GÜMRÜK DEPARTMANI

 

 

 

 

 

   

 

      

GÜMRÜK MÜŞAVİRLİĞİ MESLEĞİNİN TARİHSEL SÜRECİ
 

Gümrük Müşavirliği ülkemizde 1909 yılından 1999 yılına kadar 90 yıllık tarihsel sürecinde Gümrük Komisyonculuğu adı altında kanunlarla varlığını sürdüren bir meslek olmuştur.

Gümrük Komisyoncuları ile ilgili Talimatname 1909 yılında hazırlanmış ve 01 Temmuz 1909 tarihinde yürürlüğe girmiştir. yayınlanan 252 sayılı 25.06.1909 tarihli genelge ile de, Gümrük Komisyoncularının 01 Temmuz 1909 tarihinden önce Gümrük İdaresinden ruhsatname almaları, bu belgeyi almayanların 01 Temmuz 1909 tarihinden itibaren gümrüklerde iş takip edemeyecekleri belirtilmiştir.

Bu dönemden önce gümrüklerimizde isteyen kişiler ve Gümrük Komisyoncuları serbestçe iş takip edebiliyorlardı. Bu konuda belirli bir kural ve uygulama yoktu. Gümrük Komisyoncularının statülerinin tespit edilmesi, görevlerinin, mükellefiyetlerinin belirlenmesi ve gerektiğinde kontrol edilmeleri için 01 Temmuz 1909 tarihinde yürürlüğe giren Talimatname hazırlanmıştır.

Aynı dönemde ve 14 Ağustos 1909 tarihli Nizamname ile gümrüklerimizde beyanname sistemine geçilmiştir. Yürürlüğe konan 569 sayılı 29.01.1911 tarihli Karar ile de, gümrüklerde idarece bastırılıp satılan beyannamelerin kullanılması kararlaştırılmıştır.

Beyanname beyan sahibini gümrük idaresine karşı hukuken bağlayan bir belge niteliğindedir ve düzenlenmesi de teknik bir konudur.

Beyanname sisteminden önce, eşya vergi mükellefince gümrüğe arz ediliyor ve gümrük muayene memurunca muayene ve tespit ediliyordu. Muayene ve tespitten sonra eşya muayene defterine kayıt ediliyor, vergileri hesaplanıyor ve tahsil ediliyordu.

Ancak; bu uygulama güç ve eşyanın çekilmesi için zaman kaybına neden oluyordu. Beyanname sistemine geçilince, bu konuda zaman kaybı önlenmiş ve mükelleflerce Gümrük Komisyoncularına daha çok ihtiyaç duyulmuştur.

Aynı dönemde gümrüklerimizde gümrük mevzuatı açısından da önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerin yapılmasının başlıca nedenlerinden biri 1914'de Kapitülasyonların kaldırılmasıdır. Kapitülasyonlar 26.08.1914 tarihli Karar'la kaldırılmış, Karar 04.09.1914 tarihinde Takvimi Vekayi' de yayınlanmış ve 18.09.1914 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kapitülasyonlar kaldırılınca, diğer konularda olduğu gibi, gümrüklerle ilgili olarak da yeni düzenlemeler yapılması gerekli görülmüş ve bu konuda bazı kanunlar ve nizamnameler hazırlanmıştır. Yürürlüğe konan 07.09.1914 tarihli Kanunla gümrük vergileri %11'den %15'e ve 18.05.1915 tarihli diğer bir kanunla da %30'a çıkarılmıştır. Gümrük vergilerinin arttırılması ile hazine açısından gümrük gelirlerinde önemli bir artış sağlanmıştır.

Ayrıca, yeni bir gümrük tarifesi hazırlanması için gerekli çalışmalar yapmak üzere bir komisyon kurulmuştur. Komisyon yaptığı çalışmalar sonucu sistematik ve spesifik nitelikte gümrük tarife tasarısı hazırlanmıştır. Tasarı 10.03.1916 tarihinde kanunlaşmış ve 01.09.1916 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Daha önce gümrüklerimizde, gümrük vergisi uygulamasında spesifik sistem değil, kıymet sistemi uygulanıyordu.

Söz konusu tarifenin yürürlüğe girmesinden sonra gümrük işlemleri açısından da yeni gümrük kanununun hazırlanması uygun görülmüştür. Batılı ülkelerin gümrük kanunları da incelenerek 11 Nisan 1918 tarihli gümrük kanunu 17.05.1918 tarihinde yayınlanmış 17.11.1918 tarihinde de yürürlüğe girmiştir.

Bu düzenlemeler sonucu gümrük işlemlerini takip etmek ve yazılı beyanda bulunmak çok daha önem kazanmış ve 1909'da yürürlüğe giren Gümrük Komisyoncuları Talimatnamesi yeterli görülmeyerek, 1924'te 168 sayılı 16 Ocak 1924 tarihli Kararname ile yeni bir Gümrük Komisyoncuları Talimatnamesi hazırlanmış ve yürürlüğe konmuştur.

Talimatnamede gümrük işlemlerini takip edecek şahıslar tüccar, tüccar müstahdemi, komisyoncu ve maiyet memuru olmak üzere dört sınıf olarak belirtilmiştir.

Aynı Talimatnamede Gümrük Komisyoncusu olabilmek için adayların diğer şartlar ile birlikte yapılacak sınavda başarılı olmaları gerektiği, sınavda başarılı olanlara ruhsatname verileceği, ruhsatnamenin verildiği tarihten itibaren gelecek yılbaşına kadar geçerli olacağı ve yılbaşından itibaren bir ay içinde yenilenmesi gerektiği, yenilenmediği taktirde ruhsatnamenin geçersiz olacağı, bir yerde görev yapan Gümrük Memuru istifa ederse, istifa tarihinden itibaren üç yıl geçmedikçe o yerde gümrük komisyonculuğu yapamayacağı hususları da belirtilmişti.

Ancak belirli bir süre sonra bu Talimatname de yeterli görülmemiş ve 19 Haziran 1927 yılında 1093 sayılı Gümrük Komisyoncuları Kanunu hazırlanmış ve 01.09.1927 tarihinde yürürlüğe konmuştur. Bu Kanunla, 1924 tarihli Gümrük Komisyoncuları Talimatnamesi'nin yürürlükten kaldırıldığına dair bir madde mevcut olmadığından, Talimatnamenin Kanuna aykırı olmayan maddeleri de yürürlükte kalmıştır.

On dört madde halinde düzenlenen 1093 sayılı kanunun 5.maddesinde Gümrük Komisyoncularının komisyonculuktan başka bir ticaretle meşgul olmayacakları, 6.Maddesinde Gümrük Komisyoncularının belirli miktarda bir kefaletname vermeleri gerektiği, 7. Maddesinde ise, Gümrük Komisyoncuları Gümrükler Genel Müdürlüğünce belirtilen şekilde defter tutmaya ve takip ettikleri işlemleri deftere kaydetmeye mecbur oldukları hususları yer almakta idi.

5383 sayılı 11.05.1949 tarihli Gümrük Kanunumuzun gerekçesinde, 16.01.1924 tarihli Gümrük Komisyoncuları Talimatnamesi ile 1093 sayılı 01.09.1927 tarihli Gümrük Komisyoncuları Kanunu'nun yeterli olmadığı ve konunun Gümrük Kanununda yer almasının uygun olacağı belirtilmiştir.

Gerekçeye uygun olarak, Gümrük Komisyoncularına ait kurallar 5383 sayılı Gümrük Kanunu'nun 133-142. Maddelerinde düzenlenmiş ve 1093 sayılı Kanun ise yürürlükten kaldırılmıştır.

Gümrük Kanunu'nun milletler arası ticaretin ve ekonomik hayatın icaplarını süratle karşılayabilecek bir yapıya kavuşturulması ve mükellefi tazyik eden yükümlerin bertaraf edilmesi maksadıyla 19.07.1972 tarihinde 1615 sayılı yeni Gümrük Kanunu kabul edilerek 01.02.1973 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Gümrük Komisyoncularına ait kurallar 1615 sayılı Gümrük Kanunu'nun 166-173. maddelerinde düzenlenmiştir.

Türkiye ile AET arasında ortaklık yaratan 1963 yılında Ankara Antlaşması ile başlayan süreç 06.03.1995 tarihli 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı sonucunda 01.01.1996 tarihinde Türkiye ile Topluluk arasında Gümrük Birliği'ni oluşturmuştur.

Milli mevzuatımızda yansıtılan Topluluk Gümrük Kodu T.B.M.M.'de grubu bulunan tüm siyasi partilerin mutabakatıyla 27.10.1999 tarihinde oy birliğiyle kabul edilerek 4458 sayılı Gümrük Kanunu olarak yasallaşmış, ülkemiz gümrük sistemi ve dış ticaretine uluslararası rekabette yeni ufuklar açmıştır.

Ülkemiz Dış Ticaret ve Gümrük Mevzuatına dair yürürlükte bulunan 100'ü aşkın kanun, kararname, yönetmelik, tebliğ ve uluslararası anlaşma bulunmaktadır. Geniş bir mevzuat bilgisini sınavla ve mesleki birikimle ispatlayan Gümrük Komisyoncuları 4458 sayılı Gümrük Kanunu ile mali ve kişisel cezai sorumlulukları arttırılarak Gümrük Müşavirliği ünvanı altında ihdas edilmiştir.

Gümrük Müşavirleri dış ticaret işlemlerinde bilgisine başvurulan, ülke sanayi ve ihracatına sunulan gümrük hizmetlerinin kalitesini yükselten, sanayici, ihracatçı ve Gümrük İdaresi ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılan mesleki disiplin ve saygınlığa önem veren meslek mensupları olarak faaliyet göstermektedirler.

Kamusal alanda hizmet üreten Gümrük Müşavirleri, artık Anayasamızın 135. Maddesinin amir hükmü ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun geçici 6. Maddesindeki Kamu Kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olan Gümrük Müşavirleri odaları altında örgütlenmek istemektedirler.


İLK GÜMRÜK KANUNU

19 HAZİRAN 1927 TARİHİNİ TAŞIYAN 1093 SAYILI KANUN

Madde 1- Ecnebi memleketlerden Türkiye’ye gelen veya Türkiye’den ecnebi memleketlere çıkan eşyayı ticariyenin gümrüğe ait muamelatı ya bizzat eshabi veyahut gümrük komisyoncuları tarafindan ifa olunur.
Ticarethane müstahdemlerinden gümrük muamelesini ifaya mezun bulunanlar, yalnız o ticarethanenin gümrük muamelesine mahsus olmak üzere Ticarethane sahibi makamına kalm olabilirler.
Madde 2- Anonim ve kooperatif şirketlere ait eşya, Ticarete mahsus olmayan eşyanın gümrük muamelesi eshabi veya hüviyeti malum mütemedi veya memuru tarafindan ifa olunur.
Madde 3- Mensup oldugu ticarethane namına gümrük muamelesini yapacak olan müstahdemler Türkçe’yi layıkıyla söylemek ve yazmakla mükellefdirler.
Gümrük Komisyoncusu olmak için:
a) Türk olmak
b) 20 yaşını ikmal etmiş olmak
c) Türkçe’yi layıkıyla söylemek ve yazmak
d) Sari maraz ile malül olmamak
h) Hileli iflas ile mahkumiyeti olmamak
v) Gümrüğe taallük eden kavanin, nizamat ve mevzuata vukufunu bilimtihan isbat eylemek lazımdır.
Madde 4- Gümrük Komisyonculuğuna talip olanların baladaki seralti haiz oldukları evrak ve vesaik ile tespit edildikten sonra isimleri bir ay müddetle Gümrük İdareleriyle Ticaret Odalarıve Borsaların neşriyat mahallerinde ilan edilir.
Bir ay zarfında aleyhlerine kendi hüviyetlerini tayyin ile tahriren veya madde tasrihiyle bir güna müddeiyat vuku bulmayanlara vesikaları verilir. Rüsumat Müdüriyeti Umumyesince de tescilleri icra olunur.
Madde 5- Gümrük Komisyoncuları, komisyonculuktan baska bir ticaretle mesgul olamazlar.
Madde 6- Gümrük Komisyoncusu olacakların Birinci sınıf gümrükler için 1000’e ikinci sınıf için 500 liralık bir kefaletname tevdi etmeleri lazımdır.
Madde 7- Gümrük Komisyoncuları, tavassut ettikleri muamelat için Rüsumat Müdüriyeti Umumiyesi’nin göstereceği şekilde defter tutmağa ve muamelatına tavassut ettiği tacirlerden ne nam ile olursa olsun aldıkları ve tacir namına sarfettikleri kaffei mebalığı müvazzahan bir deftere kayt etege mecburdur.
Madde 8- Komisyonculuktan başka bir ticaretle mesgul oldukları veya her ne suretle olursa olsun emniyet ve itimadi salip harekette bulunduklari Gümrük Kanunun (88) inci maddesine mezkür Komisyoncularla tahkik ve tespit edilen Komisyoncularin vesikalari 3 seneye kadar muvakkaten istirdat olunur.
Madde 9- Gümrük Komisyonculuğu vesilesile gayri mesru ahvaj ve muamelata tavassut etmek veya sahte sıfat ve hareketle alakadarları igfal eylemek istedikleri yukarıdaki madde mucibinde sabit olan Komisyoncuların vesikaları sureti katideyede istirdat olunur.
Madde 10- Gerek muvakkaten, gerek sureti katiyede vesikaları istirdat olunan Komisyoncularin isimleri, Gümrükler ve Ticaret Odaları ile Borsalarda ilan ve Gümrük mevmuasile nesrolunur.
Madde 11- Dahilden dahile eşyayı ticariye sevkeden Komisyoncular iş bu kanun ahkamina tabi değildir.
Madde 12- Muamelati ticariyesi az olan mahaller İcra Vekilleri Hey’cü kararı ile bu kanun ahkamından istisna edilebilir.
Madde 13- Bu kanun 1 Eylül 1927 tarihinden muteberdir.
Madde 14- Bu kanunun alikamini icraya Maliye Vekili Memurdur

                   

GÜMRÜK TARİHÇESİ

  • GÜMRÜK TERİMİ
  • OSMANLI İMPARATORLUĞU ÖNCESİ DÖNEMİ
  • OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ
      A) TANZİMAT ÖNCESİ DÖNEM
      B) TANZİMAT DÖNEMİ
  • CUMHURİYET DÖNEMİ

  
GÜMRÜK TERİMİ

"Lehçe-i Osmaniye" adlı kitapta "Gümrük" kelimesi, Rumca'dan alınmış ve emtiaya ilişkin rüsumun idare mahallinin ismidir diye tanımlanmış ise de, "Gümrük" kelimesinin Rumca'dan alınma olmayıp, Latince'de ticaret manasına gelen "Commercium" kelimesinden alınmış olduğu anlaşılmaktadır. Zira, gümrük resminin ticaret eşyasından alınan bir vergi olduğu gözönüne alındığında, kelimenin manaya uygunluğu ortaya çıktığından, bu adlandırmanın esasen daha uygun bulunduğu açıktır. Fransızlar "Gümrük"e "Douane" derler. İtalyanca "Dogana" kelimesinden alınmıştır ki, Venedik ve Cenova Cumhuriyetinin Birinci Hakimi'nin ünvanı olan "Doge" adına, hazineye gelir temin etmek için, Venedik'te uygulamaya konulan verginin ismi olmuştur. Venedikliler Ortaçağ'da ticarette büyük gelişme kaydettikleri zaman, bu rüsum uygulamaya konulmuş ve giderekten "Gümrük" kelimesi, hem idarenin ismi (ism-i mekan) ve hem de verginin ismi (ism-i fiil) olarak kullanılmaya başlanılmıştır.

Zamanının ünlü yazarlarından Veyh'in sözlerine göre "Douane" kelimesi, gerek Farisi ve gerekse Arabi "Divan" kelimesinin aynısı olup, Ortaçağ'da Arap gümrüklerine gelen ticari emtiaya ilişkin rüsumun alınmasına memur edilen görevlilerin tamamı anlamına gelen ve "Divan" şeklinde adlandırılan bu ibarenin, o zamanki Latince'ye "Dogan"a şeklinde geçtiği ve oradan da Fransızca'ya "Douane" şeklinde geçerek, dillere yerleşmiş bulunduğu anlaşılmaktadır. ( Süleyman Sudi/Mehmet Ali Ünal (Osmanlı Vergi Düzeni/Defter-i Muktesid))
 

OSMANLI İMPARATORLUĞU ÖNCESİ DÖNEMİ

Bazı yabancı tarihçiler, Türklerin ilk dönemlerde göçebe halinde yaşamış olmalarına rağmen, tarihlerinin başlangıcından beri teşkilatlı bir vergi sistemlerinin bulunduğunu belirtmektedirler. Şüphesiz bu teşkilatlı vergi sistemi içinde gümrükler ile gümrük vergileri de vardır.

Türklerin, Osmanlılardan ve hatta İslamiyet'ten önce de, diğer ülkelerle ticari ilişkiler içinde olduklarına ve bu ilişkiler sonucu gümrük uygulamalarının ve gümrük kurumlarının bulunduğuna dair, sınırlı da olsa, bazı bilgiler mevcuttur.

İslamiyet'ten önce gümrüklerimizle ilgili olarak elde, ancak genel nitelikte bilgiler bulunmaktadır. Dönemin gümrük tekniği ve gümrük işlemleri ile ilgili yeterli bilgi yoktur.

İslamiyetten sonra Selçuklular dönemi de gümrüklerimiz açısından ayrı özellikler taşımaktadır. Nitekim, Selçuklular'da ve daha sonra Anadolu Beylikleri ile İlhanlılar döneminde gümrüklerde, İslam gümrük kurallarından çok, örf kurallarının ve özellikle diğer ülkelerle yapılan ticaret anlaşmalarının uygulandığı anlaşılmaktadır. Selçuklular dönemi ayrıca, Türklerin Bizans'la doğrudan ilişkide bulundukları bir dönemdir.

Selçuklular döneminde Türkler aynı zamanda diğer islam ülkeleri ile de yakın ve devamlı ilişkiler içinde idiler.

Bu ilişkiler sonucu Selçuklular dönemi, Türklerin Karahanlılar, Gazneliler, ve Samanoğulları gelenekleri ile Sasani ve İslam geleneklerinden etkilenerek, devlet kurumlarını düzenledikleri, daha sonra da diğer milletleri çeşitli açılardan etkiledikleri ve İslam ülkelerinde Türk örf ve geleneklerinin yayıldığı bir dönemdir.

Şüphesiz, bütün bu gelişmeler dolayısıyla Selçuklular dönemi, aynı zamanda gümrüklerimiz açısından da, bazı karşılıklı iktibasların yapıldığı bir dönem olmuştur.

Tarihçiler, Büyük Hun Devleti'nin (M.Ö. 161-126) belirli vergi sistemleri ile ticari ilişkilerinin ve gümrüklerinin olduğunu, Göktürkler'de (552-744) gümrük vergisi uygulaması ile gümrük memuru bulunduğunu, Uygurlar'ın (744-1353) gümrük kurumlarının olduğunu, Saman Oğulları'nda gümrük vergisinin eşyanın kıymeti üzerinden değil, yük üzerinden alındığını, muntazam bir gümrük teşkilatlarının bulunduğunu, gümrük müfettişliği müessesesinin olduğunu, Karahanlılar'ın da, Saman Oğullarının gümrük teşkilatlarını aynen devam ettirdiklerini, Gazneliler'de gümrük terimlerinin bulunduğunu ve Anadolu Beylikleri'nde de gümrükler ile gümrük vergisi olduğunu kaydetmektedirler.
 

OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ

TANZİMAT ÖNCESİ DÖNEM
TANZİMAT DÖNEMİ

Bazı yabancı tarihçiler, Osmanlı İmparatorluğu'nda birçok idari ve mali kurumların, İstanbul'un fethinden sonra toplu bir şekilde Bizans'tan alındığını yazmaktadırlar. Bazı tarihçiler de, gümrüklerimizin İstanbul'un fethinden sonra kurulup düzenlendiğini belirtirler.

Ancak, gümrüklerimizin İstanbul'un fethinden sonra kurulup düzenlendiği ve bu düzenlemelerin de, Bizans gümrük sisitemi esas alınarak yapıldığı yolundaki görüşler, mevcut bilgilerle çelişmektedirler.

İstanbul'un fethinden sonra gümrüklerimizle ilgili yapılmış olan düzenlemeler, Fatih Kanunnamesi'nin başlangıcında yer alan Hatt-ı Hümayun'da belirtildiği şekilde, ötedenberi yazılı ya da gelenek şeklinde uygulanmakta olan diğer kurallarla birlikte, gümrük kurallarının da bir araya getirilmesi, derlenmesi ve bir sıra halinde tasnif edilmesidir.

Osmanlı İmparatorluğu'nda gümrüklerimiz ve gümrük vergisi konusu tanzimat öncesi dönem, tanzimat dönemi ve ikinci meşrutiyet dönemi olarak üç ayrı bölüm halinde ele alınmaktadır.
 

A-TANZİMAT ÖNCESİ DÖNEM :

Osmanlılarda "Gümrük" kelimesi maliye dilinde yer (mekan) anlamına kullanılmıştır. "Gümrük" kelimesi hem anlamı ve hem de konusu itibariyle, Osmanlı mamul ve mahsullerinin yabancı memleketlere ve yabancı memleket mamul ve mahsullerinin de Osmanlı Devleti'ne ithal veya ihraç edilmesi sırasında, ithal veya ihraç eşyasının çıkarıldığı, getirildiği daire anlamında kullanıldığı gibi, genel kullanımda bu kelime, bu daireye çıkarılan her türlü eşya üzerinden alınan resim anlamına da gelmektedir.

Bu tarife göre, gümrük resmi esasen Osmanlı Devleti'nden yabancı ülkelere veya yabancı ülkelerden Osmanlı Devleti'ne ithal veya ihraç olunan eşya üzerinden alınan bir çeşit ticaret vergisi ise de, ülke toprakları içinde bir iskeleden diğer bir iskeleye denizden, bir şehir veya kasabaya karadan nakledilen veya çıkarılan eşyadan da, muhtelif isimler altında asırlarca gümrük resmi alınmış, daha sonra bunlardan bir kısmı zaman içinde kaldırılmıştır.

Diğer taraftan, Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey zamanında, bazı geçiş yerlerinde "Meks" adı altında "Baç" biçiminde bir tür vergi alınırdı. Ancak, halk Meks'in şeriata uygun olmadığını düşündüğünden, "Mekkas" diye adlandırılan gümrük memurluğu mesleğine karşı o dönemlerde fazla ilgi göstermez ve bu görevi almaktan kaçınırlardı.

Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan daha sonraki yıllarda "Üşur" ve "Bac" adı altında tahsil edilen vergiler vardı.

Tarihçiler, "Üşur" adı ile gümrük resminin konulma esasının ve tarh sebeblerinin şer'i olduğunu, sonraları buna bir takım usul ve kaideler de zam ve ilave edilerek gümrük resminin çeşitli değişikliklere uğradığını, "Üşur"un tahsilinin meşru olduğunu, ancak, zorla alınan bir vergi demek olan "Bac" resminin tahsilinin şer'i olmayıp, örf ve adede dayandığını, "Bac" resmi tamamen ayrı bir şey iken, bazı mahallerin maliyesinin ikisini de birleştirerek, uzun zamanlar öylece tahsil ettklerini, yani geçirilen bir maldan hem gümrük ve hem de çeşit çeşit adlarla "Bac" resmi alındığını belirtmektedirler.

Osmanlı İmparatorluğu'nda tanzimat öncesi döneme rastlayan tarihlerde tahsil edilen resimlere "Ezmine-i Atika Gümrükleri" denilirdi. Bunlar tahsilleri zaman içinde çeşitli kanun ve nizamlarla kararlaştırılmış olan ve yabancı devletlerle hiçbir anlaşmaya bağlı bulunmayan rüsumattır.

O dönemlerde, sözüedilen bu gümrük vergilerinden; eşyanın geldiği ülke, gideceği yer ve yerli veya yabancı olup olmadığı gözetilmeksizin, gerek karadan ve gerekse denizden getirilen veya nakledilen, her türlü mal ve ticari eşyadan alınan gümrük resmine "Amediyye", eğer bu mal ve eşya evvelce dahil olduğu mahalde sarf ve istihlak olunmayarak diğer mahalle nakledilirse, ondan alınan gümrük resmine "Reftiyye" , eğer eşya dahil olduğu mahalde sarf ve istihlak olunacak olduğu takdirde, ondan alınan gümrük resmine "Masdariyye" ve yabancı memleketten gelip, dahilde sarf olunmayarak, bir başka yabancı memlekete sevkedilen eşyadan alınan resme de "Müruriyye" deniliyordu.

"Masdariyye" resmi, şimdiki mevzuat gözönüne alındığında bir nevi tüketim vergisi anlamına gelmektedir ki, sonraları gümrük işlemlerinden kaldırılmış ve o tarihlerde sadece İstanbul Balıkhanesi'ne mahsus kalmıştır.

Öte yandan, bu dört çeşit verginin konulması aynı anda olmamış, belki asırlar boyu elde edlen tecrübeler, yabancı devletlerle yapılan anlaşmalar ve beliren ihtiyaçlar nedeniyle zaman içinde muhtelif nizamname ve talimatlarla uygulanmaya başlamıştır.

Gümrük Resmi genelde kıymet esasına göre tesbit edilirdi. Ancak, bu sistem tüccarla gümrükçüler arasında malın gerçek değerinin tayini hususunda devamlı tartışmalara sebeb olduğundan, 18 inci yüzyıldan itibaren gümrük resimleri, belli tarihteki mal fiyatlarına göre tesbit edilen spesifik tarifeler üzerinden alınmaya başlandı.

Öte yandan, daha sonra yapılan ticaret anlaşmaları nedeniyle, tanzimat döneminde göreceğimiz Rüsumat Emaneti tarafından, bu "Amediyye", "Reftiyye" ve "Masdariye" tabirleri tamamen ortadan kaldırılmış ise de, bu tabirler eski gümrükçülerin dillerinde daha sonraları da kulanılmışlardır.

Bu tabirlerin yerine, yabancı memleket mahsul ve mallarından dahilde sarf olunmak üzere Osmanlı İmparatorluğuna gelen mal ve eşyadan alınan gümrük resmine "İdhalat Resmi", yerli mahsul ve mallardan yabancı memleketlere ihraç olunan mal ve eşyadan alınan gümrük resmine "İhracat Resmi" ve yabancı memleketlerden gelip, dahilde sarf olunmayarak diğer bir yabancı memlekete geçirilen mal ve eşyadan alınan resme de "Müruriyye" denilmeye başlanılmıştır.

Osmanlılar, "gümrük resmi"ni, uygulama ve etkisi yönünden bakılacak olunduğunda devlet gelirleri içinde en zoru, tahsil edilmesi açısından bakılacak olunduğunda da, en çabuk elde edileni olarak görmüşlerdir ki, doğrusu da budur.

Yabancı devletlerle ticaret anlaşmaları yapılıncaya ve gümrük tarifeleri konuluncaya kadar, Osmanlı Devleti'nde gümrük gelirleri, hazine defter gelirleri içinde önemli bir yer tutamadığı gibi, her yerde dahi eşit gümrük resmi uygulaması mevzu bahis olamamıştır

Diğer taraftan, Osmanlılar'da gerek mevki itibariyle konumu ve gerekse eşya cinsi gözönüne alınarak, gümrüklere de farklı isimler verilir, bunlardan deniz kıyısında bulunanlara "Sahil Gümrükleri", sınır boyunda kurulu olanlara "Hudud Gümrükleri" ve orta yerde bulunanlarına da "Kara Gümrükleri" adı veriliyordu.

Kara gümrükleri genelde iç ticaret mallarına yönelik iken, sahil gümrükleri hem iç hem dış ticaret malları için sözkonusu oluyordu. Gerçekten İstanbul, İzmir, Antalya, Selanik, Beyrut, Trabzon, Kefe gibi merkezler sadece dış ticaret değil, deniz taşımacılığının daha ucuz ve bazı hallerde daha kolay oluşu nedeniyle, iç ticaret için de önemli liman ve gümrük merkezleriydi. Bunların yanında daha az işlek olan ikinci derecedeki limanlarda da gümrükler bulunuyordu. Kara yoluyla yapılan ticarette gümrük resmi alınması kara gümrüklerinin kurulmasını gerektirmişti. Bursa, Erzurum, Tokat, Diyarbakır, Bağdat, Şam, Halep, Edirne ve Belgrad gibi büyük şehirlerden başka, daha küçük yerlerde de kara gümrükleri vardı.

Küçük gümrükler genellikle yakınındaki büyük gümrüklere bağlanır ve bir ferman gönderilmesi, yahut iltizama verilmesi gibi durumlarda yalnız büyük gümrük adı yazılır, diğerleri için ise, "ve tevabi' gümrükleri" (ve bağlı gümrükleri) denilmekle yetinilirdi. 1801 yılında Osmanlı Gümrüklerinin sayısı 100' ün üzerindeydi.

Osmanlı İmparatorluğu'nda, kara gümrükleri kurulması gerekliliği doğunca ve bazılarının da bağlı bulundukları mahallere nakli sözkonusu olunca, büyük kazalarda ihracat gümrükleri ile ithalat gümrükleri birbirinden ayrılmış, bazı büyük iskelelerde de eşya bazında birbirinden ayrı gümrük idareleri kurulmuştur. Örneğin, emtia gümrükleri ile zahire denilen kuru gıda gümrükleri birbirinden ayrı idare edilirken, kuru meyva ile yaş meyva gümrükleri de farklılaştırılmış ve hatta, giriş gümrük kapısı ve mahreç ülke itibariyle de farklı gümrük idareleri tefrik olunmuştu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk dönemlerinde, diğer vergiler gibi gümrük vergileri de, mali yapı içinde hazineye bağlı olarak "İltizam" ve "Emanet" şeklinde adlandırılan iki ayrı usule göre toplanıyordu. Gümrükler de, madenler, darphaneler ve dalyanlar gibi birer kiralama konusu idi. Bu tür kiralamaya konu olan gelir getirici yerlere "Mukataa" deniliyordu. Bütün mukataalar gibi gümrükler de zaman içinde iltizam ve emanet usulü ile idare edilmişlerdir.

Vergilerin devlet memurları vasıtasıyla toplanması anlamına gelen emanet usulü ile idarede "Emin", Devlet tarafından tayin edilen bir memur statüsündeydi. Toplanan gümrük vergileri Gümrük Eminleri ve memurlar vasıtasıyla hazine hesabına alınıyordu. Buna göre, gümrükte çalışanların maaş ve aylıkları, kira, kırtasiye, temizlik ve yakacak masrafları, gümrüğüne göre ödenmesi planlanan tophane, baruthane, kale neferleri ulufeleri gibi harcamalar çıktıktan sonra, artan para merkeze yollanıyordu.

Bir gümrüğün iltizama verilmeden önce hasılatının tam olarak bilinmemesi, iltizama çıkarıldığında istenilen rakamı bulamaması, yahut arızi bazı sebeblerden dolayı bir gümrüğün gelirinin azalması gibi hallerde, "mukataa" emanet yoluyla idare edilirdi.

İltizamlar açık artırma yoluyla yapılıyordu.Gümrük gelirleri 1-3 yıllık sürelerle "Mültezim" denilen müeahhitlere ihale ediliyordu. İhalede, bir bakıma teminat olarak, sarrafların kefaleti de, taahhüd olarak aranırdı. Diğer mukataalarda olduğu gibi, gümrük mukataalarında da tek bir gümrük değil, bunların birkaçı bir arada, hatta bazan dalyan, pencik vb. resimlere ait mukataalar da eklenerek iltizama verilirdi. Bundan maksat birinin karının diğerinin zararını telafi etmesiydi. Örneğin, 1111-1112 de (1699-1700) İstanbul, Galata, Gelibolu, Tekirdağ, Ereğli, Silivri, Enez, Bandırma, Edincik, Mudanya, İzmit ve bağlı iskeleri gümrükleriyle, rüsum-ı reft, dellaliye, kara gümrüğü ve bağlantıları, dalyan-ı mahi, rüsum-ı masdariyye, Edirne gümrüğü, İzmir ve Sakız gümrükleri ve bağlı mukataası birlikte iltizama çıkarılmıştı. Bazan, emanetle idare içinde de iltizama gidilebiliyordu. Eğer mukataa bir gümrük memurunun maaşını dahi karşılıyamıyacak kadar az gelir getiriyorsa, o takdirde emin tarafından maktu olarak ihale edilebiliyordu.

İltizamla idarede mültezim, iltizam bedelinin bir miktarını "muaccele" adıyla peşin olarak öder, kalanı takside bağlanırdı. Mültezim'in hazineye ödediği miktarın üstünde elde ettiği gelir de onun karı olurdu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun kurulmasından tanzimata kadar dahili gümrük rüsumunun tahsil usulü, belirtilen şekilde idi. Bazı önemli eyaletler ve yurtluk ve ocaklık şeklinde idare ettirilen bazı sancaklar hariç, bütün mahallerin gümrükleri, o zamanların terimlerince "mefruzu'l-kalem" ve "maktu'ü'l-kıdem" şeklinde kabul edilip, bazı güvenilir kişiler vasıtasıyla idare ettirilmiş, iltizam usulünün tamimi sırasında da, İstanbul gibi büyük olmayan mahallerin gümrükleri, sarrafların taahhütleri altında mültezimlere ihale olunmuş ve gümrüklerin yıllık gelirleri tamamen devlet hazinesine irad kaydedilmiştir.

B- TANZİMAT DÖNEMİ :

Osmanlı İmparatorluğu'nda tanzimat öncesi dönemde, gümrük vergilerinin toplanması iltizam usulüne göre müteahhitler aracılığıyla yapılıyordu. Ancak, mültezimlerin kendilerine büyük menfaatler sağlamaları dolayısıyla bu konuda çeşitli şikayetler de vaki oluyordu.

Bu şikayetlerin de etkisi ile iltizam usulü 1840 yılında terkedildi ve emanet usulü uygulamasına geçildi. İstanbul ve çevresi için "İstanbul Emtia Gümrüğü" kuruldu ve öteki yörelerde de maaşlı memurlar görevlendirildi.

Bu tarihte emanet usulü uygulamasına geçilirken ve gümrükler maliye hazinesine nakledilirken, o zamana kadar bazan gümrük resimleriyle birlikte ve bazan da ayrı olarak ihale edilen bütün belediye rüsumları da, hazinenin denetimi altına alınmış, (Dersaadet) İstanbul ve bağlı gümrükleri yeni kurulan İstanbul Emtia Gümrüğü Emanetine ve Dersaadet'in müteferrik belediye resimleri de sonradan "Şehr Emaneti" adını alan "İhtisab Nezareti"ne nakledilerek katılmış, taşraların benzer gümrük ve belediye resimleri de birbirinden ayrılıp, vergi tahsildarlarının nezaretleri altında olmak kaydıyla, özellikle seçilen ve tayin olunan maaşlı ve yeminli memurlar vasıtasıyla idare ettirilmiş,

bunların maaş ve masraflarından arta kalan gelirlerinin, mahalli mal sandıklarına yatırılması usulü getirilmiş, o tarihe kadar gümrük olmayan yerlerde de gümrük idareleri kurulması ayrıca kararlaştırılmıştır.

Bütün gümrüklerin nezareti herne kadar maliye hazinesine havale edilmiş ise de, bu havale, sadece gümrük gelirlerinin maliye hazinesine gönderilip burada toplanmasından ve kesin hesaplarının vaktı zamanında görülmesinden ibaret bir nazariye olmuştur. Bu nedenle, faaliyet ve icraat sırasında vukua gelecek sorunların halli ve düzeltilmesi bakımından, bütün gümrükler için güvenilir bir merci tayini gerekli görüldüğünden, bu çeşit sorunlar için de "İstanbul Emtia Gümrüğü" merkez tayin olunmuştur. Herhangi bir gümrük uygulamasına ilişkin bir tartışma vuku bulduğunda veya gümrük uygulamasından kaynaklanan bir hususun doğruluğu yönünden şüphe vaki olduğunda, gereğinin ve olunacak işlemin İstanbul Emtia Gümrüğü'nden sorulması ve alınacak cevaba göre de işlem yapılması bütün gümrüklere bildirilmiş, hatta, o dönemlerde kurulan "Ticaret Mahkemeleri" de İstanbul Emtia Gümrüğü'ne nakledilmiştir.

Bu nedenle, gümrüklere ait herhangi bir sorun veya şikayet vaki olduğunda, önce İstanbul Emtia Gümrüğü'ne havale olunur ve oradan yazılan ilam üzerine gereği yapılırdı ki, bu ilam keyfiyeti "Rüsumat Emaneti"nin kurulmasına kadar devam etmiştir.

Yine o tarihlerde, gümrüklerin yıllık gelirlerinin İstanbul Emtia Gümrüğü defterlerine kaydedilmesi ve sene sonunda da muhasebeleştirilerek, maliye hazinesine verilecek icmale derc edilmesi hususu karar altına alınmış ve yazılan bir genel emirle herbir mahalde bulunan idarelerinin, bu gümrük rüsumatı için başka defterler tutması, bahsi geçen defterlerde kayıtlı gelirlerini her ay sonunda mal sandığına teslim etmesi ve buna dair vergi tahsildarlıklarından alınacak makbuz senetlerinin de, İstanbul Emtia Gümrüğü'ne gönderilmesi veya tevdi edilmesi hususları tamim edilmiştir.

Ancak, Emanet usulünün bu uygulaması da ancak, 1841 yılı sonlarına kadar sürmüş ve 1842 yılında tekrar iltizam usulüne dönülmüştür.

Zira, hazinece, gümrüklerin emaneten idare olunmasından beklenen gelir ve fayda bu dönemde gerçekleşmemiş ve aşağı yukarı bunların birer senelik gelirlerinin yetersizliği de görülüp anlaşılmıştır. Bu nedenle, İstanbul Emtia Gümrüğü ve bağlantıları ile yakın gümrükler ve Yemen gümrükleri, eskiden olduğu gibi emaneten idare olunmak ve İstanbul Emtia Gümrüğü emaneti, eskisi gibi işar ve istişaratda danışma merci olarak tanınmak üzere, geri kalan bütün gümrüklerin, bazıları takım takım birleştirilmek, bazıları da mal bazında ayrılmak suretiyle, birer, ikişer veya üçer sene süreyle idare olunmak ve kar ve zararları da kendilerine ait bulunmak kaydıyla, sarrafların taahhüdü altında müzayede yoluyla mültezimlere ihalesi kararlaştırılmış, böylece 1842 yılında tekrar iltizam usulüne dönülmüştür. Bu usul gümrüklerin tamamının emaneten idareye bırakıldığı 1858 senesi sonuna kadar devam etmiştir.

İltizam usulünde gümrükler ithalat ve ihracat şeklinde ayrı ayrı kalem itibar edilerek çeşitli mültezimlere ihale olunduğu gibi, mal bazında ayrı kalemler halinde de farklı mültezimlere ihale edilebiliyordu.

Sahil şehirlerine gidecek malların gümrük resimleri, prensip olarak, çıktıkları değil vardıkları yerde alınırdı. Bu durumda, malın çıktığı gümrükte tüccara, malların cins ve miktarını ihtiva eden bir "İlmühaber Kaimesi" verilirdi. Malın vardığı büyük gümrükte vergisi ödendiği zaman ilmühabere meşruhat düşülür ve istendiğinde dönüşte ilk gümrüğün yetkililerine bu ibraz olunarak borcun ödendiği isbat olunurdu. Bundan maksat kaçakçılığın önlenmesiydi. Zira, tüccarın, İstanbul'a veya başka bir büyük şehire götüreceğini söyliyerek, mallarını gümrükten resim ödemeden geçirdikten sonra, gümrük bulunmayan yollara saparak satması da nadir rastlanan olaylardan değildi.

Ancak, gümrük resminin malın vardığı gümrükte alınması da, zaman zaman problemlerin çıkmasına sebebiyet verebiliyordu. Bunun için 1857 yılında "Mahreç Nizamnamesi" adıyla yayınlanan bir nizamname ile gümrük resminin malın çıktığı yerde alınması prensibi getirildi.

Sonradan kurulan (Muhdes) kara gümrükleri 1843 te kaldırıldı. Fakat, eskiden beri mevcut olduğu için "Kadim" adıyla anılanlar sürdü. Ancak, bu uygulama, sahil gümrükleri ile eski kara gümrüklerinin bulunduğu Osmanlı şehirleriyle, sonradan kurulan gümrüklerin bulunduğu yerler arasında, birincilerin aleyhine bir durumun ortaya çıkmasına sebeb oldu. Birincilerin yakınındaki yerler, mahsul ve mamuller için %8 gümrük resmi öderken, diğerleri bundan muaf tutulmuştu. Diğer konulardaki şikayetlerle beraber, tütün, enfiye, müskirat ve tuz hariç olmak üzere bütün kara gümrükleri kaldırıldı.

1859 senesi Mart'ından itibaren, taşraların gerek sahil ve hudut ve gerekse kara gümrükleri itibariyle birtakım emanetlere bölünmesi ve tamamının emanet usulü ile idare edilmesinin daha hayırlı olacağı, Maliye Nezareti'nden, bir Takrir ile Bab-ı Aliye arzedilerek bildirilmiştir. Bunun üzerine, bütün sahil, kara ve hudud gümrükleri için onyedi Gümrük Emaneti kurulmuştur. Emanetlerin her birine "Emin" ünvanıyla ve yüksek maaşlar tahsis edilerek müstakil kişiler tayin edilerek mahallerine gönderilmişlerdir.Bu sırada Gümrük Eminleri'nin maiyetlerine de birer muhasebe, birer tahrirat baş katibi tayin olunmuş ve bunların mahallerinde tutacakları defterlerin talimat ve numuneleri de, İstanbul Emtia Gümrüğü'nün defterlerine uygun olarak tanzim edilmiştir.

Gümrüklerin çalışmaları 1860 senesi sonuna kadar münferiden bu tarzda devam etmiş ve gümrük kuralları çeşitli yönetmeliklerle düzenlenmeye çalışılmış, aynı yıl yapılan ticaret anlaşmaları üzerine düzenlenen tarifelerle, tuz ve tütün inhisarları hakkında yeniden kaleme alınan nizamnamelerin, sene sonundan itibaren uygulamaya konulması kararlaştırılmıştır..

Öte yandan, gerek iltizam ve gerekse emanet usullerinin tatbikatında çeşitli şikayetler oluyordu. O dönemde aynı zamanda teşkilatın yapısı da çok yetersizdi. Gümrük İdarelerinin herbiri ayrı ayrı ve doğrudan hazineye bağlıydı. Aralarında herhangi bir bağlantı yoktu. Memurlar da iltizam usulünün uygulandığı mültezimler döneminde çalışan kimselerden oluşuyordu.

Diğer taraftan, tanzimat döneminde ıslah edilmesi öngörülen idari kuruluşlardan birisi de devletin mali teşkilatı idi ve keza, belirtilen nedenlerle, gümrüklerin ıslahı yönünde de düşünce ve çalışmalar vardı. Keza, onsekizinci yüzyıla gelinceye kadar genellikle devlet içinde sadece bir "gelir" unsuru olarak görülen gümrükler, özellikle ondokuzuncu yüzyılda Avrupa'da sanayi devriminin gerçekleşmesi, üretimde ve uluslararası ticarette büyük gelişmeler olması sonucu önem kazanmış, gümrük konuları ve sorunları ile kaçakçılıkla mücadele daha ön plana geçmiştir. Bu gelişmelere paralel olarak, gerek batılı ülkelerde ve gerekse Osmanlı İmparatorluğu'nda gümrüklerle ilgili yeni düzenlemelerin yapılması zorunluluğu doğmuştur

En son Emanet Usulü'nün uygulanmakta olduğu bu dönemde, gümrük eminleri doğrudan Hazineye bağlı olduğundan, aralarında herhangi bir irtibat bulunmadığından ve hatta bir dağınıklılık sözkonusu olduğundan, gümrüklerin bu durumdan kurtarılması için teşkilat yapısı ile ilgili yapılan çalışmalar sonucu, 1859 yılı Mart'ından itibaren onyedi emanete ayrılmış olan taşra gümrük idareleri, Hazine yerine daha önce kurulmuş bulunan İstanbul Emtia Gümrük Eminliği'ne bağlanmıştır. O dönemde İstanbul Emtia Gümrük Emini Mehmet Kani Paşa idi. Daha sonra da "Emanet" ünvanı "Nezaret" ünvanına çevrilmiş, taşra tuz ve tütün idareleri de nezaretlere bağlanmış ve bilahare, "Duhan" (Tütün) ve "Memleha" (Tuz) İdareleri de İstanbul Gümrük Eminliğine bağlanmış ve 1861 yılında da İstanbul Emtia Gümrük Eminliği ünvanı kaldırılarak, "Rüsumat Emaneti" kurulmuştur. Taşradaki Gümrük Emanetleri de Müdürlük adını almıştır. İlk Rüsumat Emini Mehmet Kani Paşa olmuştur.

Emanet ünvanının "Nezaret" ünvanına çevrilmesi ve taşra tuz ve tütün idarelerinin de Nezaretlere bağlanması "Rüsumat Nezaretlerinin Sureti Teşkillerile Tayin Olunan Rüsumat Nazırlarının Keyfiyeti Memuriyetlerine Mütedair Talimatname" ile yapılırken, gümrüklerin muamelatının bir düzene konulması, gümrükçüler arasında teknik bilgisi yüksek ve muktedir adamlar yetiştirilmesi, bunların vazifelerinin belirlenmesi, bunların arasında kabahatleri zuhur edenlerin muhakemelerinin icrası ile cezalarının tertip ve tayini ve sadakatle görev yapanların yükseltilmeleri, bir "Mutlak Yetki" ile Mehmet Kani Paşa'ya verilmiştir. 1876 tarihli Rüsumat Salnamesi'nden, Rüsumat Emaneti'nin merkez teşkilatı ile görevlileri aşağıdaki şekilde tesbit edilmektedir.

RÜSUMAT EMANET-İ CELİLESİ

 Rüsumat Emini : Kani Paşa

Muhasebecisi : Rüştü Efendi

 MECLİS-İ RÜSUMAT

Reis : Süleyman Sıdkı Bey

Aza : Kemal Bey

: Ali Haydar Bey

: Sadık Bey

: Süleyman Bey

: Başkatip inzimamiyle Cemal Bey

: Ragıp Efendi

: Mehmet Bey

: Rafet Bey

: Behçet Bey

: Başkatip Muavini Süleyman Bey

ZABİTAN-I AKLAM

Rüsumat Muhasebe Mümeyyiz-i Evveli : Arif Efendi

Meclis-i Rüsumat Kalemi Mümeyyizi : Mustafa Bey

Tahrirat Kalemi Mümeyyizi : Vehbi Efendi

Sergi Mümeyyizi : Mehmet Bey

Sertahsildar : Arif Bey

Evrak Müdürü : İsmet Bey

Rüsumat Muhasebe Mümeyyiz-i Sanisi : Süleyman Efendi

Tatbik Odası Mümeyyizi : Hasan Efendi

İstatistik Mümeyyizi : Cemal Efendi

 Daha sonra Maliye Nazırlığı da yapan ve Türkçe'den başka Arapça, Fransızca ve İtalyanca da bilen ilk Rusumat Emini Mehmet Kani Paşa, gerek maliyede ve gerekse diğer devlet dairelerinde görevli bulunan katiplerden, en çalışkan ve yeteneklilerini yüksek maaşlar tahsisi ile Rüsumat Emaneti'ne almış, ayrıca, gümrüklerle ilgili önemli düzenlemeler meyanında bulunan, altmışdört maddeden oluşan "Dersaadet Gümrükleri İle Mülhakat Gümrüklerinin Muamelei Dahiliyesine Dair Nizamname"yi hazırlayarak, 1861 yılında uygulamaya koymuştur.

Diğer taraftan, ticaret anlaşması hükümlerince hile ve hud'anın önlenmesi açısından gerekli görülen tedbirlerin alınması, devletin yetkisinde olduğundan, hem hazine menfaatlerinin korunması hem de ticaret erbabının muamelatının daha da emniyete alınması için, Rüsumat Emaneti'nce, yedi maddeden oluşan ve bir çok fıkrası oldukça önemli ve yararlı bulunan bir "Nizamname" daha yürürlüğe konulmuştur.

Böylece, Tanzimat dönemi yapılan bu yeni düzenlemelerin bir sonucu olarak, Gümrükler Maliye'den ayrılarak, doğrudan Sadrazamlığa bağlı bir teşkilat olarak, "Rüsumat Emaneti" adı altında organize edilmiş, "Gümrük Müfettişliği" ihdas olunmuş ve ayrıca, Gümrük Muhafaza Teşkilatı kurulmuştur.

Gerçekten, Tanzimat döneminde teşkilatla ilgili bir diğer çalışma da Gümrük Muhafaza teşkilatı ile ilgili bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu ile diğer ülkeler arasında 1861 yılında yapılan ticaret anlaşması ile gümrük vergilerinin artırılması sonucu, gümrük kaçakçılığı olayları sayısında da artışlar görülmüştür. Kaçakçılıkla mücadele yönünden bir tedbir olarak yeni bir teşkilatın kurulması düşünülmüş ve Rüsumat Emaneti bünyesinde, ilk olarak Gümrük Muhafaza Teşkilatı kurulmuştur. Ancak, Gümrük Muhafaza Memurları 1861 yılından önce de vardı ve sadece mültezimlerin bölgelerini koruma görevi yapıyorlardı.

Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın da kurulmasından sonra, görülen işler ve bağlı bulunan kuruluşlar itibariyle Rüsumat Emaneti'nin, Cumhuriyet Döneminde göreceğimiz Gümrük ve Tekel Bakanlığı'nın idari yapısına benzer bir hüviyet gösterdiği anlaşılmakta ve Maliye Nezareti'nin 1838 yılında kurulmuş olduğu gözönüne alındığında da, bu tarihten 23 yıl sonra Gümrük Teşkilatının Osmanlı İmparatorluğu'nun idari yapısı içinde, müstakilen organize edilebilmiş olduğu görülmektedir.

Burada, Osmanlı Devleti'nin mali yapısı ile ilgili yapılan çalışmalar sırasında, Rüsumat Emini Kani Paşa'nın da bu çalışmalara katılmasına dair, gerek Maliye Nezareti'ne ve gerekse Rüsumat Emini olarak adı geçene, Sadaret Makamı'ndan yazılan 1276 tarihli Tezkere'lere yer veriyoruz.

"Maliye Nezaret-i Celilesi'ne Islahat-ı Maliye Komisyonu'nda gümrüklerce dahi ba'zı ıslahat müzakere olunmakda olduğu cihetle gümrük emini devletlü paşa hazretlerinin işbu komisyona me'muriyeti hususuna bi'l-istizan irade-i seniyye-i cenab-ı şehinşahı müte'allik ve şeref-sudur buyurulmuş ve mantuk-ı alisi üzre keyfiyet müşarun-ileyh hazretlerine bildirilmiş olmağla beyan-ı hal siyakında tezkire.".

 "Kani Paşa Hazretlerine

Islahat-ı maliye zımnında haftada bir kere akd olunmakda olan komisyonda gümrüklerce dahi ba'zı ıslahat müzakere olunmakda olduğu cihetle zat-ı devletlerinin işbu komisyona me'muriyetleri hususuna bi'l-istizan irade-i seniyye-i cenab-ı şehinşahı müte'alli ve şeref-sudur

buyurulmuş ve mantuk-ı alisi üzre keyfiyet maliye nazırı devletlü paşa hazretlerine bildirilmiş olmağla beyan-ı hal siyakında tezkire.".

Diğer taraftan, Rüsumat Emaneti kurulduktan sonra, İstanbul Gümrük Emini Kani Paşa'nın Rüsumat Emini olarak atandığına dair, Sadaretten tüm Kaymakamlıklara gönderilen 1278 tarihli Talimat da, o dönemde gümrüklere atfedilen önemin bir belgesi olarak aşağıya alınmıştır.

"Vülat-ı ızam ve mutasarrıfın-i kiram hazeratıyla kaymakamlara

Saye-i tevfikat-vaye-i hazrett-i şahanede ıslahat-ı maliye hakkında ittihaz kılınan tedabirin cümlesinden olmak üzre Rüsumat Emanet-i behiyyesi dahi Gümrük Emini devletlü Kani Paşa hazretleri uhdesine ilave-i me'muriyet kılınmış olup beyana hacet olmadığı vechile varidat-ı ma'lume-i rüsumiyyenin idare ve icra'atına bi-mennihi te'ala gelecek Mart ibtidasında bed' ve mübaşeret olunacağına ve bunun cesamet ve ehemmiyeti meydanda bulunduğuna bina'en işbu rüsumat maddesine müteferri kaffe-i hususatda müşarun-ileyh hazretleri tarafından vaki olacak iş'aratın hiç bir mahalle müraca'at olunmaksızın ve te'kide hacet bırakılmaksızın bila-imhal derhal tamamıyla tesviye-i icabatına sa'y u gayret olunması hususunun bi'l-cümle vülat-ı ızam ve mutasarrıfın-i kiram ve kaymakamlara şimdiden tavsiye ve iş'ar edilmesi Encümen-i Mahsus-ı Meşveret kararı icabından ve müte'allik buyurulan irade-i seniyye-i cenab-ı Padişahı iktiza-yı alisinden bulunmuş ve mantuk-ı alisi üzre suret-i hal ta'mimen her tarafa bildirilmiş olmağla oraca dahi bundan böyle müşarun-ileyh hazretlerinin bu babda vuku bulacak tebligatının tamamı-i icrasına müsara'at ve her halde ibraz-ı me'ser-i meham-şinas ve reviyyete sarf-ı nakdine-i himmet olunması siyakında işbu şukka tahrir ve tesyir kılındı.".

Öte yandan,Tanzimat Dönemi'nde yapılan önemli çalışmalardan birisi de, ekonomik alanda olmuş ve Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa arasında ve daha sonra da diğer devletlerle aktedilen 1838 tarihli Ticaret Anlaşmasının yerine, 1861 yılında yeni bir Ticaret Anlaşması yapılmıştır.

Bu yeni anlaşma ile 1838 anlaşmasında % 5 olarak düşük tesbit edilmiş olan giriş gümrük vergisi % 8 olarak arttırılırken, % 12 olarak yüksek tesbit edilmiş olan ve bu nedenle esasen sınırlı olan ihracatımızı olumsuz yönde etkileyen çıkış gümrük vergisi % 8 olarak indirilmiş ve % 1' e kadar da her sene % 1 oranında azaltılması kararlaştırılmıştır. Lehimize olan bu hükümlerin yeni ticaret anlaşmasına yansıtılabilmesi, şüphesiz o günün şartları altında bir başarı idi. Diğer taraftan, 28 yıl süreli olan 1861 tarihli ticaret anlaşmasının sonunda, giriş gümrük vergisinin arttırılması istenmiş ise de, diğer taraf devletler bu arttırıma yanaşmamışlar, nihayet uzun çabalardan sonra 1907 yılında giriş gümrük vergisi % 11 e yükseltilebilmiştir.

1861 tarihli ticaret anlaşması ile sağlanan diğer bir hak da, manifesto verilmesi mecburiyetinin getirilmesi konusunda olmuştur. Bu tarihe kadar, limanlarımıza gelen yabancı gemilerin gümrük idarelerine manifesto verme zorunlulukları yoktu. Gümrüklü malları istedikleri gibi yükler veya boşaltırlardı. Manifesto ise gümrüğe gelen bir malın gümrük idaresince takibi yönünden en önemli belgedir. Gümrükçüler tarafından oldukça sık kullanılan "Gümrük manifestonun verilmesiyle başlar" deyimi hatırlanıldığında, 1861 tarihli ticaret anlaşması ile o tarihte yabancı gemilere gümrüklere manifesto verme mecburiyetinin sağlanabilmesinin ne derece önemli olduğu görülmektedir.

Diğer taraftan, Rüsumat Emaneti'nce, meslekte uzmanlaşmış gümrük memurları yetiştirmeğe de, ayrı bir önem verilerek 1892 yılında "Gümrük Darüttalimi" adı ile bir de okul açılmıştır.

Bilhassa tarife konusunda uzman gümrük memurları yetiştirmek için bir okul açılması gerekliliğini bildiren ve Rüsumat Emaneti'nden Sadaret Makamı'na yazılmış olan 6 Haziran 1892 tarihli yazı, o dönemin bir belgesi olarak aynen aşağıya alınmıştır.

"Gümrük tarife ve mukarreratı cedidesinin tatbikat ve icraatını teshil ve temin edecek esbap ve vesailin tetkik ve takibi emrinde teşebbüsatı lazımeye iptidar olunmuş ve bu yolda devam dahi ediliyor. Eşyanın tarife-i umumiyeye tatbikan tasnif olunabilmesini teshil için mukaddema erzan buyurulan müsadei seniyyeye tevfikan emaneti çakeri müsteşarlığı refakatine Almanya'dan bir memur celbedilecek, esamii eşyayi şamil ve tarife-i cedidenin fusul ve mevadına tabi olarak lisanı fransevi üzerine fıhristi umumi tanzim ettirilmekte ve İzmir rüsumat nezareti müfettişi seadetlü Rıza beyefendi hazretleri dahi, hayli vakittir merkezi emanette bulundurularak lisanı Türki ile tanzimi lazım gelen kısmını telif eylemekte olup, tarifei umumiye mevzu ve mahiyetinin vesaiti icraiye olan muayene memur ve katiplerine şimdiden talim ve tefhimi lazım ve belki labüt olmasile olbapta tanzim kılınan talimat ahkamına tevfikan iktiza edenlere, müşarünileyh Rıza beyefendi tarafından talim ve tedris edilmek ve emanet müsteşarlığının tahtı nezaretinde bulunmak üzere, Derseadet Emtiai Ecnebiye Gümrüğü Dairesi'nde bir Darüttalim tesisile fiiliyatına mübaşeret olunmak üzere bulunulmuştur.".

Gümrük Daruttalimi için hazırlanmış olan onsekiz maddelik Talimat'a göre, okulda, tarife cetveli ile ilgili nazari bilgiler verilecek ve eşyadan gerekli görülenlerinin numuneleri tarifeye tatbik edilecektir. Gümrüklerde çalışan bütün muayene memurları da buraya devam ile Şehadetname almaya mecbur tutulmuşlardır.

1892 yılında kurulan Gümrük Daruttalimi'nin adı, 1908 yılında ikinci meşrutiyet döneminde "Rüsumat Memurları Mektebi"ne çevrilmiş, Birinci Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine de 1914 yılında kapanmıştır.
 

CUMHURİYET DÖNEMİ:

İkinci Meşrutiyet Dönemi'nde teşkilatın yapısında değişiklik yapılması ve gümrüklerin Umum Müdürlük şeklinde Maliye Vekaleti'ne bağlanmasından sonra, gümrüklerin bu teşkilat yapısı Cumhuriyetin ilk dokuz yılında da aynen sürdürülmüştür.

Ancak, Cumhuriyet dönemi gümrüklere sahip çıkılan ve gümrüklerle ilgili köklü tedbirlerin alındığı bir ayrı dönem olmuştur.

Cumhuriyet döneminin başlangıç yıllarında gümrük mevzuatı çeşitli kanun, kararname ve tefsirlerle oldukça dağınık bir uygulama içinde idi. Cumhuriyetin ilk dokuz yıllık döneminde, önce, müeyyide olarak yeterli bulunmasa da, 1126 ve 1510 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunlar yürürlüğe konulmuş; Yeni Gümrük Tarifesini hazırlamak üzere Bakanlar Kurulu Kararı ile bir komisyon kurulmuş ve sonuçta, spesifik sistemi esas alan 1.6.1929 tarihli 1499 sayılı ilk "Gümrük Tarifesi Kanunu" 1 Ekim 1929 tarihinde uygulanmaya başlanılmıştır. Böylece gümrük mevzuatı ilk defa bir bütünlük kazanmıştır. Bu Kanunun büyük bir bölümünü oluşturan "Gümrük İthalat Umumi Tarifesi Cetveli" Türkiye'ye getirilecek eşyanın her 100 Kg.ı üzerinden vergi alınmasını öngören bir düzenleme ile hazırlanmıştı.

Bugün yürürlükte olan ve vergilendirmede "Advalorem" esasını getirmiş olan "Gümrük Giriş Tarife Cetveli" ise, 14.5.1964 tarihli 474 sayılı Kanundur.

Tarife kanunlarından ayrı olarak yayınlanan ilk Gümrük Kanunu da 2.5.1949 tarihli 5383 sayılı yasadır.

1499 sayılı Gümrük Tarifesi Kanunu'nun 1.10.1929 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanması ve gümrük resimlerinin de arttırılmış olması nedeniyle, kaçakçılık olaylarında da artışlar görülmüş ve kaçakçılık olayları güney sınırlarımızda büyük boyutlara ulaşmıştır.

Bunun üzerine, gerek gümrük hizmetlerinin daha iyi bir şekilde yürütülmesinin temini ve gerekse kaçakçılıkla mücadelede etkinlik sağlanması yönlerinden, bir dizi tedbirler alınması gerekliliği duyuldu. Bu tedbirler cümlesinden olmak üzere, 27 Temmuz 1931 tarihli 1841 sayılı Kanunla, güney sınırlarımızda, yarı askeri bir hüviyet gösteren Gümrük Muhafaza Umum Kumandanlığı kuruldu.

Bu tedbirler meyanında, Gümrük Teşkilatının idari yapısında da çok önemli bir değişikliğe gidilerek, 29 Aralık 1931 tarihli ve 1909 sayılı Kanun'la Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti kuruldu.

Ayrıca, 1917 sayılı kanunla Gümrük Muhafaza Umum Kumandanlığı ve 1989 sayılı kanunla da o tarihte Maliye Bakanlığına bağlı bulunanTekel İdare ve İşletmeleri, yeni kurulan Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti'ne bağlandı.

Böylece, gümrükler 1861 yılında Rüsumat Emaneti organizasyonu adı altında doğrudan Sadrazamlığa bağlı olarak yönetilirken, Rüsumat Emaneti'nin 1909 yılında kaldırılarak Rüsumat Umum Müdürlüğü olarak Maliye Bakanlığı'na bağlanması uygulamasından, 22 yıl sonra vazgeçilmiş ve gümrükler, tekel idaresi ile birleştirilerek bir Bakanlık çatısı altında yeniden organize edilmiş oldu.

Yeni oluşuma gidilmesi nedeninin, kaçakçılıkla etkin bir şekilde mücadele edilebilmesinin yanında, gümrük ve tekel hizmetlerinin de en iyi bir şekilde yürütülmesinin sağlanması olduğunu, Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti'nin kuruluş gerekçesinden anlıyoruz.. Sözüedilen gerekçede;

"Gümrük muamelatının aldığı hususi ehemmiyet, inhisar işlerinin kesbettiği vüs'at, kaçakçılık için alınacak ciddi tedbirler, btün bu işlerin Maliye Vekaletinin asli hizmetlerinden ayrı olarak tedvir ve takibinde Devlet için daha faydalı olacağından, mesaisini münhasıran bu veçhelere tahsis eden bir Vekaletin teşkili muvafık görülmüş ve maruz muamelatın layık olduğu iktisadi ve inzibati noktalardan da bu teşekkülün Devlet için menfaatli olacağı teemmül edilmiştir.Vekalet teşekkülü adı altında toplanan Gümrük ve İnhisar işlerinin tevhit ve merkezi nakli neticesinde bütçeye ayrıca bir külfet tahmil edilmiyeceği aşikardır. Bu maksat ve gereklerle Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti ünvanı altında ihdası faydalı görülen..." denilmektedir.

Kuruluştan dört yıl sonra Bakanlığın teşkilat ve vazifelerine dair kanun hazırlanmıştır. 2825 sayılı 9.10.1935 tarihli olan "Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti'nin Teşkilat ve Vazifelerine Dair Kanun" hükümlerine göre, kuruluş sırasında Vekaletin ana hizmet birimleri Gümrükler Umum Müdürlüğü, İnhisarlar Umum Müdürlüğü ve yarı askeri görünümlü hüviyetteki Gümrük Muhafaza Umum Kumandanlığı'ndan oluşuyordu.

Vekaletin taşra teşkilatı ise, gümrük ve gümrük muhafaza kuruluşları ititbariyle Başmüdürlük, Müdürlük, Başmemurluk, Amirlik ve Memurluk şeklinde düzenlenmişti.

Diğer taraftan, aynı dönemde Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti Teşkilat ve Vazifelerine Dair 2/14153 sayılı Nizamname de yayınlanmıştır.

Bu arada, mevzuata yönelik yapılan çalışmalar da yürütülüyordu. Bu çalışmalar sonucunda, daha önce uygulamaya konulmuş olan 1510 sayılı kanuna göre daha ağır müeyyideler taşıyan, 1918 sayılı "Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun" 1932 yılında yürürlüğe konuldu. Halen yürürlükte bulunan ve zaman içinde günün koşullarına göre çeşitli değişikliklere uğramış olan bu kanuna göre, kaçakçılık davaları tutuklu olarak devam eder, kaçakçılık suçlarından dolayı mahkumiyet halinde ceza tecil edilmez ve sürgün cezası uygulanırdı. Ayrıca, bu kanuna göre kaçakçılık davalarına bakmak üzere üç yıl süre ile özel ihtisas mahkemeleri de kuruluyordu.

Bu dönemde, kaçakçılıkla etkili bir şekilde mücadele edebilmek için Vekaletin personel politikası üzerinde de önemle duruldu.Teftiş ve tahkikatlar sırasında veya merkezde dosya üzerinde yapılan incelemelerde, çeşitli nedenlerle yetersizliği saptanan memurların, Vekalet Disiplin Kurulu Kararı ile memuriyetten ihraç edilmelerini hüküm altına alan ve kapsamı daha sonra 2350 sayılı kanunla genişletilmiş olan, 7 Ocak 1932 tarihli 1920 sayılı Kanun yürürlüğe konuldu.

Diğer taraftan, Cumhuriyet öncesi 1918 senesinde uygulamaya konulan Gümrük Kanunu, günün değişen ekonomik şartları karşısında yetersiz kaldığından, bu konuda da yapılan yeni çalışmalar sonucu hazırlanan tasarı kanunlaştı. 2 Mayıs 1949 tarihli 5383 sayılı olan bu kanun Cumhuriyet döneminin ilk Gümrük Kanunu'dur.

Bu dönemde, ülkemiz uluslararası gelişmeleri de yakından takip etmiş ve merkezi Cenevre olarak 1947 yılında kurulan ve 1948 yılında faaliyete geçen Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması'na (GATT) (Bugünkü Dünya Ticaret Örgütü) katılınırken, merkezi Brüksel olarak 1950 yılında kurulan Gümrük İşbirliği Konseyi'nin (Bugünkü Dünya Gümrük Örgütü), ilk üyeleri arasında yer almıştır.

Uluslararası ticaretin kolaylaştırılması ve bu nedenle de ülkeler arasında gümrük uygulamalarının yeknesaklaştırılması bakımından, Gümrük İşbirliği Konseyi tarafından hazırlanan Nomanklatür ve Kıymet Sözleşmelerine, 7 Ocak 1955 tarihli 6449 sayılı Kanunla taraf olunmuş, yürürlükteki 5383 sayılı Gümrük Kanunu'nda yapılan değişikliklerle, spesifik tarife terkedilmiş ve kıymet sistemine dayalı yeni nomanklatür uygulanmaya başlanmıştır.

Gümrük mevzuatı ve tekniği konusundaki bu çalışmalar sürerken, 16 Temmuz 1956 tarihli 6815 sayılı Kanunla Gümrük Muhafaza Umum Kumandanlığı kaldırılarak, sınır, kıyı ve kara sularımızın muhafaza ve emniyeti ile gümrük bölgesinde kaçakçılın men, takip ve tahkiki görevi İçişleri Bakanlığı'na devredilmiş, ancak, gümrük kapılarıyla, gümrük teşkilatı bulunan hava ve deniz limanlarıyla, Marmara Denizi, Çanakkale ve Karadeniz boğazlarında ve bu yerlerdeki gümrük bölgesinde gümrük muhafaza vazifeleriyle, kaçakçılığın men, takip ve tahkik görevleri Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti'ne verilmiştir.

Bu yeni duruma göre, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatının yapısı, 2825 sayılı "Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti'nin Teşkilat ve Vazifelerine Dair Kanun"da, 6851 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle yeniden düzenlenmiş ve Gümrük Muhafaza Umum Kumandanlığı'nın yerini, merkezde Gümrük Muhafaza Müdürlüğü almıştır.

Öte yandan, 1972 yılında bir kamu iktisadi teşebbüsü olarak kurulan Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü de ilgili kuruluş olarak Gümrük ve Tekel Bakanlığı'na bağlanmıştır.

Daha sonra, 1975 yılında yapılan iç düzenlemelerle, merkezde şube müdürlüğü veya daire başkanlığı olarak faaliyette bulunan bazı birimler, Kontrol Genel Müdürlüğü, Dış Antlaşmalar Genel Müdürlüğü, (1975 de kurulmasına rağmen fiilen oluşturulamaması nedeniyle) 1981 yılında yapılan düzenlemeyle Tasfiye Genel Müdürlüğü kurulmuş ve keza, Gümrük Muhafaza Müdürlüğü ile Zat ve Sicil İşleri Müdürlüğü Genel Müdürlük düzeyine yükseltilmiş, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü ile Personel ve Eğitim Genel Müdürlüğü ihdas olunmuştur.

Diğer taraftan, bu dönemde günün ekonomik şartlarından kaynaklanan gereklilik nedeniyle yeni bir gümrük kanunu çalışmalarına başlanmış ve hazırlanan tasarı 1962 yılında yasama organına gönderilmiş, ancak, tasarı o günlerde kanunlaşamamış, daha sonra yapılan değişikliklerle yeni bir tasarı halinde yasama organına gidilmiş ve tasarı kanunlaşmıştır. Hazırlanan ve halen yürürlükte bulunan 19 Temmuz 1972 tarihli l615 sayılı Gümrük Kanunu, 1 Şubat 1973 tarihinde uygulamaya konulmuştur.

Bu yasa, gümrük vergisi yükümlüsünün, gümrük hattından eşya geçiren gerçek veya tüzel kişi olduğunu, gümrük vergisinin matrahının, eşyanın satış bedeli bulunduğunu, vergiyi doğuran olayın, vergiye tabi malları Türkiye Cumhuriyeti gümrük hattından geçirmek üzere gümrük idarelerine yapılan beyanın teşkil ettiğini öngörmektedir.

Gümrük vergisi, mal gümrük hattını geçmeden tahsil edilir. Ayrıca, Türkiye'ye kesin olarak girecek ticari eşya için yazılı beyan zorunluluğu vardır ve bu beyan, gümrük tarife cetvelinin düzenlemesine uygun olarak gümrük beyannamesiyle yapılır. Diğer taraftan, gümrük vergisi oranları Gümrük Tarife Cetveli'nde belirtilmiştir. Öte yandan, Cumhuriyet döneminde teşkilatın yapısı bir değişiklik daha göstemiştir.

1931 yılında kurulduktan sonraki dönemde, kaçakçılık olaylarında artışlar görülmesi ile diğer bazı hususlar yönünden yapılan eleştiriler nedeniyle, gümrük idareleri ile tekel idare ve işletmelerinde incelemelerde bulunması için, Başbakanlıkca görevlendirilen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Ord.Prof.Dr.Alfred İSAAC tarafından, 1949 tarihinde Başbakanlığa sunulan raporda, hakkında, ülkemizin bünyesine en uygun bakanlıklardan birisi olduğu ve uygulamada görülen aksaklıkların ise, esasta değil teferruatta bulunduğu belirtilen Gümrük ve Tekel Bakanlığı 1983 senesinde kaldırılmış, 13.12.1983 günlü 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Maliye ve Gümrük Bakanlığı kurulmuş ve Gümrük ve Tekel Bakanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatı da yeni kurulan bu Bakanlığın bünyesi içinde aynen yer almıştır.

Ancak, o tarihte Tekel Genel Müdürlüğü de KİT haline dönüştürüldüğünden, Çay Kurumu Genel Müdürlüğü ile birlikte Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nın teşkilat yapısında, Bakanlığın bağlı kuruluşu haline gelmişlerdir. Gümrük ve Tekel Bakanlığı bünyesinde iken Genel Müdürlük olarak organize edilmiş olan Tasfiye Genel Müdürlüğü de, Maliye ve Gümrük Bakanlığı teşkilatında, önce merkezde Tasfiye Dairesi Başkanlığı olarak düzenlenmiş, daha sonra da 16.5.1984 tarihli 3007 sayılı Kanunla Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Tarihi gelişimi içinde, 1983 yılında Maliye Bakanlığı ile birleştirilen ve bir anlamda tekrar Maliye Bakanlığı'na bağlanmış olan Gümrük Teşkilatı'nın bu yapısı 1993 senesine kadar sürmüş, 2.7.1993 günlü 485 sayılı "Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile gümrükler, tekrar Maliye Bakanlığı'ndan ayrılarak, Başbakanlığa bağlı bir Müsteşarlık olarak organize edilmişlerdir.

Bilahare, 7.9.1993 günlü 521 sayılı ve 19.6.1994 günlü 541 sayılı Kanun Hükmünde Kararnemeler ile değişikliklere uğrayan, 2.7.1993 günlü 485 sayılı "Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname"nin;

"Amaç" başlığı altındaki 1 inci maddesi, "Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, Gümrük ve Gümrük Muhafaza hizmetlerini düzenlemek ve yürütmek, kaçakçılık fiil ve teşebbüsleri ile mücadele etmek üzere, Başbakanlığa bağlı Gümrük Müsteşarlığının kurulmasına, teşkilat ve görevlerine ilişkin esasları düzenlemektir. Başbakan, bu teşkilatın yönetimi ile ilgili yetkilerini gerekli gördüğü takdirde Devlet Bakanı vasıtasıyla kullanabilir.";

"Görev" başlığı altındaki 2 nci maddesi, "Gümrük Müsteşarlığının görevleri şunlardır. a) Gümrük politikasının hazırlanmasına yardımcı olmak, gümrük politikasını uygulamak, b) Gümrük Kanunu ve gümrüklerle ilgili diğer mevzuat ile uluslararası sözleşmeler hükümlerinin uygulanmasını sağlamak, c) Gümrük tarife oranlarının tesbitine yardımcı olmak, gümrük vergileri ile gümrüklerce alınan diğer gelirler ve fonların tarhı, tahakkuk ve tahsilini sağlamak ve kontrol etmek, d) Gümrük kontrolüne tabi kişi eşya ve araçların muayene ve kontrolünü yapmak, bu işlemlerin etkin ve süratli yapılmasını sağlayacak tedbirleri almak, e) Gümrüklerle ilgili istatistiki bilgileri toplamak ve değerlendirmek, f) Gümrük denetimine tabi eşya ve araçların muhafazasını sağlamak, gümrükte giriş ve çıkış işlemlerine tabi eşyanın, saptanmış olan norm ve standartlara uygunluğunu denetlemek, g) Kara hudutlarındaki gümrük kapıları ile pasavan kapılarında, gümrük teşkilatı bulunan hava ve deniz limanlarında ve serbest bölge ve çeşitli antrepo ve iç gümrük sahalarında ve gümrük bölgelerinde gümrük muhafaza görevleri ile kaçakçılığın men., takip ve tahkik görevlerini yerine getirmek, h) Diğer yer ve sahalarda da gerektiğinde ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, i) Milletlerarası kuruluşların Müsteşarlık hizmetlerine ilişkin çalışmalarını takip etmek, bu konularda görüş oluşturmak yurtdışı ve yurtiçi faaliyetleri yürütmek, j) Çeşitli kanunlarla Müsteşarlığa verilen görevleri yapmak, k) Bu görevleri yerine getirecek meslek memurlarını yetiştirmek, ve bu konudaki düzenlemeleri yapmak, l) Yukarıdaki görevlerin uygulanmasını takip etmek, değerlendirmek, incelemek ve denetlemek."; hükmünü öngörmektedir.

Anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı maddesine göre, Müsteşarlığın ana hizmet birimleri Gümrükler Genel Müdürlüğü, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü, Gümrükler Kontrol Genel Müdürlüğü ve Avrupa Topluluğu ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nden; 11 inci maddesine göre Danışma ve Denetim Birimleri, Teftiş Kurulu Başkanlığı, Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği ve Müsteşarlık Müşavirlerinden ve Yardımcı Birimler de, Personel Dairesi Başkanlığı, Eğitim Dairesi Başkanlığı, İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı, Muhabere ve Elektronik Dairesi Başkanlığı ile Savunma Uzmanlığından oluşmaktadır.

Gümrük Teşkilatı ayrılıp, Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı kurulurken, başlangıçta Gümrük ve Tekel Bakanlığı'ndan, Maliye ve Gümrük Bakanlığı'na intikal eden ve asli görevi gümrüklerde tasfiyelik hale gelmiş eşyanın tasfiyesini sağlamak olan ve bu arada gümrük sundurma işletmeciliği de yapan Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Maliye Bakanlığı'na bağlı olarak kalmış, Tekel Genel Müdürlüğü ile Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü de KİT statüsünde Başbakanlığa bağlı hale getirilmişlerdir.

Cumhuriyet döneminde gümrüklerce tahsil edilen vergilere baktığımızda, zaman içinde oldukça değişim gösterdiğini görüyoruz. Gümrüklerce tahsil edilen vergilerin tamamına "gümrük vergileri" denilmektedir. "Gümrük vergisi" de bu tanıma dahildir. İthalatta alınan vergi ve resimlerin en belirgini gümrük vergisidir. Gümrük vergisinin dayanağı Gümrük Kanunudur. Bunun yanında, kendi özel kanunlarına ve çeşitli matrahlara göre "İstihsal Vergisi", "Rıhtım Resmi" (Ulaştırma Alt Yapıları Resmi), "Damga Resmi", "Belediye Hissesi" ve "Fon"lar ithalatta zaman içinde tahsil edilegelmiş, bunlardan 6802 sayılı Kanuna istinaden tahsil edilen İstihsal Vergisi, 25.10.1984 tarihli 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile 1.1.1985 tarihinden geçerli olmak üzere kaldırılmış, yerine aynı tarihten geçerli olmak üzere "İthalatta Alınan Katma Değer Vergisi" konmuş, 25.6.1992 tarihli 3824 sayılı Kanunla da, 827 sayılı Kanuna müstenit "Ulaştırma Alt Yapıları Resmi", 2380 sayılı Kanuna dayalı "Belediye Hissesi" ve 3675 sayılı Kanuna istinaden tahsil edilen "İthalde Alınan Damga Resmi" yürürlükten kaldırılmıştır.

Halen, ithal eşyası sadece gümrük vergisi ve katma değer vergisine tabi tutulmakta, tarım ürünleri gibi bir kısım mallarda da bunlara ilaveten fon tahsil edilmektedir. Bu dönemde, ihracat vergisi uygulamasına son verilmiştir. İhracatta bazı yerli mahsullerin ihracına uygulanan fon dışında herhangi bir vergi bulunmamaktadır.

Cumhuriyet döneminde ve yakın tarihte Teşkilatımız açısından gerçekleştirilen en önemli çalışmalardan birisi de, Avrupa Topluluğu ile Türkiye arasında sağlanan "Gümrük Birliği" konusunda olmuştur.

Türkiye ile -o zamanki ismiyle- Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında 1.12.1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ile başlayan, 23.11.1970 tarihinde imzalanan ve 1.1.1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol'le devam eden bir sürecin sonucu olarak, Türkiye-Avrupa Topluluğu 36 ncı Ortaklık Konseyi'nin 6.3.1995 günlü Kararı ile 1.1.1996 tarihinde başlamak üzere taraflar arasında bir "Gümrük Birliği" tesisi öngörülmüştür.

İki veya daha fazla ülkenin bir araya gelerek, kendi toprakları arasında malların serbest dolaşımını sağlamaları, gümrük vergilerini karşılıklı kaldırmaları ve üçüncü ülkelere karşı aynı gümrük vergilerini uygulamaları anlamına gelen gümrük birliği nedeniyle, Türk gümrük mevzuatının Avrupa Birliği mevzuatına yakınlaştırılması gerekiyordu. Başlatılan ve sonuçlandırılan çalışmalar sonucu bu uyum sağlanarak mevzuatımıza yansıtılmış ve öngörülen 1.1.1996 tarihinde Gümrük Birliği uygulamaları Türk gümrüklerinde başlatılmıştır.

 

 

 

 

EDI nedir ?

 

EDI, farklı kuruluşlardaki uygulamalar arasında yapısal veri değişimi şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımda yer alan yapısal veri değişimi, EDI'ın iş dünyasında kullanılan kağıt belge değişiminin yerine geçtiği anlamına gelir ve Elektronik Ticaret konusu ile doğrudan ilgilidir. EDI uygulamalarında veri, yapısal bir formatta transfer edilmektedir. Bu formata EDIFACT (İdari, Ticaret ve Nakliyata İlişkin Elektronik Veri Değişimi) adı verilir ve dünya çapında ticaretin kolaylaştırılması konusunda kurulan BM 4.Çalışma Grubunun bir girişimidir. Yaklaşık on yıl önce, uluslararası ticaretin etkinliğini artırmak amacıyla, ticari verilerin içeriğine elektronik yoldan ulaşabilmek için bir dünya standardına gereksinim duyularak bu girişim başlatılmıştır. Standartlaşma süreci ise UN/EDIFACT formatına ilişkin ISO standardlarının ilk yayınlandığı 1987 yılında başlamıştır .

 

EDI'nın yararları nelerdir?

 

EDI'ın giderek küçülen ve firmalar arasında etkileşimin önemli bir sorun olduğu bir dünyaya getireceği yararlar hakkında çok şeyler yazılmıştır. EDI'ın en genel ve klasik anlamda yararı , belgelerin varacakları yere ulaşma süreleri ve buna bağlı olarak sipariş sürelerinin azaltılması şeklinde belirlenmiştir. Bir başka anlatımla, herşeyin zamanında yapılarak hiçbir kaynağın boşa harcanmaması planlanmaktadır. EDI'ın doğrudan sağladığı diğer bir yarar da , iletişimde insan unsuruna olan gereksinimi ortadan kaldırmasıdır. Dolayısıyla , büyük sorunlara neden olabilecek insan hataları ve diğer hatalar azaltılabilecektir. İki kuruluş arasında yapılan bir yazışma örneği üzerinden EDI'ın yararını anlatmaya çalışırsak ; EDI dışında bir ortamda hazırlanan yazı zarflanarak posta yoluyla diğer kuruluşa gönderilecektir. Bu yazının ,EDI yoluyla gönderilmesi tercih edildiğinde, yazı mesaj standardına dönüştürülerek posta hizmetlerine gerek kalmadan bir bilgisayar uygulamasından diğerine elektronik yoldan kısa süre içinde gönderebilecektir. Tüm bu yararları başlıklar halinde toparlamak gerekirse EDI ;  Hızlı ve doğru veri akışını, Daha etkin denetim yöntemlerinin geliştirilmesini, Üretkenliğin ve karlılığın artmasını, İş ilişkilerinin geliştirilmesini, Müşteri memnuniyetinin ve rekabet gücünün arttırılmasını sağlayacaktır.

 

EDI hangi alanlarda kullanılmaktadır ?

 

Ticaret alanında; endüstri, üretim, finans, bankacılık, sigortacılık, Ulaştırma alanında; kara, demir, hava, denizyolu, dağıtım, yer hizmetleri ve depolama, Kamu sektöründe; gümrük, uluslararası ve ulusal ticaret, istatistik,alanlarda kullanılmaktadır. EDI'ın en önemli kullanım alanlarından olan dış ticaret sektöründe EDI kullanımı ile gümrük idaresi ile gümrük partnerleri (ithalatçı/ihracatçı şirketler, gümrük Müşavirleri ), bankalar, İhracatçı Birlikleri, diğer kamu kuruluşları ve uluslararası kuruluşlarla elektronik olarak veri alışverişi sağlanmaktadır.

 

EDI ile gümrük işlemleri açısından ne gibi fayda sağlanmaktadır?

 

Gümrük işlemleri açısından ele alırsak, EDI'ın amacı gümrük işlemlerini yapmaya yetkili gümrük Müşavirleri veya ithalatçı/ihracatçı firma temsilcilerinin beyan bilgilerini gümrük bilgisayarına elektronik ortamda kendi bürolarından belli standartda transfer etmelerini sağlanması,  Bu uygulama ileGümrüklü sahaya eşyaların gelişi ile ithalatçı ve ihracatçılar beyanlarını hızlı bir şekilde gümrük idaresine verilebilmesi, gümrük idaresi beyanı ve gerekirse eşyayı minimum gecikme ile kontrol edilebilmesi, Gümrük beyannameleri , gümrük idaresinin bilgisayarına yeniden veri girişi yapılmadan aktarılması ve vergiler sistem tarafından hesaplandıktan sonra rahatlıkla kontrol edilebilmesi,  Daha gerçekçi istatistikler alınabilmesi, İşlemlerin basitleştirilmesi, Gümrük Müdürlüklerinde her gün iş takip eden yüzlerce Gümrük Müşaviri ve Yardımcısı sayısı EDI uygulaması ile azaltılması,  gümrük personeli üzerindeki fiziki iş yükü minimum seviyeye indirilmesi amaçlanmıştır.

 

EDI ilk kez hangi gümrükte uygulanmaya başlanmıştır ?

 

1998 yılı başlarında ilk kez Atatürk Havalimanı Gümrük Müdürlüğü'nde  uygulanmaya başlanmış olan , gümrük işlemlerine ilişkin BİLGE adlı yazılıma kendi bürolarından erişmek isteyen Gümrük Müşaviri firmaları 30.08.1999 tarihinde   EDI sisteminden yararlanmaya başlamışlardır.   2001 yılı Ekim ayı itibariyle diğer gümrük idarelerinde de uygulamaya geçilmiştir.

 

EDIFACT (EDI for Administration, Commerce and Transportation) Standardları ne demektir?

 

Elektronik Veri Değişimi kapsamındaki mesajlar Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen UN/EDIFACT standartları kullanılarak gönderilecektir. Bu standart kapsamında çeşitli kuruluşlar tarafından kullanılmak üzere mesajlar yayınlanmaktadır . Kuruluşlar veri alışverişlerinde bu standartları kullanan yazılımlar ile kendi verilerini standart mesajlara dönüştürerek, çeşitli iletişim ortamlarından veri transferlerini yapmaktadır. Bu transferlerde kullanılan iletişim protokolleri , ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü) tarafından onaylanan ve tanınan X25,X400 gibi protokollerdir.Fiziksel bağlantılarda ise kiralık hatlar,TURPAK veya Dial-Up bağlantılar tercih edilmektedir.

 

UN/EDIFACT mesajları içerisinde gümrük sektöründe kullanılan uluslararası mesajlar nelerdir ?

 

CUSCAR ( Customs Cargo Messages) : Gümrük Kargo Mesajları; Gümrük İdaresi ve taşıyıcı firmalar arasında kullanılan mesajdır. İçeriğinde taşıyıcı firma tarafından gümrük idaresine gönderilen özet beyan (manifesto) bilgileri vardır.

 

CUSDEC ( Customs Decleration Messages) : Gümrük Beyannamesi Mesajları; İthalatçı/İhracatçı ve Gümrük Müşavirleri ile Gümrük İdaresi arasında kullanılan mesajdır. İçeriğinde gümrük idaresine verilen gümrük beyannamesi bilgileri vardır.

 

CUSRES ( Customs Response Messages) : Gümrük Cevap Mesajları; Gümrük İdarelerinden CUSDEC ve CUSCAR mesajlarına yöneltilen cevapları içeren mesajlardır .

 

CUSREP ( Customs Report Messages) : Gümrük Taşıma Raporu Mesajları; Her tür taşıma şekli için detaylı bilgileri içerir. Taşıyıcı firma ile gümrük idaresi arasında kullanılır. Her bir mesaj sadece bir taşımanın verilerini içerir ve aracın varışından sonra gönderilir. Boş konteyner ve yolcu sayısının da gümrük idaresine rapor edilmesinde kullanılır.

 

Gümrük müşavirleri EDI  kullanıcı kodu almak için izlenecek yol nedir ?

LGE yazılımını kullanan bilgisayar sistemi bulunan gümrük idarelerine gümrük beyannamesini Elektronik Veri Değişimi (EDI) adı verilen yöntemle göndermek isteyenlerin;

 

a) Kendilerine en yakın bilgisayar sistemi bulunan gümrük idaresinden veya Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü 'nden (Gümrük Müşavirleri Şube Müdürlüğü)  BİLGE kullanıcı kodu ve şifresini almaları;

 

b) BİLGE kullanıcı kodunu alan yükümlülerin EDI kodunu almak üzere, Gümrükler Genel Müdürlüğü Gümrük Müşavirleri Şube Müdürlüğüne ekli dilekçe ile şahsen veya posta yolu ile başvurmaları gerekmektedir.

 

EDI Kullanıcı Kodu talep edilmesi halinde verilecek dilekçe örneği

·         sıkıştırılmış formatı

LGE ve EDI Kodlarının ilişkilendirilmesi için verilecek dilekçe örneği  

·         sıkıştırılmış formatı

EDI Kullanıcı ve Mesaj şifrelerinin kaybı halinde verilecek Dilekçe Örneği

·         sıkıştırılmış formatı

LGE KULLANICI KODU almak için izlenecek yol nedir ?

 

LGE Yazılımının uygulandığı gümrük idarelerinde kullanılan BİLGE Kullanıcı kodu ,  Gümrük Müşavirleri tarafından sadece bir kez alınacak ve Türkiye genelinde Otomasyona geçmiş tüm idarelerde aynı kod ve şifre kullanabilmektedir.

Gümrük Müşavirleri  kod ve şifre başvurularını kendilerine en yakın otomasyonlu gümrük idaresinde yapabileceklerdir.

 

Şifre Değişiklikleri https://uygulamalar.gumruk.gov.tr/ adresinden yapılabilmektedir.

Bilge Kullanım Kılavuzu

 

 

 

 

 

 

TARIC NEDİR?


 

Avrupa Birliği üyesi ülkelere yapılan ihracatta uygulanan vergi ve tarifeler sistemidir.

 AVRUPA BİRLİĞİ TARİC WEB SAYFASI ?

Avrupa Birliği tarafından hazırlanan, üye ülkelere yapılacak ihracatta ürün bazında, ülkelere göre uygulanan vergi ve tarifelerin en güncel biçimde yayınlandığı web sitesidir. 19 ayrı dilde yayın yapmaktadır.  Avrupa Birliği Taric Web sayfasına,   

http://europa.eu.int/comm/taxation_customs/dds/cgi-bin/tarchap?Lang=EN adresine  tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

NASIL KULLANILIR ?

 

Yukarıdaki bağlantıya tıklayarak Taric Web Sayfasına giriş yaptığınızda aşağıda resmi görüntülenen sayfaya ulaşabilirsiniz. 

 

 

1- Web sitesini görüntüleyebileceğiniz dil seçenekleri

2- Gümrük Vergisi oranının görüntülemek istediğiniz ürünün 8 basamaklı G.T.İ.P kodunu giriniz.

3- Eğer G.T.İ.P kodunu bilmiyorsanız bu bağlantıya tıklayarak öğrenebilirsiniz.

4- İhracat yapacak ülkeyi seçiniz.

5- Gümrük Vergisi oranını görüntülemek istediğiniz tarihi seçiniz.

6- Tıklayarak seçtiğiniz ürün ve ülkeye uygulanan vergi oranını görüntüleyebilirsiniz.

7- Seçtiğiniz ürünün tanımını gösterir.

8- Seçtiğiniz ürünün ihracat kısıtlamalarını ve yasaklarını gösterir