nezdinde bir güvence oluşturmaz. Bu nedenle, uygulamada kabul gören bir evrak değildir.

 

SİGORTA SERTİFİKASI (Certificate of Insurance)

Sigorta şirketi ile sigortalanan arasında bir anlaşmaya varılmasından sonra, sigortalanan sigorta şirketine her sevkıyatın değerini ve ayrıntılarını bildirir. Bunun üzerine sigorta şirketi, kapsanan riskleri ve sigortalanan malların değerini gösterir bir belge düzenler ve sigortalanana iletir.

Sigorta sertifikası da, sigorta mektubu gibi bankalar dahil üçüncü şahıslar nezdinde bir güvence oluşturmaz. Bu nedenle, uygulamada kabul gören bir evrak değildir.

 SİGORTA POLİÇESİ (Insurance Policy)

Sigorta poliçesi, sigorta sözleşmesinin en kesin delilidir. Kapsanan risklerin

tüm ayrıntıları sigorta poliçesinde gösterilir.

Sigorta belgelerinin bankalarca kabul edilebilir olmasında şu hususlara dikkat

edilmesi gerekir:

-Sigorta poliçesi  “poliçe” ibaresini taşımalı,

-Sigorta poliçesi, sigorta şirketinin yetkili imzalarını taşımalı,

-Poliçe üzerinde sigortalının adı/unvanı açıkça belirtilmiş olmalı,

-Sigorta bedelinin %10 fazlası ile yapılmış olmalı,

-Kapsanan veya talep edilen riskler kontrol edilmeli,

-Hasar durumunda, hasar bedeli nerede ve kim tarafından ödeneceği poliçe  

 üzerinde açıkça belirtilmeli,

-Sigorta poliçesinin geçerlilik süresi kontrol edilmeli,

-Sigortalanan malların tanımları kontrol edilmeli.

 FİNANSMAN BELGELERİ

 POLİÇE (Bill of Exchange – Draft)

Poliçe, bir kişinin imzalayarak bir başka kişiye yönelttiği ve o kişiden belirtilmiş bir süre sonra talep edildiği anda, belirlenmiş bir miktarda parayı kendisine veya belirlenmiş bir üçüncü kişiye ödenmesi için düzenlediği yazılı bir ticari senettir.

Diğer ifade ile, poliçe alacaklı tarafından düzenlenerek imzalandıktan sonra borçlusuna iletilir. Poliçe bir kambiyo senedi olarak kıymetli evrak hükmündedir.

  BONO (Promisory Note)

Bir kambiyo senedi olan bono da poliçe gibi bir ödeme aracıdır ancak, bonoda iki taraf vardır ve borçlu tarafından düzenlenip alacaklıya iletilir. Bono sadece emre yazılı olarak düzenlenebilir.

 SEVK EMRİ (Delivery Order)

Bankaların, emirlerinde bulundurdukları malların ithalatçıya veya ihracatçıya sevk edilmesi için malların depolandığı bir üçüncü şahıs ambarına verdikleri yazılı bir talimattır.

 AMBAR TESLİM MAKBUZU (Warehouse Receipt)

Ambar firması tarafından malların teslim alındığına dair düzenlenen teslim alındı makbuzudur. Bu belge ciro edilemez ve makbuz üzerinde belirtilen mallara ait haklar bir üçüncü şahsa devredilemez.

 

4. BÖLÜM

                                                 ULUSLAR ARASI ÖDEME ŞEKİLLERİ

 

ULUSLAR ARASI ÖDEME ŞEKİLLERİ

  

1-      PEŞİN ÖDEME (ADVANCE PAYMENT)

 

2-      AKREDİTİF (LETTER OF CREDIT)

 

·        GÖRÜLDÜĞÜNDE ÖDEMELİ AKREDİTİF (SIGHT L/C)

·        VADELİ AKREDİTİF (DEFERRED PAYMENT L/C)

·        KABUL KREDİLİ AKREDİTİF (ACCEPTANCE L/C)

 

3-      VESAİK MUKABİLİ (CASH AGAINST DOCUMENTS)

 

·        KABUL KREDİLİ VESAİK MUKABİLİ

  

4-      MAL MUKABİLİ (CASH AGAINST GOODS)

 

·         KABUL KREDİLİ MAL MUKABİLİ

 ULUSLAR ARASI ÖDEME ŞEKİLLERİ

 PEŞİN ÖDEME (Advance Payment)

Peşin ödeme; ithalatçının, ihracatçıya sağladığı bir ön finansman imkanıdır.

İhracatçı açısından, peşin ödeme en ideal ödeme şeklidir, zira malların hazırlanması ve sevk edilmesi için gerekli finansman peşinen sağlanmakta ve malların sevkinden sonra ödemenin yapılmaması diye bir risk bulunmamaktadır. Öte yandan peşin ödeme ithalatçıya büyük riskler yüklemektedir. İhracatçı mal bedelini aldıktan sonra çeşitli nedenlerle malların sevkıyatını yapmayabilir.

Bu nedenle peşin ödeme ihracatçı açısından avantajlı, ancak ithalatçı açısından oldukça büyük risk taşıyan bir ödeme şeklidir. 

AKREDİTİF (Letter of Credit)

Akreditif, bir bankanın başka şahıs lehine belli miktarda ve belli bir süre ile nezdinde kredi açması için muhabirine verdiği yazılı talimattır.

Bir başka deyişle; ihracat ve ithalat yapanların şahsi itibarlarının yerine bir bankanın itibarının yer alması olup, sevk sırasında ihraç edilen mal bedelinin ihracatçının eline emniyetle geçmesini sağlayan bir taahhüttür.

Esas olarak akreditif, hem ithalatçıyı hem de ihracatçıyı koruyan bir işlemdir. İhracatçı, malların sevkini müteakip akreditif şartlarına uygun vesaiki

bankasına ibraz ettiği takdirde, ödemenin kendisine yapılacağının garantisi altındadır. Öte yandan ithalatçı ise, sevkiyat gerçekleştirilmeden ödemenin yapılmayacağını ve ihracatçıya ancak uygun vesaik ibrazı karşılığında ödemenin yapılacağını bilir.

Bir akreditif işleminde banka, ithalatçı ve ihracatçı arasında aracılık rolünü üstlenir ve belirli koşulların yerine getirilmesinden sonra ihracatçıya ödemenin yapılacağına dair teminatı ithalatçının yerine banka verir.

Bu nedenle, banka akreditif şartlarının yerine getirilip getirilmediği hususunu kendisine ibraz edilen vesaiki dikkatle inceledikten sonra belirler ve vesaik uygun ise ihracatçıya ödemeyi yapar.

Akreditifte taraflar:

Amir Firma:

İthalatçı firma olup, ihracatçı firma ile yapmış olduğu sözleşmeye veya ihracatçı firmadan temin ettiği proforma faturaya göre, akreditifin ödeme şeklini, talep edeceği belgelerin ayrıntılarını ve adedini, varsa özel şartları da belirterek akreditifin açılması konusunda bankasına talimat veren alıcıdır.

Amir Banka:

İthalatçının talimatı üzerine akreditif küşat mektubunu hazırlayarak, ihracatçının bankasına gönderen ve akreditif şartlarının yerine getirilmesi karşılığında ödeme yapılacağı konusunda muhabirine karşı ödeme taahhüdüne giren bankadır.

Lehtar Banka:

A)    İhbar Bankası (Advising Bank)

Amir bankadan aldığı akreditif küşat mektubunu, ihracatçıya veya ihracatçının talep edeceği bir başka bankaya ihbar eden bankadır.

İhbar bankasının, ihbar görevinin yanında teyid/iştira görevleri de olabilir.

B)    Teyid Bankası (Confirming Bank)

İhracatçıya akreditifi teyid eden, yani akreditif şartlarına uygun vesaikin ibrazı karşılığında ödeme yapılacağı taahhüdüne giren bankadır.

C)    İştira Bankası (Negotiating Bank)

İhracatçının, akreditif konusu vesaiki ibraz ettiği bankadır. Banka, ibraz edilen vesaikin incelenmesine ve akreditif şartlarına uygunluğunu müteakip vesaiki iştira eder, yani bedelini ihracatçıya öder. Uygulamada genellikle iştira ve teyid bankaları aynı bankadır.

D)    Rambursman Bankası (Reimbursing Bank)

Amir bankanın ödemeyi yapacak olan bankasıdır. Amir bankadan aldığı yetkiye istinaden, ismi verilen bankanın talebi üzerine akreditif bedelini, komisyon ve masraflar tutarını o bankaya öder, varsa kendi komisyonu ile birlikte amir bankanın nezdindeki hesabını borçlandırır.

Lehdar Firma: Lehine akreditif açılan ihracatçı firma olup, akreditif şartlarına uygun vesaiki iştira bankasına ibraz ederek vesaik bedelini tahsil eden satıcıdır.

                 KULLANIM ŞEKLİ YÖNÜNDEN AKREDİTİF TÜRLERİ

 Kabilirücu / Dönülebilir Akreditif

İhracatçıya önceden bildirilmeden, herhangi bir anda amir banka tarafından, amirin firmanın talebine istinaden iptal edilebilen bir akreditif çeşididir.

Ancak, amir bankanın iptal talimatını almadan önce, iştira bankası uygun vesaiki almış ve karşılığında ödeme yapmış veya ödeme taahhüdüne girmiş ise, amir banka iştira bankasının ödeme talebini karşılamak zorundadır.

Gayrikabilirücu / Dönülemez Akreditif

Dönülemez akreditif; amir firmanın, amir bankanın, lehdar bankanın ve lehdarın birlikte onayı olmadan kesinlikle iptal edilemeyen bir akreditif çeşididir.

Teyitsiz / Unconfirmed

Akreditifin, ihbar bankası tarafından ihracatçıya (amir bankanın talimatı doğrultusunda) “teyitsiz” olarak ihbar edildiği bir akreditif çeşidi olup, ihbar bankasının ihracatçıya hiçbir ödeme / iştira / kabul taahhüdü yoktur.

Teyitli / Confirmed

Akreditifin, ihbar bankası tarafından ihracatçıya (amir bankanın talimatı doğrultusunda) “teyitli” olarak ihbar edildiği bir akreditif çeşidi olup, amir bankanın lehdar bankasına, lehdar bankasının da ihracatçıya karşı kesin ödeme taahhüdü oluşur. 

Devredilebilir /Transferable L/C

Akreditif, devredilebilir şartını taşıyor ise ihracatçı firma, kendisine ait yükümlülük ve alacaklarını bir başka bir veya birkaç ihracatçı firmaya devredebilir. Devir işlemi sadece bir kez yapılabilir, yani devredilen ihracatçının başka bir ihracatçıya devir hakkı yoktur. Bu tür akreditiflerde, lehdar banka ihracatçının devir talimatını aldığı zaman, amir bankayı bilgilendirmek ve onayını almak zorundadır.

Rotatif / Döner /Revolving L/C

Akreditif şartlarına göre, kullanıldıkça otomatikman yenilenerek tekrar kullanılabilir hale gelen bir akreditiftir.

Bu tür akreditiflerde yenilenme, meblağ ve kullanım süresine bağlı olabilir.

Örnek (Meblağ): Akreditif; $.25.000.- tutarında açılmış ve şarta göre $.150.000.- limit tespit edilmiş ise bu akreditif 6 kere kullanılacak (dönecek) demektir. İhracatçı, $.25.000.-‘lık limit içerisinde kalarak malı sevk eder ve  bankasından mal bedelini tahsil eder etmez ikinci bir $.25.000.-‘lık sevkiyat yapma ve akreditiften para çekme hakkına sahip olur. Akreditifin kontrolü ve takibi yönünden, ilk kullanımdan sonraki diğer sevkiyatlar alıcının onayına tabi olabilir.

Örnek (Kullanım Süresi): $.25.000.-‘lık bir akreditif meblağının her ay kullanılabileceği ve toplam sürenin altı ay olduğu şarta bağlı olduğu durumda, her ay $.25.000.-‘ı geçmeyen sevkiyat yapılacak ve bu işlem altı defa tekrarlanacaktır.

Her iki şekilde de, akreditif cumulative (birikebilir) şartını haiz ise, ilk parti kullanılmayan meblağ bir sonraki kullanıma devreder. Eğer akreditif non-cumulative (birikemez) şartını haiz ise, her bir parti sevkiyat yapılmadığı takdirde, o kullanıma ilişkin hak yitirilmiş sayılır ve revolving akreditif kullanılmayan partiler kadar eksik gerçekleşmiş olur .

Kısmi Peşin Ödeme / Red Clause L/C

Bazı durumlarda ithalatçı firmalar, ihracatçının talebine istinaden ihracatçıya sevkiyatın yapılmasından önce akreditif tutarının tamamını veya bir miktarını peşin ödeme yapmak isteyebilirler. Böylece ihracatçı, malın üretimi ile ilgili ön finansman desteği sağlamış olur. Bu şartı taşıyan akreditifler Red Clause olarak adlandırılır.

Bu tür akreditiflerde ihracatçıdan, akreditifi açan banka veya ithalatçı lehine, kısmi peşin ödenen kısım için teminat mektubu vermesi istenebilir.

Kısmi Peşin Ödeme / Green Clause  L/C

Green Clause akreditif de Red Clause akreditifte olduğu gibi, ihracatçı firmaya malları sevk etmesinden önce akreditiften kısmi tahsilat yapma imkanı tanımaktadır. Mal sevkiyatından önce, ihracatçı hazırlamış olduğu bir bölüm malları bir üçüncü şahıs ambarına, “amir banka emrine” depolayarak, ambar firması tarafından düzenlenen ambar teslim makbuzunu bankasına iletir ve depoladığı mal bedelinin belirlenmiş bir yüzdesi oranında lehine açılmış olan green clause akreditiften tahsilat yapar. Yapılan peşin ödemeler, sevk konusu malların mülkiyetinin amir bankaya devredildiğini tevsik eden ambar teslim makbuzu ile garanti altına alınmış olur. 

Karşılıklı Akreditifler/ Back to back L/C

Biri ihracat akreditifi, diğeri de ithalat akreditif olmak üzere bir birinden bağımsız iki ayrı akreditiften oluşan, ihracat akreditifi lehdarının, ithalat akreditifinin amiri olduğu ve ihracat akreditifi tutarından, ithalat akreditif tutarının ödendiği işlemlerdir.

Genelde; ihracatçı firma, lehine gelen akreditif konusu malları bir başka ülkeden satın almak için, akreditifin geldiği bankaya başvurarak ve lehine gelen ihracat akreditifini teminat göstererek söz konusu malların satıcısı lehine bir ithalat akreditifi açtırır. Risk taşıdığından, bu tür akreditiflerde ihracat akreditifinin teminat olarak kabulü bankadan bankaya farklılık gösterebilir. Risk, ihracatçının ilk akreditifte istenen vesaiki herhangi bir nedenle oluşturamaması halinde ortaya çıkar. Bu durumda, ihracat akreditifinden para çekilemeyecek, öte yandan ithalat akreditif tutarının ödenmesi ise kaçınılmaz olacaktır. 

Bu nedenle; karşılıklı akreditiflerde, ilk akreditiften para çekilmesini engelleyen şart bulunmamalıdır. İlk akreditif kesinlikle dönülemez, teyitli ve vesaik ibrazında lehdarın bankası nezdinde ödenebilir nitelikte olmalı, şartları arasında lehdarın yerine getiremeyeceği bir husus bulunmamalı ve ikinci akreditifin vadesi ilk akreditifin vadesinden kısa olmalıdır.

                               ÖDEME ŞEKLİ YÖNÜNDEN AKREDİTİF TÜRLERİ    

 Vesaik ibrazı üzerine ödemeli / Sight L/C

Akreditif şartlarına uygun vesaikin, akreditif vadesi içinde, ihracatçı tarafından iştira bankasına yada ihbar bankası tarafından amir bankaya ibrazı üzerine ödeme yapılması öngörülen akreditiftir.

Vadeli Akreditif /Deferred Payment L/C

Akreditif bedelinin, akreditif şartlarına uygun vesaikin ibrazından sonraki bir tarihte ödenmesine imkan veren akreditiftir.

Bu tür akreditiflerde vade, fatura veya konşimento tanzimi tarihinden itibaren başlar ve bu tarihten sonraki belli (30,60, 90, 120  gün v.b.)  bir tarihte ödeme yapılması imkanı verir.

Kabul Kredili Akreditif / Acceptance L/C

Akreditif bedelinin, vadeli akreditifte olduğu gibi vesaik ibrazından sonraki belli bir tarihte ödeneceği öngörülen ancak mevzuat gereği “poliçe kabulü” ile kullanımı zorunluluk arz eden akreditiftir.

 VESAİK MUKABİLİ (Cash Against Documents)

İhracatçının, akreditifli ödeme şeklinde olduğu kadar güvence altında olmadığı bir ödeme şeklidir. Zira her ne kadar alıcı ile satıcı arasında varılan  mutabakata göre mallar sevk edildikten sonra, ihracatçının, bankası vasıtasıyla tahsile gönderdiği vesaiki muhabir banka, mal bedelini tahsil etmeden ithalatçıya teslim etmiyor ise de; sevk edilen malların ithalatçı tarafından müracaatta bulunulmayıp gümrükten çekilmemesi, yani malların ithal edilmemesi riski mevcuttur.

Vesaik mukabili ödeme genellikle, bir birlerini çok iyi tanıyan ihracatçı ve ithalatçı firmalar tarafından banka komisyonları ile masraflardan kaçınmak amacıyla tercih edilmektedir.

Taraflar,

-         Amir (Satıcı-İhracatçı)

İthalatçı ile yaptığı sözleşme uyarınca malı sevk ederek, ilgili vesaiki bankasına getirip bedeli tahsil edilmek üzere teslimini talep eden satıcı (ihracatçı) firmadır.

-         Gönderen Banka (The Remitting Bank)

Vesaiki bir römiz mektubu ekinde alıcının ülkesindeki muhabirine gönden, vesaik bedelinin tahsili karşılığında muhatabına teslimi ve bedelinin hesabına alacak kaydedilmesi hususunda talimat veren bankadır.

-         Tahsil eden Banka (Collecting Bank) / İbraz eden Banka (Presenting Bank)

Gönderen bankanın tahsil konusunda talimat verdiği bankadır. Tahsil eden banka ihracat bedelini tahsil etmek koşuluyla vesaikin alıcıya teslimini sağlamakla yükümlüdür.

 

-         Muhatap (Alıcı-İthalatçı)

Tahsil vesaikinin, bedeli ödenmek kaydıyla teslim edildiği alıcı (ithalatçı) firmadır.

 

1-      SÖZLEŞME

2-      AMİR MALLARI MUHATABIN ÜLKESİNE GÖNDERİR

3-      MALI TEMSİL EDEN VESAİKİN AMİR TARAFINDAN GÖNDEREN BANKAYA İBRAZI

4-      VESAİKİN GÖNDEREN BANKADAN TAHSİL EDEN BANKAYA TESLİMİ

5-      MAL BEDELİNİN MUHATABDAN TAHSİLİ

6-      VESAİKİN MUHATABA TESLİMİ

7-      MAL BEDELİNİN GÖNDEREN BANKAYA ÖDENMESİ

8-      MAL BEDELİNİN AMİRE ÖDENMESİ

 

MAL MUKABİLİ (Cash Against Goods)

İhracatçı açısından en riskli ödeme şeklidir. Bu ödeme şeklinde ihracatçı malı sevk eder, sevkiyata  ait vesaiki doğrudan veya herhangi bir bedel tahsil edilmeksizin teslim edilmek üzere bir banka kanalıyla ithalatçıya gönderir.

Vesaiki teslim alan ithalatçı, malları gümrükten çeker, satıcı ile aralarındaki mutabakata göre tespit olunan süre içinde mal bedelini öder. İthalatçı malları aldığı halde ödemeyi yapmayabilir.

 KABUL KREDİSİ (Acceptance Credit)

Gerek vesaik mukabili ödeme şeklinde, gerekse mal mukabili ödeme şeklinde, ithalatçının sevk vesaiki ekindeki poliçeyi kabul etmesi durumunda oluşan vadeli bir ödeme taahhüdüdür. Mal bedeli ödemesi, kabul edilen poliçe üzerinde belirtilen tarihte yapılır.  

İhracatçı, ithalatçının poliçe kabulüne rağmen bankanın da avalini talep edebilir. Bu durumda, bankanın ithalatçıya bir kredi limiti tanıması ve gerekli teminatları alması gerekecektir.  Zira, ithalatçı kendisine keşide edilen bu poliçeyi vadesinde ödemese dahi, poliçeye aval vermiş bulunan bankası ödemek zorundadır.

 

 

 

Dış Ticarette Satış Sözleşmesi Kuralları

Dış ticaret işlemlerinde ters yönlü iki akım mevcut bulunmaktadır. Örneğin : İhracat işleminde satıcı, mal veya hizmeti sözleşme şartlarına uygun olarak alıcıya sunarken, alıcı da mal veya hizmetin bedelini satıcıya ödemektedir. Dış ticari ilişkilerin ilk aşamasında satıcı ile alıcı aralarında görüşerek belli bir malın (veya hizmetin) alışverişinin yapılması hususunda niyetlerini ortaya koymaktadırlar. Her iki taraf arasında bir anlaşmaya ulaşıldığında yapılan bir sözleşme ile; satıcının sözleşme konusu malı hazırlayıp sevk etmesi ve karşılığında ödemenin ne şekilde yapılacağı, rizikoların karşılıklı olarak nasıl paylaşılacağı, ortaya çıkması muhtemel bir uyuşmazlığın çözümlenmesinde izlenecek usul ve esasların belirlenmesi hususlarının kararlaştırılması zorunludur.

Denizaşırı satışların ortaya çıktığı devirlerde, milli hukuk düzeyinde bu kabil satışları düzenleyen özel hükümler bulunmadığından, özellikle malların denizyolu ile taşınmasını ve ayrıca sigortalanmasını isteyen alıcı, satış sözleşmesine bu hususların dahil edilmesini satıcıdan talep ederdi. Bu durum, tarafların satışa ilişkin ve aralarındaki hukuki ilişkiye uygulanmasını istedikleri bir çok hususun (örneğin: masrafların paylaşımı, mallara ve taşımaya ait belgelerin tanzimi, sigorta, vb.) satış sözleşmesi kapsamına alınmasını zorunlu kılmıştır. Bunlar, her bir parti mal veya satış ilişkisi için ve her bir tarafın istemlerine göre düzenlenen "bireysel (tekil) sözleşmeler"dir. Bu tür sözleşmeler, tarafların uygun ve karşılıklı irade açıklamalarıyla icap (veya icaba davet) ve kabul (veya karşı icap aşamalarından geçerek düzenlenir (BK,1). Günümüzde de taraflar ihtiyaçlarına göre şekillendirdikleri "bireysel sözleşmeleri" kullanmaya veya muhtelif milli veya uluslararası kuruluşlarca düzenlenen "tip sözleşmeler"e aralarındaki ilişkinin özelliklerine göre farklılıklar içeren hükümler ekleyerek "bireysel sözleşmeler" yapmaya devam etmektedirler.

Ülkelerde seri üretimlerin yaygınlaşması, taşıma alanındaki gelişmeler uluslararası satışların artmasını sağlamış, aynı tür mal alan veya satan tarafları ayrıntılı hükümler içeren "bireysel sözleşmeler" yerine "tip sözleşmeler" yapmaya yönlendirmiştir. Böylece, alıcı ve satıcılar, önceden hazırlanan tipik kayıtlara (örneğin: teslim ve ödeme şekilleri, yükleme, standart ve kalite kontrolü, uygulanacak hukuk, yetkili mahkeme veya tahkim şartı, mülkiyeti muhafaza kaydı, sözleşmeden caymaya, sorumluluğun sınırlandırılmasına, vb.), "genel işlem şartları", bu tür sözleşmelere de "tip veya formüler sözleşme" adı verilmektedir. Bu sözleşmelerde, tarafların karşılıklı pazarlıklarına ve uzun görüşmelerine yer olmayıp, tarafların "miktar, fiyat, teslim yeri ve zamanı" konularında anlaşmaları yeterlidir. Çünkü, diğer hususlar ayrıntılı olarak "genel işlem şartları" ile düzenlenmiş bulunmaktadır. Özellikle, 19'uncu yüzyıldan buyana aynı alanda veya konuda çalışan tacirlerin oluşturdukları ulusal ve uluslararası birlikler, meslek kuruluşları veya odalar yeknesak kurallar ve tip sözleşmelerin hazırlanmasına öncülük etmişlerdir. Bugün, bu kuruluşlarca tarımsal ve hayvansal ürünler (şeker, pamuk, baharat, tekstil, kauçuk, vb.) ve muhtelif metaller, vb. konularda hazırlanan ve tarafların istifadesine sunulan çok sayıda "tip sözleşmeler" mevcuttur. Türk hukukunda tip sözleşmeler ve genel işlem şartları, halihazırda, yasal olarak düzenlenmiş değildir.

Çeşitli meslek kuruluşlarınca geliştirilen tip sözleşmelerin ve mahalli teamüllerin aralarındaki farklar, uluslararası teamüllerin birleştirilmesini ve yeknesaklaştırılmasını gerekli kılmış ve bu nedenle bazı uluslararası kuruluşlar çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. Bu kuruluşlar arasında yer alan 1860 yılında Brüksel'de kurulan Milletlerarası Hukuk Derneği (International Law Association)'nın çalışmaları sonucu, bilhassa CIF sözleşmeler ile ilgili olarak 1928 Varşova kuralları (Warsaw Rules 1928) hazırlanmış, bu kurallar 1932 yılında Varşova-Oksford Kuralları (Warsaw-Oxford Rules 1932) olarak revize edilmiştir. Ancak, bu kurallar uygulamada gereken ilgiyi görmemişlerdir. Diğer taraftan, Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce-ICC), Milletlerarası Hukuk Derneği'nin çalışmalarına paralel olarak dış ticarette kullanılan çeşitli terimlerin yeknesak bir yapıya kavuşturulması için çalışmalar yapmış ve 1921 yılında toplanan Kongre'de bir komisyon oluşturarak bir ticari terim kitabı hazırlamayı kararlaştırmış ve bu kitabı 1928 yılında yayımlamıştır. Daha sonra, MTO, uluslararası ticarette en çok kullanılan terimlerin yeknesaklaştırıldığı, satıcı ve alıcının yükümlülüklerinin düzenlendiği ilk ticari terimler kitabını 1936 yılında yayımlamış, uygulamadaki gelişmeler, taşıma ve teknik alandaki ilerlemeler gözönünde tutularak uluslararası ticari terimler (Incoterms) 1953, 1967, 1976, 1980, 1990 ve 2000 yıllarında yeniden gözden geçirilmiş olarak yayımlanmıştır. MTO tarafından hazırlanan Yeknesak Kurallar olan Incoterms'lerden yararlanılması, ancak tarafların sözleşmede bu kurallara açıkca atıfta bulunulmasına (örneğin: CIF/Anvers-Incoterms 2000 gibi) bağlıdır. Ayrıca, Incoterms'lerde bazı hususların (örneğin: mülkiyete, ademi ifaya, vb.) düzenlenmemiş olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Diğer taraftan, 1980 yılında Viyana'da düzenlenen "Malların Uluslararası Satışına Dair Birleşmiş Milletler Konvansiyonu (United Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods)"nde uluslararası satış sözleşmelerinin usul ve esasları belirlenmiştir. "Viyana Satış Sözleşmesi" adı da verilen bu sözleşmeye ülkemiz henüz taraf değildir. Esasen, bu sözleşme uluslararası satımlara ilişkin tüm konuları kapsamamaktadır.

Ülkemizde uygulamada, özellikle dış satımlarda, satım konusu muhtelif mallara, malların özellikleri de alınarak hazırlanmış "tip sözleşmeler" yoktur. Bu itibarla, ülkemiz işadamları özellikle dış satımlarda yabancı alıcı veya satıcı veya komisyoncular tarafından kendilerine ibraz edilen "tip sözleşmeleri" kabullenmekte, bu sözleşmeler ise çoğunlukla tacirlerimize yabancı şartları içermekte ve uyuşmazlık halınde, tacirlerimiz bilmeden ve incelemeden imzaladıkları bu sözleşmelere istinaden çeşitli hukuki yaptırımlar ile karşılaşmaktadırlar.

I- Sözleşmenin Tanımı

Bir alım-satım sözleşmesi, sözleşmeye taraf olanlar arasında bağlayıcı bir anlaşmadır. Yetkili taraflar, belirli bir konu (mal), karşılıklı mutabakat ve karşılıklı yükümlülükler, bir sözleşmenin asli unsurlarıdır. Sözleşme, taraflar arasında varılan anlaşmanın sonucudur. Tipik bir iş ilişkisinde, taraflardan birinin yaptığı bir teklife (icap), karşı tarafın bu teklifi koşulsuz olarak kabul ettiğini bildirmesiyle sözleşme oluşur. Tüm hukuki sistemlerde bir sözleşmenin şekillenmesi için temel prensip; teklif sahibinin bir teklifte bulunması, kendisine teklif yapılan tarafın bu teklifi kabul etmesi koşuludur.

Borçlar Kanunu'nun 182'nci maddesinde satım (satış) sözleşmesi şöyle tanımlanmaktadır. "Satım öyle bir akittir (sözleşmedir) ki onunla satıcı, satılan malı alıcının iltizam ettiği (üstlendiği) semen (satış bedeli) mukabilinde alıcıya teslim ve mülkiyeti ona nakleylemek borcuna tahammül eder (yüklenir)".

Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere satım (satış) sözleşmesi "iki tarafa borç yükleyen sözleşme"lerdendir. Diğer bir ifadeyle, satıcı ve alıcı hem borçlu, hem de alacaklıdırlar. Gerçekten satıcı, satılan şeyin mülkiyet ve zilyetliğini alıcıya devretmek bakımından borçlu, semeni (satış bedelini) ondan istemek (talep etmek) bakımından alacaklıdır. Aynı şekilde alıcı da, semeni satıcıya ödemek bakımından borçlu, fakat satılan şeyin mülkiyet ve zilyetliğinin kendisine devredilmesini istemek (talep etmek) bakımından alacaklıdır. Diğer taraftan, alıcı ve satıcının edimleri karşılıklı olarak mübadele edilmekte (değiştirilmekte) olduğundan dolayıdır ki, satım (satış) "tam iki taraflı borç yükleyen sözleşme"lerdendir.

Kişiler arasındaki ilişkilerden doğan borç ve alacakları düzenleyen Borçlar Hukuku, Medeni Hukukun bir dalıdır. Borç, bir kişinin diğerlerine karşı yerine getirmekle yükümlü olduğu mükellefiyetten oluşan bir hukuki bağı anlatır. Borç, iki (veya daha çok) kişi arasındaki borç ilişkisi denen hukuki bir bağdır. Bu ilişki, bir şeyin yapılması (bir paranın ödenmesi, bir malın mülkiyetinin devredilmesi, vb.) veya bir şeyin yapılmaması (haksız rekabet yapılmaması, vb.) biçiminde ortaya çıkar.

Borç ilişkisinde üç unsur bulunur:

- Mevcut bir borç ilişkisine dayanarak, bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını isteme hakkına sahip olan "alacaklı",

- Alacaklının istediği bu şeyi yapmak veya yapmamak zorunda olan "borçlu",

- Borç ilişkisi nedeniyle (kanuna, ahlaka ve adaba aykırı olmaması kaydıyla) bir şeyin teslimi, yapılması veya yapılmaması biçiminde ortaya çıkan "edim".

Görüldüğü gibi bir borç ilişkisinde mutlaka iki taraf (alacaklı ve borçlu) ve bir de edim bulunur.

II- Bir Sözleşmenin Esaslı Unsurları

Bir sözleşmenin esaslı unsurları, o sözleşmenin mevcut olabilmesi için mutlak surette bulunması gerek olan unsurlardır. Bu unsurlar; "satılan şey", "semen" ve "tarafların satılan şey ile semenin mübadele edilmesi (değiştirilmesi) hususundaki anlaşmaları"dır.

A- Satılan Şey

Satış sözleşmesinin konusu, sadece maddi şeylerden ibaret değildir. Nitekim, maddi şeylerin yanı sıra maddi olmayan şeyler de satılabilir. Diğer bir deyimle, "mameleki bir değer arz eden her şey (bir miras hissesi, alacak hakları, vb.) satım sözleşmesine konu olabilir.

Diğer taraftan, satım konusu şeyin sözleşmenin yapıldığı anda mevcut olması da gerekmez (örneğin; ileride elde edilecek ürünler de satılabilir). Ayrıca, satılan şeyin sözleşmenin yapıldığı anda satıcının mülkiyetinde olması da şart değildir. Diğer bir deyimle, sadece satıcıya ait olan şeyler değil, başkalarına ait olan şeyler de satılabilir. Böyle bir satış sözleşmesi hukuken geçerlidir, ancak, satıcı ifa zamanında başkasına ait olan bu şeyi tedarik ederek alıcıya teslime muvaffak olamazsa, borcunu ifa edememiş olmaktan dolayı tazminat ödemek zorunda kalır.

B- Semen

Semen, alıcının satın aldığı şeye karşılık olarak satıcıya ödemeyi taahhüt ettiği paradır. Bu para, kural olarak ulusal paradır (BK,83). Yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklı, bu borcu vade veya fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir (BK, 83/3678 Sayılı Kanun'un 29'uncu maddesi ile tadil)(1).

Semeni taraflar serbestçe tayin edebilirler. Semenin sözleşmenin yapıldığı anda miktar bakımından belli bir rakam olarak gösterilmesi şart değildir, tayin edilebilir olması lazım ve yeterlidir (BK, 182-III). Semen hiç tayin edilmemiş ise, satış siparişin yapıldığı gün ve yerdeki cari fiyat üzerinden akdedilmiş sayılır (Bk, 209-I).

C- Anlaşma

Satış sözleşmesinin esaslı unsurlarından biri de, alıcı ile satıcının semen karşılığında satılan şeyin mülkiyet ve zilyetliğinin devri hususunda anlaşmış olmalarıdır. Diğer bir deyimle, satıcı, satılan şeyin zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcı da semeni satıcıya ödeme taahhüdünde bulunmuş olmalıdır.

Satılan şeyin mülkiyeti, tarafların bu hususta anlaşmış olmalarıyla, yani satış sözleşmesinin yapılmış olmasıyla hemen alıcıya geçmez. Mülkiyetin alıcıya intikal edebilmesi (geçebilmesi) için menkullerde "zilyetliğin devri" işleminin yapılması gerekir (MK, 763). Bu işlem yapılmadığı sürece, alıcı semeni ödemiş olsa bile satılan şeyin "mülkiyeti"ni kazanamaz. Alıcı, sadece satıcıdan bu şeyin zilyetlik ve mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteme (talep) hususunda bir "şahsi hak" elde etmiş olur. Menkul satımlarında, anlaşma, herhangi bir şekle tabi değildir. Diğer bir deyimle, menkul satımı şekilsizce yapılabilir.

D- Nefi (yarar) ve hasarın (zararın) geçişi

Satış sözleşmesinde nefi (yarar) ve hasar (zarar), halin(2) gereğinden veya özel şartlardan doğan istisnalar dışında, sözleşmenin yapılmasından itibaren alıcıya geçer (BK, 183-I). Ancak, bu madde hükmünün uygulanabilmesi, yani hasarın satış sözleşmesi yapıldığı andan itibaren alıcıya geçebilmesi için satılanın "ferdiyle muayyen bir şey" olması gerekir. Eğer, satılan "neviyle muayyen bir şey" ise, ayırt edilerek sözleşmeye tahsis olunması, yani ferdileştirilmesi icap eder(3). Şayet satılan "neviyle muayyen olmakla beraber-ifa mahallinden başka bir yere gönderilecek ise, satıcının göndermek maksadıyla onu elinden çıkarmış olması gerekir (BK, 183-II). Satım sözleşmesi "geciktirici (taliki) bir şarta bağlanmış" ise, nefi ve hasarın alıcıya geçişi, ancak şartın gerçekleştiği andan itibaren vuku bulur (BK, 183-III).

Taraflar (BK, 183'deki) kuralın tersini kararlaştırabilecekleri gibi, bazen "halin gereği"de bu kuralın uygulanmamasını gerektirebilir. Buna örnek olarak, satıcının henüz malik olmadığı bir şeyi satması, aynı şeyin birden fazla satımı, teslimin satıcı lehine ertelenmiş (tehir edilmiş) olması halleri gösterilebilir. Aynı şekilde, "satıcının temerrüdü" halinde de hasarın sözleşmenin yapıldığı anda alıcıya geçmesi (intikali) kuralı geçerli değildir (BK, 102). Borçlar Kanunu'nun 183'üncü madde hükmündeki kuralın diğer istisnaları ise; gayri menkul satımı (BK, 216)", "gemi satımı (TK, 870)" ve "denizaşırı satımlar (TK, 1133, 1138 ve 1143)" bakımından olmaktadır.

III- Sözleşmenin meydana gelmesi

Hukuki bir sonuç doğurmak üzere irade açıklamasında bulunmak suretiyle yapılan ve bu nedenle de bir alacak – borç ilişkisi doğuran hukuki işlemler (sözleşme,akit, mukavele) en uygun borç kaynağıdır. Başka bir ifade ile sözleşme tarafların (alacak borç ilişkisinden oluşan bir hukuki sonucu elde etmek amacıyla) birbirleriyle karşılıklı iradelerini açıklamalarıdır..

Sözleşme iki taraflı bir hukuki muameledir ve bu işlem kendiliğinden değil ancak iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette “irade açıklamasında bulunmasıyla meydana gelir. Nitekim, Borçlar Kanunu’nun 1inci maddesinde” iki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde akit (sözleşme) tamam olur” denilmektedir. O halde bir sözleşmenin meydana gelebilmesi için karşılıklı ve birbirine uygun surette yapılmış olan iki irade açıklamasına ihtiyaç vardır. Böylece sözleşme bir tarafın bir şeyi teklif etmesi halinde (icap) karşı tarafın onu kabul etmesi ile (kabul) kurulur.

A-İcap

İcap belli bir hukuki sonuç doğurmak üzere gerekli olan ve icapçı tarafından yapılan ilk (birinci) irade açıklamasına denilir. İcap bu haliyle “teklifte bulunma” anlamındadır ve zaman bakımından önce yapılmasına (açıklamasına) göre belirlenir. Bu teklif, yani “icap” taraflardan herhangi birinden gelebilir. Bir sözleşmenin meydana gelebilmesi için gerekli olan iki irade açıklamasından herhangisinin icap, hangisinin “kabul” olduğunun tespitinde açıklamada bulunmuş olan tarafın sıfatı değil fakat irade açıklamalarından hangisinin zaman itibariyle daha önce yapılmış olduğu hususu önemlidir. Bu nedenle; ister borçlu ister alacaklı tarafından yapılmış olsun önce yapılmış olan irade açıklaması “icap”tır. Dolayısıyla icap tek taraflı ve karşı tarafa varınca sonuç doğurabilecek ve sözleşmenin esaslı unsurlarını ihtiva etmesi gereken bir irade açıklamasıdır. İcap her şeyden önce “sözleşmenin esaslı noktalarını” içermiş olmalıdır. Örneğin; bir satım sözleşmesi yapılmak üzere satıcı tarafından yapılan icabın satımın konusu olan “malı” ve “semeni” içermesi gerekir. Bir diğer deyimle “icap” tam ve mükemmel olmalıdır ki kabulcü hiçbir tereddüde düşmeksizin kabul iradesini açıklayabilsin.

Diğer taraftan icabın, icapçının bir sözleşme yapma konusundaki iradesini “ciddi surette" yansıtması gerekir. Bir başka deyişle, icapçı yaptığı icapla bağlanmak istediğini belli etmeli yani son sözümü söylemiş olmalıdır. Eğer icapta, böyle bir nitelik bulunmuyorsa bu irade açıklaması icap değil bir “icaba davettir.” Örneğin; fiyat belirtilmeksizin reklam, ilan yapılması icaba davettir. Nitekim tarife ve cari fiyat listesi göndermenin bir icap sayılmayacağı Borçlar Kanunu’nda belirtilmektedir (BK,7-II).

İcap kural olarak icapçıyı bağlar yani icapçı yapmış olduğu icaptan dönemez. Ancak bu kesin bir kural da değildir. Gerçekten icapçı icabını yaparken icabı ile bağlı olmadığını açıkca belirtebilir veya icabına bunu belirtecek bir takım ibareler ilave edebilir.

İcapcı yapmış olduğu icap ile ne süre bağlı kalacaktır. Bir diğer ifade ile “icabın bağlama süresi” ne kadar olacaktır.?. Borçlar Kanunu'nda icap, süreli ve süresiz olmak üzere iki şekilde düzenlenmiş bulunmaktadır.

1. Süreli icap

Süreli icapta, yani icapçının kabul için bir süre tayin etmiş olduğu halde, icapçı bu süre sonuna kadar icabıyla bağlıdır. Kabul haberi, bu süre bitmeden önce kendisine ulaşmazsa icapçı artık icabı ile bağlı kalmaz (BK,3).

2. Süresiz icap

Süresiz icap, yani icapçının kabul için bir süre tayin etmemiş olduğu halde ise, icapçının bu icabıyla ne zamana kadar bağlı kalacağı icabın “hazır olanlar” veya “hazır olmayanlar” arasında yapılmış olmasına göre farklı sonuçlara bağlanmıştır.

a.       İcap “hazır olanlar arasında”, yani icapçı ile kabulcü’nün karşı karşıya bulundukları bir durumda yapılmışsa, derhal kabul edilmediği takdirde icapçı onunla bağlı kalmaz (BK;4-1). İcabın, hazır olanlar arasında yapılmış sayılması, sadece iki tarafın ayni yerde karşı karşıya gelip görüşmeleri halinden ibaret değildir. Telefonla veya tarafların mümessilleri vasıtasıyla yapılmış olan icaplar da “hazır olanlar arasındaki” icap sayılır (BK;4-II).

b.       İcap “ hazır olmayanlar arasında “, yani icapçı ile kabulcü’nün karşı karşıya bulunmadıkları bir durumda yapılmış (örneğin; kabulcüye mektup, telgraf veya bir haberci vasıtasıyla gönderilmiş) ise icapçı “normal bir kabul haberinin kendisine ulaşacağı ana kadar” icabıyla bağlı kalır (BK;5-I). Burada icapçının bağlı kalacağı süreyi tespit ederken aşağıdaki üç zamanın gözönüne alınması gerekir.

1.       İcabın kabulcüye gitmesi için geçecek zaman,

2.       Kabulcü’nün düşünmesi için geçecek zaman,

3.       Kabul haberinin icapçı’ya ulaşması için geçecek zaman,

Bu suretle hesaplanacak olan süre içinde icapçı, icabıyla bağlıdır. Bu süre gectikten sonra gelecek bir kabul haberi sözleşmenin meydana gelmesi sonucunu doğurmaz. Zira,bu, “zamanında ve muntazam süratle gönderilmiş” bir kabul haberi sayılmaz(BK,5-I). Bu geçikmiş kabul haberi yeni bir icap sayılır. Ancak, geçikmiş olarak gelen kabul haberi, vaktinde gönderilmiş bulunuyorsa ,icapçı bununla bağlı kalmak istemediğini derhal kabulcu’ye bildirmek zorundadır.(BK,5-II).

İcaptan rücu etmek, yani icabı geri almak mümkündür. İcabın geri alındığı haberi kabulcü’ ye icabın varmasından önce ulaşır veya icapla ayni anda ulaşır veya icaptan sonra ulaşmış olmakla beraber kabulcü icabın geri alındığını icaptan önce haber alırsa ,icaptan rücu edilmiş, yani icap hiç yapılmamış olur(BK,9). Bir diğer ifade ile, icapçı yapmış olduğu icabı kabulcü’ nün bunu öğrendiği ana kadar geri alabilir. Ancak, kabulcü’ nün, geri alma (rücu) haberini icaptan önce öğrenmiş olduğunu ispat etmek güç olduğundan, pratik bakımdan icapçı ancak icap kabulcü’ ye, henüz varmadan önce onu geriye alabilme (rücu) imkanına sahip olmaktadır. Örneğin; icapçı , icabını mektupla yaptıktan sonra mektup henüz kabulcü ‘ye ulaşmadan önce telefon , telgraf, vb. ile icabını geri aldiğını bildirmek suretiyle pratik bir sonuç alabilir.

B- Kabul

Kabul, icapçının belli bir hukuki sonucu doğurmak üzere yaptığı teklife, iradelerin mutabakatı (uyuşması) doğrultusunda verilen müspet (olumlu) cevaptır. Bu da tek taraflı ve karşıya ulaşması gereken bir irade açıklamasıdır.

Kabul, açık (sarih) olabileceği gibi örtülü ( zımmi)’ de olabilir. Eğer kabul iradesi açık olarak beyan edilmiş, yani kullanılan kelimelerden icabın kabul edildiği tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça anlaşılmakta ise, buna “açık (sarih) kabul” denir. Buna karşılık , icabı açıkça kabul ettiği anlaşılmamakla beraber, takındığı tavır ve davranışlarından onun bunu kabul ettiği sonucu çıkarabiliyorsa, buna da “örtülü (zımmi) kabul” denir.

İcap gibi, kabul de kural olarak bir şekle tabi değildir. Bu nedenle, sözle veya yazılı olarak yapılabileceği gibi bir mümessil veya haberci ile de icapçıya ulaştırılabilir. Kabul, yapılmış olan icaba olumlu bir cevap teşkil ettiğine göre sözleşmenin meydana gelmesi sonucunu doğurur. Ancak, bu sonucun doğabilmesi için kabulün icaba tamamen uygun olması gerekir. Eğer kabul, bir takım ilaveler ve/veya değişikleri ihtiva ediyorsa, bu icabın reddi anlamına gelir ve yeni bir icap sayılır. (Örneğin : kilosu 500 liradan kuru soğan satmayı teklif eden tarafa bu ürünü 450 liradan alabileceğinizi bildirirseniz bu açıklamanız “kabul” sayılmaz. Böylece, siz icabı reddetmiş fakat yeni bir icapta bulunmuş olursunuz).

Kabulcü de, aynen icapçı gibi, kural olarak kabul beyanı ile bağlıdır. Fakat, kabulcü, kabul haberi icapçıya varıncaya kadar bundan rücu edilebilir, yani kabul beyanını geri alabilir (BK,9).

C- Sözleşmenin meydana geldiği an

Bir sözleşme hangi anda meydana gelmiş olur?. Bu sorunun cevabı pratikte oldukça önemlidir. Bu anın tespitinde, sözleşmenin “ hazır olanlar” veya “hazır olmayanlar” arasında olup olmamasına göre bir ayrım yapılmaması zorunludur.

1-“Hazır olanlar” arasında yapılan bir sözleşme “ Kabulün açıklandığı an” meydana gelmiş olur (4).

2- “Hazır olmayanlar” arasında yapılan bir sözleşmenin hangi an meydana gelmiş olacağı meselesinin tespiti kolay değildir. Bu hususta , “açıklama” , “gönderme” , “varma” ve “öğrenme” anlarını esas olan başlıca dört teori mevcuttur. Borçlar Kanunu’ muz bu dört teoriden “varma (vusul) teorisi ” ni benimsemiştir. Nitekim , Borçlar Kanunu’ nun (3-II,5 ve 9 uncu maddelerinde) hep kabul haberinin icapçıya varmasından söz edilmiştir. Bu nedenle , “hazır olmayanlar” arasında yapılmış bir sözleşme “kabul haberinin icapçıya vardığı an” da meydana gelmiş (in’ikad etmiş) olur.

Nitekim, Borçlar Kanunu’ nun 10 uncu maddesine göre, hazır olmayanlar arasında yapılmış, olan bir sözleşme “ kabul haberinin gönderildiği an" da hüküm ifade eder. Eğer, açık (sarih)bir kabule ihtiyaç bulunmuyorsa , bu takdirde sözleşmenin hükümlerini meydana getirdiği an, “icabın kabulcüye varmış olduğu an” dır. Görüldüğü üzere,”hazır olmayanlar” arasında yapılan sözleşmelerin “meydana geldikleri an” ile hükümlerini doğurdukları an” başka başkadır. Nitekim, sözleşme, meydana geldiği andan geri geri giderek daha önceki bir andan itibaren hüküm ifade etmeye başlamaktadır.

IV- Sözleşmenin şekli

Sözleşme, iki taraflı bir hukuki muameledir ve iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette "irade açıklamasında" bulunmalarıyla meydana gelir. Taraflar, iradelerini hangi biçim ve kalıplar içinde açıklayacaklardır?. Bu hususta ne gibi vasıtalardan yararlanacaklardır?. Tüm bunlar, "sözleşmelerin şekli" sorununu teşkil ederler.Şekil; "iradenin muayyen bir tarzda ve muayyen vasıtalar ile beyan edilmesi" demektir.

A- Sözleşmenin türleri

Şekil, çeşitli kıstaslara göre ayrıma tabi tutulmaktadır. Nitekim, doktrinde, "kaynaklarına göre (kanuni / iradi şekil" ve "gayelerine göre (geçerlilik / isbat şekli)" gibi ayrımlara rastlanmaktadır.

1- Kaynaklarına göre sözleşme türleri

Kaynaklarına göre sözleşmeleri iki ayrı grupta incelemek mümkündür.

a) Kanuni şekil

Kanuni şekil, kanunun öngördüğü şekildir. Bir başka ifadeyle, bir sözleşmenin meydana gelebilmesi için tarafların iradelerini açıklama biçiminin bizzat kanun tarafından tespit ve tayin edilmiş olmasıdır.

b) İradi şekil

Kanunun şekle tabi kılmadığı bir sözleşmeyi tarafların kendi istek ve iradeleriyle bir şekle tabi kılmalarıdır. Borçlar Kanunumuz, taraflara aslında şekle tabi olmayan bir sözleşmeyi aralarında kararlaştıracakları bir şekilde yapma olanağı tanımış, dolayısıyla tarafların kararlaştıkları şekle bir "geçerlilik şekli" niteliği vermiştir. Nitekim, Borçlar Kanunu'nda "iki taraf kanunen hususi bir şekle tabi olmayan bir sözleşmenin hususi bir şekilde yapılmasını kararlaştırmış ise, sözleşme kararlaştırılan şekilde yapılmadıkça iki taraf bununla bağlı olmaz" denilmektedir (BK,16).

2- Gayelerine göre sözleşme türleri

Gayelerine göre sözleşmeleri de iki ayrı grupta incelemek mümkündür.

a) Geçerlilik şekli

Geçerlilik şekli; bir sözleşmenin geçerli surette meydana gelebilmesi için uyulması gereken şekildir. Bir diğer ifadeyle, eğer bir sözleşme belirtilen şekilde yapılmadıkça geçerli olarak doğmayacak ise, bu şekil bir "geçerlilik şekli"dir. Borçlar Kanunumuz, kural olarak sözleşmelerin "şekilsizce" meydana gelebilmeleri esasını kabul etmiş ve bunu "sözleşmenin sıhhatı, kanunda sarahat olmadıkça hiçbir şekle tabi değildir" demek suretiyle belirtilmiştir (BK,11-I). Sözkonusu Kanun'un istisnai olarak öngördüğü şekil ise, bir geçerlilik şeklidir. Nitekim, Borçlar Kanunu'nda, "Kanunun emrettiği şeklin derecei şümulu ve tesisi hakkında başkaca bir hüküm tayin olunmamış ise, sözleşme bu şekle riayet olunmadıkça sahih olmaz" denilmektedir (BK,11-II). Kanun'un emrettiği şeklin (kanuni şekil) yanında, bizzat tarafların kararlaştırdığı şeklin (iradi şekil)'de bir "geçerlilik şekli" olduğu Borçlar Kanunu'nda belirtilmiş bulunmaktadır (BK,16-I).

b) İspat şekli

İsbat şekli, bir sözleşmenin varlığının isbatı için öngörülen şekildir. Başka bir deyişle, eğer bir sözleşmenin mevcudiyeti ancak belli bir şekilde isbat edilebilecek ise, bu şekil bir "ispat şekli"dir. İsbat şekli, Borçlar Hukuku'nu değil, Medeni Usul Hukuku'nu ilgilendirmektedir. Nitekim, Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu'nun 288 inci maddesi böyle bir ispat şeklini ihtiva etmektedir. Bu madde (1996 yılında tadil edilmiştir) hükmüne göre, değeri kırk milyon Türk Lirasını aşan sözleşmeler ancak yazılı bir belgeyle (senet ile) isbat edilebilir. Usul Kanunu'nun bu hükmü, Borçlar Kanunumuzda yer almış olan "şekil serbestliği ilkesi"ni büyük ölçüde sınırlamıştır. Zira, taraflar, aslında geçerliliği hiçbir şekle bağlı bulunmayan bir sözleşmeyi sırf ileride ispat bakımından bir güçlüğe uğramamak maksadıyla yazılı şekilde yapmak zorunda kalmaktadırlar.

B- Kanuni geçerlilik şeklinin türleri

Medeni Kanunumuz ve Borçlar Kanunumuzun geçerlilik şekli olarak öngördüğü şekiller (sözlü, yazılı, resmi şekiller) çeşitlidir. "Sözlü şekil" Borçlar Kanunu'nda mevcut olmayıp, Medeni Kanun'da da sadece iki hukuki muamelerde (evlenme akdi ile sözlü vasiyet) sözkonusudur. Hukukumuzda aslolan "yazılı" ve "resmi" şekildir.

1- Yazılı şekil

Yazılı şekil'den maksat, tarafların el yazısı, daktilo veya sair bir aletle bir sened düzenleyerek altını imzalamalarıdır. Yazılı şeklin biri "metin", diğeri "imza" olmak üzere başlıca iki unsuru vardır.

a) Metin

Metin, tarafların irade açıklamalarını içeren belgedir. Taraflar, bu belgede üzerinde karşılıklı olarak anlaşmaya vardıkları hususları belirtirler. Metnin, mutlaka borçlu veya alacaklı tarafından yazılması şart olmayıp, metnin bir üçüncü şahıs tarafından yazılması da mümkündür. Diğer taraftan, metnin el yazısı veya daktilo veya sair bir vasıta ile yazılmış olmasının da önemi yoktur.

Metinde kullanılan dil ve ifade biçimi’nin senedin geçerliliği üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Bu itibarla, Türkçe olduğu kadar, yabancı bir dilde yazılmış olan senetler’de geçerlidir. Nitekim, Borçlar Kanunu, borç altına giren kimse tarafından imzalanmış olmaları şartıyla “mektup ve telgrafi” dahi senet saymaktadır (BK,13-II ).

b) İmza

Yazılı şeklin ikinci ve önemli unsuru olan “imza”, bir şahsın kimliğini belli eden ve genellikle o şahsın adı ve soyadının yazılmasından meydana gelen bir işarettir. İmzada, adın ve soyadın tam yazılması şart olmayıp, adın ve soyadın yazılması da mümkündür. Önemli olan husus, imzadan sahibinin kim olduğunun anlaşılabilir olmasıdır. İmzanın, üzerine borç alan kimsenin el yazısı ile atılması zorunludur, ancak Borçlar Kanunu bu kurala kesin bir nitelik vermeyerek bu hususta bir takım istisnalar getirmiş olup, örf ve adetin müsait olduğu ve özellikle çok miktarda dolaşıma çıkarılan kıymetli evrakın imzalanmasının gerektiği hallerde imzanın bir alet vasıtasıyla konulması mümkündür. (BK,14).

İmzanın, bizzat borç altına giren kimse tarafından ve kendi el yazısı ile atılması gerekir. Bu itibarla, bir mümessil, temsil olunan namına senet üzerine ancak kendi imzasını atabilir, ancak temsil olunan imzasını atmasına hukuken imkan yoktur.Borçlar Kanunu’nda imzanın metnin neresine konulacağı hakkında bir hüküm bulunmamakla beraber, uygulamada imza metnin sonuna konulmaktadır.

2- Resmi şekil

Resmi şekil’den maksat, hukuki muamelenin yetkili resmi bir makam önünde yapılmasıdır. Hukukumuz da, bu makamlardan biri “noter”, diğeri ise “tapu memuru” dur. Bu makamların düzenledikleri senetlere “resmi senet” denir. Bu senetlerin içeriğinin, aksi ispat edilinceye kadar doğru olduğu hakkında bir karine vardır. Örneğin: : noterlerin, “ resen düzenledikleri senet” lerin ispat kuvveti fazla olup, bunlar sahteliği ispat edilinceye kadar kesin bir delil (kanıt) teşkil ederler.

3- Şekle uymamanın sonuçları

Kanunun, ister “yazılı”, ister “resmi şekle” tabi tuttuğu hukuki muamelelerin mutlaka aranılan şekle uygun olarak yapılmaları gerekir. Böyle bir hukuki muamele, emredilen şekle uygun surette yapılmadığı takdirde hiçbir hüküm ifade etmez, yani batıldır (BK,11-II).

Şekle uymamanın müeyyidesi “mutlak butlan” olduğu içindir ki, hakim, bunu resen, yani taraflardan birinin ileri sürmesine lüzum olmaksızın kendiliğinden dikkate alır ve taraflardan her biri edimlerini yerine getirmiş olsalar bile, bunun geri verilmesini isteyebilir.

V-Sözleşmenin geçerliliği

Sözleşmenin geçerli olabilmesi için, tarafların gerçek iradesine uyması (sözleşmenin taraflarında, konusunda hata ve hile yapılmaması) ve bu iradenin (tehdit, zor kullanma gibi zorlayıcı bir neden olmaksızın) serbest bir biçimde belirtilmiş olması gerekir. Serbest ve gerçek iradeye uymadan yapılan sözleşmeler ise geçersiz (batıl) durumdadır. Sözleşmelerin geçerli olabilmesinin başka bir koşula da, kanunda gösterilmesi halinde yazılı veya resmi şekle uygun olarak yapılmasıdır. Kanuna, ahlaka ve adaba aykırı amaçla yapılan sözleşmeler ise geçersizdir (batıldır).

A- Borcun yerine getirilmesi

Borcun yerine getirilmesi (ifası), borçlunun edimini alacaklıya karşı yerine getirmesi ve böylelikle alacak-borç ilişkisinin sona erdirilmesidir. Nitekim, tüm borç ilişkilerinin temel amacı “ifa” dır. Borçlar, süresi (vadesi) geldiğinde, sözleşmede (veya kanun’da) belirtilen yerde, zamanda gerçek alacaklıya ödenerek yerine getirilir.

B- Borcun yerine getirilmemesi

Borcun hiç ödenmemesi veya (süresinde, ifa yerinde ödenmemesi gibi) eksik olarak ödenmesi (ifa edilmemesi) halinde, alacaklı, borcun zorla yerine getirilmesi, bundan doğan zararın ödettirilmesi veya sözleşmenin feshedilmesi yoluna gidilebilir. Diğer taraftan, alacaklı, alacağın “aynen ifası” için mahkemede bir dava açıp bunu kazanmak (ve ilamlı icraya başvurmak) suretiyle borçluyu sözleşmeden doğan borcunu aynen ödemeye zorlayabilir.

Alacaklı, borcun gerekli biçimde ve tümüyle ifa edilmemesi nedeniyle, aynen ifadan vazgeçip (gerçek ve kardan mahrumiyetten oluşan) zararının giderilmesini (tazmin) isteyebilir. (BK,106). Bundan başka, alacaklı, aynen ifa veya tazminat yoluna gitmeyip, iki taraflı borç yükleyen (mülkiyetin devri amacını güden/satış sözleşmesi )’ni feshetme (bozma) yoluna da gidebilir.

C- Zaman aşımı

Borcun yerine getirilmesini isteme hakkı süresiz bir biçimde alacaklıya tanınmamıştır. Bir diğer ifadeyle, uzun zamanın geçmiş olması halinde, hukuk düzeni, mevcut düzeni (durumu) korumayı, alacaklının hakkına tercih etmiştir. Bu nedenle, Kanun tarafından belirlenmiş koşullar altında ve belli bir süre içinde alacaklının hareketsiz kalması sonucu, alacağın yerine getirilmesini isteme yetkisi sona erer ki, buna borcun zaman aşımına uğraması denir (BK,125).

VI - Uluslararası satış sözleşmeleri

Dış ticaret işlemleri alıcı ve satıcının sözleşme yapması ile başlar. Yaygın olarak benimsenen ticaret prensiplerine göre bir tarafın ileri sürdüğü şartları karşı tarafın yazılı olarak kabul etmesi halinde geçerli bir sözleşme yapılmış demektir. Sözleşmede, tarafların yükümlülükleri ve haklarının kesin bir biçimde şarta bağlanması zorunludur. Malların bir yerden başka bir yere taşınmasında hangi tarafın ne yükümlülüğü olduğu, yükümlülükler yerine getirilmediği takdirde risklerin nasıl bölüşüleceği, taşıma sırasında malların kaybolması ve hasar görmesi halinde riskin hangi tarafa ait olacağı hususları sözleşmede açık olarak yer almalıdır. Diğer taraftan, hukuki açıdan alıcıya teslim olayının nasıl oluştuğu, yani hangi hal ve noktada satıcının yükümlülüklerini gerçekleştirmiş sayılacağı hususlarının standart kurallara bağlanması ve bu kuralların sözleşmelere aynen konması yerine kısaltılmış biçimleriyle kullanılmaları ihtiyacı her zaman kendini göstermiştir. Değişik ülkeler ile ticaret yapan firmaların bu ülkede geçerli muhtelif uygulamalara bağlı kalmak yerine uluslararası düzeyde yeknesak bir uygulamayı tercih etmeleri de sözleşme kurallarının ortaya konulmasını süratlendirmiştir.

Alım-satım konusu sözleşmelerin mutlaka yazılı olarak yapılması zorunludur. Zira, yazılı sözleşmeler; tarafları bağlamalarının yanısıra, herhangi bir anlaşmazlık durumunda da ispat evrakı vasfını taşımaktadırlar. Sözlü anlaşmaların ise bu vasfının olmadığı aşikardır. Uygulamada, sözleşmelerin belli formatlarda olmasını zorlayıcı kurallar olmayıp, esasen bir çok firmanın bu konuda matbu formları da bulunmaktadır. Sözleşme metni, net ve detaylı olmalı ve her iki tarafça da istenen hususları kapsamalıdır. Çünkü, usulüne uygun karşılıklı anlaşma ile düzenlen bir sözleşme her iki tarafın haklarını korumaktadır(5). Bir alım-satım sözleşmesinde aşağıdaki hususların mutlaka taraflarca karara bağlanması zorunludur.

A- Malın cinsi, nev'i ve kalitesi

Sözleşmelerde, alım-satım konusu olan malların cinsi, nev'i ve kalitesinin belirlenmesi gerekir. Bazı standart malların kalitesi (örneğin: kimyasal maddeler) genellikle spesifikasyonları bildiren tarafsız kontrol mercilerinin analizine göre belirlenirken, standart olmayan ve özel istem üzerine üretilen malların kalitesinin ne şekilde olacağı ayrıntılarıyla sözleşmede belirlenir. Dış ticaret işlemlerinin yürütülmesinde önemli rolü bulunan bankalar malların cinsi, nev'i, kalitesiyle değil sadece malları temsil eden vesaik ile ilgilenmektedirler. Bu nedenle, bilhassa kaliteye itina gösteren alıcı firmalar kalite kontrolünün sevk öncesi uluslar arası bir gözetim kuruluşunca yapılması koşulunu sözleşmeye dahil ettirmektedirler. Diğer taraftan, malın sevkıyat sırasında hasar görmeyecek şekilde ambalajlanması veya paketlenmesi de malın kalitesi kapsamına girdiği için bu hususun da sözleşmede yer alması gerekmektedir.

B- Malın miktarı

Sözleşmede alım-satım konusu malın miktarının belirtilmesi zorunludur. Götürü alım-satımlarda miktarın kabaca belirtilmesine rağmen normal alım-satımlarda malların miktarının; adet, kilogram, ton, metrekare, litre, vb. ölçü birimleri ile net olarak sözleşmede yer alması şarttır. Sözleşmede; mal miktarına ilişkin "yaklaşık-takribi (about-circa)" ifadeleri yer alırsa, sevk edilen malların miktarında (artı/eksi) %10 tolerans tanınmaktadır. Şayet, sözleşmede mal miktarı hacim (örneğin: litre) veya ağırlık (örneğin: ton) birimleriyle belirtilmiş ise tolerans oranı (artı/eksi) %5'dir. Ancak, mal miktarı "adet" ile ifade edilmiş ise tolerans oranı yoktur. Öte yandan sözleşmede malın net, brüt ve dara ağırlığının da belirtilmesi zorunlu bulunmaktadır.

C- Malın Fiyatı

İhraç edilebilecek bir malın dış piyasalarda pazarlama olanağını belirleyen en önemli faktörlerden birisi malın birim fiyatıdır. Satıcının doğru bir fiyatlandırma stratejisi belirlemesi, alıcının teklifi öncesi genel bir değerlendirme yapması, satacağı malın maliyet analizini yapması ve sonuçta bir baz fiyat saptaması zorunludur. Böylece alıcının önerdiği fiyat değerlendirilir ve satıcı yönünden en önemli teklif fiyatı belirlenebilir. Satıcı, ihraç edeceği malın potansiyel pazardaki gerçek satış fiyatlarının tahmini için teklif fiyatının belirlenmesinden önce kendisine yardımcı tablolar oluşturduğu, malların uluslararası fiyatlarını bildiği (şayet söz konusu mal borsada kote edilen mallardan ise fiyatlarını günü gününe izlediği) takdirde rekabet üstünlüğü sağlayabilecektir.

Bir malın üretiminde her işletme; "sabit maliyeti (kira, amortisman, işletme giderleri vb.)" ve üretim artışına bağlı olarak "değişen maliyeti (ham madde, iş gücü, yakıt, enerji, vb.)" üstlenmekle yükümlü olup sabit ve değişen maliyetlerin toplamı ise o mal için yapılan "toplam maliyet" değerini vermektedir. Bir malın üretiminden satış aşamasına kadar yapılan tüm giderler, üretim miktarına bölündüğünde ortaya çıkan değer "başa-baş fiyatı" oluşturmaktadır. Bu fiyatın altında yapılacak her satış firmaya zarar, bu fiyatın üstünde yapılacak her satış ise firmaya kar sağlayacaktır. Bir malın ihraç fiyatının iki aşamalı olarak saptanması mümkün bulunmaktadır:

Birinci aşama : üretim fiyatı + kar marjı = teslim fiyatı
İkinci aşama : teslim fiyatı + nakliye giderleri + depolama giderleri + banka masrafları + sigorta + dağıtım giderleri = ihraç pazarındaki fiyat.

İhraç fiyatının belirlenmesi uluslar arası alanda muhtelif şekillerde standartlaştırılmaya çalışılmış olup, bu konuda; ihraç malının teslim yerini temel alan satış türlerini kapsayan, Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) tarafından uygulamaya konulan Incoterms Kuralları' nın fiyatlama biçimleri (FOB, FAS, CFR, CIF, vb.) esas alınmaktadır. Satıcının, sipariş konusu bir malın alıcıya FOB veya CIF esasına yönelik teslimatında fiyat belirleme aşamaları aşağıda sırasıyla belirtilmektedir.

1- FOB/ Mersin (Incoterms 2000)

Aşağıda belirtilen gider kalemlerinin toplamı FOB/Mersin maliyetini oluşturmaktadır:

a) Satıcının teklif fiyatı

Malın üretim yerinde alıcıya teslim edildiği fiyat olup buna mal faktör maliyeti de denir.

b) Ambalajlama ve marka giderleri

Genelde ambalajlama giderleri malın teklif fiyatı içindedir. Satıcı, sevk edeceği malı dökme veya ambalajsız olarak temin etmiş, ancak malın ambalajlı olarak sevk edilmesi gerekiyorsa ambalajlama giderlerinin fiyata yansıtılması zorunludur.

c) Taşıma giderleri

İhraç edilecek mal işletmede (Ex-works) teslim edilecekse herhangi bir taşıma gideri söz konusu değildir. Eğer, mal işletme dışında, örneğin; bir limanda (FAS Mersin) teslim edilecekse, malın işletmeden yüklemenin yapılacağı limana kadar nakliyesi satıcıya ait olup söz konusu giderin mevcut mal miktarına bölünerek birim nakliye (taşıma) ücretinin hesaplanması gerekmektedir.

d) Yükleme-boşaltma giderleri

Sipariş konusu mal miktarının artması, yükleme ve boşaltma giderlerini özellikle büyük kapasiteli teslimlerde fazlalaştırmaktadır. Örneğin; limanda yapılacak yüklemelerde conventional (dökme) gemiler için liman işletmelerinin aldığı bir bedel olup, bu bedel ton başına limanına göre değişebilmektedir. Konteyner yüklemelerinde ise konteynerların hacmine göre değişen değerlerde yükleme bedeli alınmaktadır. Dolayısıyla, yükleme-boşaltma giderlerinin de birim maliyet fiyatına ilavesi zorunlu bulunmaktadır.

e) Finansman giderleri

Bilhassa, kredili satışlarda fiyat tespiti yapılırken vade farkını, alıcının da benimseyeceği bir tutarda yapmak için en elverişli yol, o ülkede teklif edilen vadeye karşılık gelen faiz hadlerin esas almaktır.

f) Banka giderleri

İhracat sırasında veya ihracattan sonra kullanılan ihracat kredilerinin maliyetlerini satıcı firma mal bedeline ekleyecektir.

g) Vesaik giderleri

İhracata ilişkin sevk vesaikinin hazırlanmasına yönelik giderler de mal bedeline eklenecektir.

h) Genel giderler

İhraç edilecek mala ilişkin analiz, ekspertiz, ölçme, tartma vb. giderler ise genel giderler olarak değerlendirilecek ve mal bedeline ilave olunacaktır.

2- CIF/Anvers (Incoterms 2000)

Aşağıda belirtilen gider kalemlerinin FOB/Mersin maliyetine ilavesiyle CIF/Anvers'de teslim maliyetine ulaşılmaktadır.

a) Navlun giderleri

Malların, alıcının ülkesine kadar taşınmasına ilişkin navlun giderleri maliyet kalemlerinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Birime düşen navlun miktarını bulmak için hesaplamanın doğru yapılması zorunludur. Örneğin; adet olarak satışı yapılan bir malın hacim ve ağırlık yönünden navlun hesabının yapılması önem arz etmektedir.

b) Yükleme ve varış limanı boşaltma giderleri

Sipariş konusu malların gemiye yüklenmesi ve varış limanında da gemiden indirilmesi çerçevesinde taşıyıcı kuruluşun talep edeceği masraflar da satıcı firmaca ödenmektedir.

c) Yurtdışı komisyon giderleri

Satıcı firmanın yurt dışında temsilciliğini, veya satıcının yurt dışındaki işlerini takip eden veyahut aracılık eden firmaya (veya firmalara) ödenen komisyon giderleri de maliyete eklenmektedir.

d) Sigorta giderleri

Bir CIF/Anvers satışta; satıcı, malın alıcının ülkesine kadar sevkıyatı esnasında karşılaşabileceği zarar veya ziyana karşı bir sigorta şirketiyle sözleşme yaparak sigorta poliçesi satın almak mecburiyetinde olup, sigorta pirimi de maliyete ilave olunmaktadır.

Yukarıda belirtilen hususlar genel gider kalemleri olup, bu kalemler dışında bazı görünmeyen gider kalemleri de (örneğin: yurtiçi ve/veya yurtdışı teminat mektubu masrafları, taşıma araçlarının bekleme ücretleri, komisyon ödemelerinde döviz alış ve satış kur farkları, vb.) olabilmektedir. Sonuç olarak, sipariş konusu malın, satış fiyatının saptanmasında (satış fiyatı-maliyet=kar) prensibinden hareket edilmektedir.

Sözleşmede, malın birim fiyatı sabit (fiks) olarak belirlenebilir veya sipariş ile yükleme zamanları arasında fazla süre varsa, sipariş konusu malın birim fiyatında (artabilecek maliyetler nedeniyle) değişiklik olabileceği hususunda esneklik getirilebilir. İlk durumda örneğin: pamuklu bir gömleğin FCA/Ankara'da teslim fiyatı 5 DM' dir ibaresi sözleşmeye yazılmaktadır. Esneklik durumunda ise; maliyetteki artış veya düşüşlerin birim fiyata yansıtılacağı ibaresi sözleşmede yer almaktadır. Örneğin: pamuklu gömleğin üretiminde %90 paya sahip olan pamuklu kumaşa %20 zam olduğunda %18'lik zammı, satıcı, alıcının onayını alarak birim fiyata yansıtabilmektedir. Esnek fiyatlı olarak yapılan sözleşmede; maliyet arttığı takdirde birim fiyatta artış yapılabileceği, maliyet düştüğü takdirde birim fiyatın sabit kalacağı veya makul oranda birim fiyatta indirim yapılabileceği hususlarına yer verilmektedir.

D- Malın teslim yeri ve zamanı

Sözleşmede, sipariş konusu malın teslim yerinin belirtilmesi esastır. Çünkü teslim yerine kadar olan masraf ve rizikolar satıcıya, bu yerden itibaren masraf ve rizikolar ise alıcıya aittir. Örneğin: FCA/Ankara teslim şeklinde, satıcının malı Ankara'da da belirlenen bir noktada malı (örneğin: kamyona) yüklediği ana kadar yapıldığı masraf ve rizikolar kendisine aittir. Öte yandan, sözleşmede, malın teslim zamanı (veya zamanları) özellikle belirtilmelidir. Satıcı, belirlenen zamanda alıcıya malı teslim etmelidir. Stok veya hazır mallarda, sözleşmeyle yükleme zamanı arasında çok kısa bir süre olabilmesine mukabil siparişe göre üretilecek mallar ile yükleme zamanı arasında belli bir zaman olacağı aşikardır. Böyle bir durumda, satıcı ve alıcı karşılıklı olarak anlaşarak taraflardan birisine zamanı belirleme yetkisini verebilirler.

E- Ödeme şekli

Satıcı, alıcı ile yaptığı sözleşmeye istinaden belli bir miktar ve kalitedeki malı alıcıya sevk ederken alıcı da bu malın bedelini ödeme yükümlülüğü altına girmektedir. Bu nedenle, mal bedelinin satıcıya, alıcı tarafından ne şekilde ödeyeceği hususu sözleşmede belirtilmelidir.

F- Ödeme yeri ve zamanı

Sözleşme konusu malın bedelinin ödenme yeri ve zamanı sözleşmede ödeme şeklinin saptanmasıyla kesinlik kazanır. Örneğin: peşin ödemede; satıcı malı sevk etmeden mal bedelini alabileceği gibi mal mukabili ödemede satıcı malları sevk etmekte, alıcı malları gümrükten çekip sattıktan sonra mal bedelini satıcıya transfer etmektedir

G- Anlaşmazlıkların çözümü

Uluslararası ticari ilişkilerden doğan uyuşmazlıkların giderilmesine yönelik çeşitli yöntemler mevcuttur. Tarafların uyuşmazlığın aralarında görüşülerek sonuçlandırılması veya uyuşmazlığın bir ulusal mahkemeye (alıcı veya satıcının ülkesinde) götürülmesi amacıyla aşağıdaki yöntemlerden birisine başvurması mümkündür. Uygulamada genellikle bu yöntemlerden hangisine müracaat edileceği satış sözleşmesinde belirtilir.

1- Dostane çözüm

Birçok uluslararası ticaret sözleşmelerinde, ortaya çıkabilecek bir anlaşmazlık durumunda, tarafların dışarıdan bir müdahale olmaksızın, ihtilafı kendi aralarında görüşerek bir çözüme varacakları hususu yer almaktadır. Bu yöntem, hızlı ve diğer yöntemlerden çok daha az masraflı olup, taraflar, ihtilafın kısa bir sürede çözüme kavuşturulması olanağına sahip olmaktadır.

2- Uzlaşma

Uzlaşma, ticari tahkimden bir önceki aşama veya onun alternatifidir. Uzlaşmada, taraflar anlaşmazlığın çözümü için dışarıdan, bir şahıs (veya şahısların) devreye girmesini sağlarlar. Uzlaştırıcı, aynen hakem gibi hareket etmesine rağmen, taraflara sadece tavsiyelerde bulunur. Uygulamada, sözleşmeler nadiren bu kabil bir yöntemi benimsemektedir.

Milletlerarası mahiyette bir iş ihtilafında, uzlaşma, arzu edilen çözüm yollarından birisi olup, Milletlerarası Ticaret Odası (ICC), bu nedenle bu mahiyetteki ihtilafların sulh yoluyla halli hususunda ihtiyari "Uzlaşma Kuralları" nı düzenlemiştir. Söz konusu kurallar1 Ocak 1998 tarihinden buyana yürürlüktedir. Uzlaşma, tahkimden bağımsız bir prosedürdür ve taraflar aksine karar almadıkları sürece isteğe bağlıdır. ICC Tahkim Kuralları tahkim davasına başlamadan önce uzlaşmaya gidilmesini gerektirmez. Aynı zamanda kurallar, uzlaşma sonuçsuz kalırsa ihtilaf tahkime gitmelidir de demez ve uzlaşma deneyimini taraflara bırakır.

3- Tahkim

Uluslar arası satımlarda, taraflar sözleşmelerine uyuşmazlıkların giderilmesi hakkında ayrıntılı hükümler koyarlar ve genelde tahkim yöntemini öngörürler. Özellikle, tip sözleşmelerde, hemen her zaman ihtilafların tahkim yoluyla çözüleceğine ilişkin hükümler yer alır. Ticari ihtilafların hallinde, bu ihtilaflara bakacak uluslararası bir mahkemenin bulunmaması, tarafların ulusal mahkemelere güven duymamaları ve bu mahkemelerin çözümlerinin farklı tabiyettekiler için adil olmaması, ulusal mahkemelere kıyasla tahkim müessesesinin süratli karara varması, tarafların konularında uzman ve deneyimli kişileri hakem olarak atamak istemeleri bu müessesenin gelişmesine neden olmuştur.

Tahkim, bir uyuşmazlığın, tarafların doğrudan seçeceği kişi (veya kişilerin) hakemliğinde verilecek kararlar ile giderilmesi yöntemi olup, bir diğer ifade ile, tarafların, hakkında kanuni bir yasaklama bulunmayan, kamu düzenini ilgilendirmeyen, kendi istekleriyle özgürce hareket edebilecekleri işlerden dolayı aralarında çıkabilecek hukuki ihtilafların çözümünü devlet yargısına başvurmak yerine kendi tercihleri ile belirledikleri bir (veya birkaç) kişiye bırakmak suretiyle sağlamalarıdır.

Satıcı ve alıcı, sözleşme yaparken herhangi bir ihtilafın ortaya çıkması halinde hangi tarafın hukuki mevzuatının uygulanacağı hususunu kararlaştırmalıdırlar. Ülkelerin "Milletlerarası Özel Hukuk" mevzuatı uyuşmazlık halinde uygulanacak kuralları belirlemesine rağmen, bu kurallar ülkelere göre farklılıkları göstermektedir. Zira, bazı ülkelerin mevzuatı uygulanacak yasanın sözleşmenin düzenlendiği ülke mevzuatına tabi olması esasını getirmişken, bazı ülkeler alıcının bulunduğu ülke mevzuatının esas olduğunu kabul etmişlerdir.

Ticari sözleşmelerde, tarafların, tahkim hususunu açıkça belirtmeleri veya ortada bir sözleşme yoksa aralarındaki anlaşmaya esas olan yazışmalarında bu hususu özel olarak belirtmeleri zorunludur. Satıcı ve alıcı sözleşme yaparken "ad hoc tahkim" veya "kurumsal tahkim (örneğin: Milletlerarası Ticaret Odası tahkim kuralları veya UNCITRAL tahkim kuralları, vb.)" olmak üzere iki tür tahkim öngörebilirler.

Ülkemizde tahkim ile ilgili yasal düzenlemeler 1927 yılından buyana 1086 sayılı "Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nda yer aldığı halde bu yargı yolu çok dar bir çevrenin dışında değeri anlaşılarak benimsenmiş değildir (HUMK, 516-536). Yasama, organı, kamu düzenini bozmamak gibi başlıca şartları gözönünde bulundurarak yargı imtiyazına istisna teşkil etmek üzere tahkim müessesesine yasal düzenleme ile müsaade etmiştir.

Ülkemizde kanuni düzenlemesi yapıldığı halde nadiren uygulanan ve hemen hiç bilinmeyen tahkimin (arbitration) bu bilinmezliği, işlevi, mevcut bir uyuşmazlığı tarafların sulhane bir şekilde barıştırılması suretiyle sona erdirmek olan uzlaşma (concialition) ile karıştırılmasından ve tahkim sonucunda tesis edilen hükmün hukuki bir yaptırım sağlamayacağına yönelik şüphelerin giderilememesinden kaynaklanmaktadır. Taraflar arasındaki ihtilafın uzlaşma yoluyla giderilmesi, tarafların barıştırılması anlamındadır. Çünkü, uzlaştırma ile yargılama değil bir arabulma söz konusudur. Tahkim ise; kanun ile düzenlenmiş bir yargı yoludur.

Türkiye'nin 1980 yılından itibaren yoğun uluslar arası ilişkilere girmesi, ülkemizdeki gerçek ve tüzel kişilerin dışa açılması, dolayısıyla dış ülkelerde yerleşik kişi ve kuruluşlar ile yaptıkları sözleşmelerin artışı ve bunlardan doğan ihtilafların giderilmesi amacıyla 20.5.1982 tarihinde 2675 sayılı "Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuki Hakkında Kanun" yürürlüğe konulmuş bulunmaktadır. İhtilafların çözümü ile ilgili hususlar bu konuda geniş kapsamlı olarak ele alınmıştır(6).

Uluslararası ticari bir uyuşmazlıkta tahkim (hakem veya yabancı mahkeme) kararının kesinleşmesini müteakip kazanan taraf kararın uygulamaya konulmasını isteyecektir. Ancak, kaybeden taraf bunun uygulanmasını arzulamadığı takdirde ortaya uygulama sorunu çıkmaktadır. Tahkim kararlarının ilgili ülkelerde tenfiz ve infazı da önemlidir. Çünkü, tahkim kararı alınıp davalının bulunduğu ülke mahkemesi tarafından uygulamaya konulmadığı sürece bir anlam taşımamaktadır. Tahkim kararlarının uygulanmasına yönelik iki önemli uluslararası konvansiyon (sözleşme) mevcut olup, bunların ilki "Cenevre Konvansiyonu" diğeri ise "New York Konvansiyonu"dur.

Ülkemiz her iki Konvansiyona da katılmış bulunmaktadır. Yabancı hakem kararları, daha önce 2675 sayılı Kanun uyarınca tenfiz edilmekte, 1992 yılında Türkiye'nin "New York Konvansiyonu" na taraf olmasına takiben, bu sözleşme (Konvansiyon) uyarınca tenfiz edilebilmektedir. Bir uyuşmazlık tahkim yolu ile çözümlense dahi, hakem kararı ancak Türk mahkemelerinin tenfiz kararı ile uygulanabilmektedir. Tenfiz talebinin reddine temel oluşturabilecek sebeplerden birisi ise kamu düzenidir. Yani, Türkiye'nin kamu düzenini bozucu nitelikteki hakem kararları Türk mahkemesi tarafından uygulanmayabilir(7).

VII- Satış sözleşmelerine yardımcı sözleşmeler

Bir iş ilişkisi özellikle malla ilgili ise, satış sözleşmesinin yanı sıra bir dizi yardımcı sözleşme (ancillary contracts) yapma durumunu ortaya koymaktadır. Bu itibarla, satıcı aşağıdaki işlemleri de tamamlamak zorundadır.

Faaliyet

Sözleşme

·                                 Sipariş konusu mamullerin üretilmesi amacıyla finansman temini için bir bankaya başvuru

Banka ile kredi sözleşmesi

·                                 İhracat kredi sigortası için başuru

İhracat kredi sigortası edecek kuruluş ile sözleşme

(Türk-Exımbank)

·                                 Vesaik gönderilmesi için bankaya başvuru

Akreditif veya belgeli tahsilat için banka ile yapılacak sözleşme.

·                                 Malların sevki için başvuru

Nakliyeci şirket veya nakliye komisyoncusu ile yapılacak navlun veya eşya taşıma sözleşmesi.

·                                 Malların sigortalanması için başvuru

Bir sigorta şirketi ile yapılan sözleşme.

VIII- Son söz: Ignorantia Legis neminem excusat

Dış ticaret işlemlerinin esasını, taşınır ticari malların ihracat ve ithalatına ilişkin uluslar arası satış sözleşmeleri oluşturmaktadır. Satıcılar ve alıcılar emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak kaydıyla sözleşmelerine istedikleri hükümleri koymakta serbesttirler. Ticaret hukukunda "sözleşme özgürlüğü" diye isimlendirilen bu prensip geniş bir uygulama alanı bulmuştur.

Taraflar, hak ve yükümlülüklerini bir satış sözleşmesinde belirlerken ortak iradelerine uyan standart veya prototip sözleşmelerden, muhtelif ticari kayıtlardan (örneğin; Incoterms 2000 veya Malların Uluslar Arası Satışına dair Birleşmiş Milletler Konvansiyonu hükümlerinden) veyahut mahalli örf ve adetlerden yararlanabilirler. Uygulamada, sözleşmelerin belirli formatlarda (şekillerde) olmasını zorlayıcı kurallar olmayıp, esasen birçok firmanın bu konuda matbu (basılı) formları da bulunmaktadır. Sözleşme metni, net ve detaylı olmalı ve her iki tarafça da istenen hususları kapsamalıdır. Çünkü, usulüne uygun karşılıklı anlaşma ile düzenlenen bir sözleşme iki tarafın haklarını korumaktadır.

Alım-satım konusu menkul malların sözleşmelerinin mutlaka yazılı olarak yapılması gereklidir. Nitekim, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, Borçlar Kanununda yer almış olan "şekil serbestliği ilkesi" ni önemli ölçüde sınırlamış, dolayısıyla, tarafların aslında geçerliliği hiçbir şekilde bağlı olmayan bir sözleşmeyi sırf ileride "ispat" bakımından bir sorunla karşılaşmamalarını teminen "yazılı şekilde" yapmalarını zorunlu kılmıştır. Öte yandan, yazılı sözleşmelerin, tarafları bağlamalarının yanı sıra bir anlaşmazlık durumunda " ispat evrakı" vasfını taşıdığı, sözlü sözleşmelerin ise bu vasfının olmadığı aşikardır.

Nitekim, ülkemizde başta ihracatçılarımız olmak üzere ithalatçılarımıza da finansal olanaklar temin eden Türk-Eximbank' ın kısa vadeli ihracat kredisi sigortası programında da "ihracatçı sevkıyatı mümkün olduğu kadar yazılı belgelere dayandırarak yapmalıdır. Bu çerçevede, alıcı ile bir satış sözleşmesinin düzenlenmesi, ödeme vade ve şeklinin ve alıcı ile satıcının mutabık kaldığı sevkıyata konu mala ilişkin gözetim raporu düzenlenmesi hususlarının bu sözleşmede yer alması, siparişin yazılı ve ayrıntılı olarak alınması ve alıcının kabulünü taşıyan bir senedin düzenlenmesi, zararın ortaya çıkması halinde, ihracatçının haklılığını kanıtlayan unsurlar olmakta ve büyük önem taşımaktadır" denilmektedir. Ayrıca, kredili olarak ithal edilecek malların ihracata yönelik malların üretiminde kullanılması amacıyla ithalat finansman kredisinden yararlanmak isteyen Türk ithalatçı firmaları, öncelikle işlemin ticari esasları üzerinde ihracatçılar ile mutabakat sağlayarak, bunu tevsik eden ticari sözleşmeleri Türk-Eximbank'a sunmak zorundadırlar. Diğer taraftan, İslam Konferansı Teşkilatı (IKT) üyesi ülkelerle OECD üyesi olmak kaydıyla İslam ülkesi olmayan ülkelerde mukim ithalatçılar Türkiye' den yapacakları ithal işlemleri için orta vadeli finansman imkanı sağlanarak ihracat, "İhracatın Finansmanı Fonu" ndan desteklenmektedir. Bu krediden yararlanmak isteyen, öncelikle ithalatçı ile anlaşma yapmakta, ithalatçıya işlemin bu Fondan finanse edilebileceğini satış şartları ile birlikte teklif etmek, ithalatçının bu teklifi kabul ettiğini yazılı bir satış sözleşmesi ile belgelemek zorundadır. Son söz, başlıkta kullandığımız Latince deyimden "mevzuatı bilmemek mazeret sayılmaz".

Dipnotlar

(1) Trampa satış sözleşmesi'de mülkiyetin devri gayesini güden bir sözleşmedir. Ancak, satım bir malın para ile mübadele edilmesi (değiştirilmesi) olduğu halde, trampa bir malın başka bir mal ile değiştirilmesidir. Diğer bir deyimle, satımda taraflardan birinin "edim"inin konusu daima para olduğu halde, trampada her iki edimin konusu da, bir şey teşkil eder. Trampayı satımdan ayıran budur.

Trampaya konu olan şeylerin az çok eşit değerde olması gerekir. Eğer, mübadele edilen şeyler arasında değer farkı mevcut ise, fazla değerde olanı alan taraf diğer tarafa bir miktar para ödeme zorunda kalırki, böyle bir durumda yapılan hukuki muamele "trampa" değil, fakat "bileşik sözleşme" niteliğini gösterir.

Satış sözleşmesine ilişkin hükümler trampaya da uygulanır. Bu hukuki işlemde, taraflardan herbiri, vermeyi taahhüt ettiği şey bakımından satıcı, kendisine verilmesi taahhüt olunan şey bakımından da alıcı sayılır (BK, 232). Trampada "semen" olmadığından, satış sözleşmesinin semenle ilgili hükümlerinin uygulanması söz konusu olmaz (yazarın notu).

(2) Nefi (yarar); satış sözleşmesinin yapılmasından itibaren teslime kadar geçen zaman içinde satılan şeyde kendiliğinden meydana gelen fazlalıklardır (Örneğin: satılan bir hayvanın yeni doğan yavruları, vb.).

Hasar (zarar): satış sözleşmesinin yapılmasından sonra fakat ifasından önce satılan şeyin, satıcıya isnad olunamayan sebeplerden dolayı telef olması veya kötüleşmesi yüzünden teslim borcunun ifasının veya gereği gibi ifasının imkansızlaşması halinde ortaya çıkan ve semenin kaybı sonucunu doğuran tehlikedir. Borçlar Kanunu'nun (BK, 183-I) bu hükmü mantiki değildir. Bu nedenle, bu hükmün değiştirilmesi ve yerine "hasar (zarar)"ın teslim anından itibaren alıcıya geçeceği" kuralının konulması gerekir (Yazarın notu).

(3) Ferdiyle muayyen şey; bir takım özellikleriyle tayin edilmiş olan şey demektir (Örneğin: bir ressamın belirli isimli bir tablosu, vb.).

Neviyle muayyen şey; sadece nev'i, cinsi ve miktarı itibariyle tayin edilmiş şey demektir. Diğer bir deyimle; ayırıcı işaretler ile tayin edilmemiş olup, ölçmek, tartmak veya saymak suretiyle tayin ve tespit olunabilen şeylerdir (Örneğin; buğday, kömür, vb.).

(4) Her iki tarafın bir araya gelip imzaladığı belgeye "kontrat" ismi verilmektedir.

(5) Bir alım-satım sözleşmesinde Uluslar arası satış sözleşmeleri "mektup, telgraf, teleks, faks, kontrat ve akreditif" şekillerinden biri ile yapılabilir. Uygulamada, akreditif, satış sözleşmesi olarak değerlendirilmekle birlikte bu görüş tutarlı değildir. Nitekim, Milletlerarası Ticaret Odası'nın "Vesikalı Krediler İçin Yeknesak Teamüller ve Uygulamalar (UCP-500)" adlı yayınında "akreditifler doğaları itibariyle, dayandırabilecekleri satış sözleşmelerinden veya diğer sözleşmelerden ayrı işlemlerdir ve akreditifte her ne şekilde olursa olsun bu sözleşmelere değinilmiş olsa dahi bu sözleşmeler bankaları ilgilendirmez ve bağlamazlar" denilmektedir (UCP-500,3/a).

Teknoloji, şirketlerin satın alma bölümlerinin elektronik posta ile ulusal veya deniz aşırı satıcılardan teklif kabul etmelerine olanak sağlamıştır. Web sitesi reklamları ve fiyat listeleri yanı sıra ürün katalogları sözleşmeye yönelik bir tekliften çok mal veya hizmetin satın alınmasına yönelik bir davettir. Satın alma teklifini yapan, ürün veya hizmeti temin etmek isteyen müşteridir. Daha sonra sıra teklifi kabul edip etmeyecek satıcıya gelir. Bu nedenle, müşteri mal sağlayanın " web sistemi" ne siparişini verdiğinde teklif gerçekleşmiş olmaktadır. Genel olarak kural, bir sözleşmenin, teklifinin kabulünün teklif edene bildirilene (ulaşana) kadar sözleşmenin tamamlanmamış olduğudur. Bunun en kısa yolu teklifi kabul eden tarafın kabulüne teklif eden tarafa bildirilmesidir. Ancak, bu durum pratikte gerçekleşmeyebilir. Belirlenen koşullar altında kabulün gerçekleşip gerçekleşmediği ifadeye ve kabul eden tarafın davranmasına bağlıdır. Sanal ortamda yapılan bu tip sözleşmelerin (on-line) Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde saptanan hususlara (bu konuda yasal düzenlemeler yapılmadığı sürece) uygun olmayacağı aşikardır (Yazarın notu).

(6) 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (22.5.1982 tarih ve 17701 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır).

(7) Ülkemizin, Cenevre Konvansiyonu'na katılımına ilişkin 3730 sayılı Kanun (21.5.1991 tarih ve 20877 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır). Ülkemizin, New York Konvansiyonu'na katılımına ilişkin 3731 sayılı Kanun (25.9.1991 tarih ve 21002 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır).

   
İHRACAT DEPARTMANI